Eğer çevreciler dünyada büyük güç sahibi olan şirketlerle aynı masaya oturup sorunları konuşmaya yanaşmazlarsa, dünyanın çevre sorunlarını çözmek sadece bir hayal olarak kalacak.
Geçmişteki bazı toplumlar çökerken, bazıları böyle bir sonla karşılaşmadı. Öyleyse bazı toplumları böyle kırılgan yapan şey neydi? Geçmişteki toplumları eko-intihara sürükleyen süreç tam olarak nasıl oluştu? Bazı geçmiş toplumların (günümüzden geçmişe bakıldığında) farkedilmemesi imkansız olan o kaosu göremeyip içine sürüklenmelerinin sebebi neydi? Bunların yanında, geçmişte işe yaramış çözümler nelerdi? Eğer tüm bu sorulara cevap verebilirsek, Somali gibi başka çöküşlerin olmasını beklemeden, şu an hangi toplumların risk altında olduklarını ve hangi tedbirlerin en fazla işe yarayacağını tespit edebiliriz.
Acaba elindeki etkili modern teknolojiyle neredeyse yedi milyara ulaşmış günümüz nüfusu, geçmişin daha az imkanlara sahip olan birkaç milyonluk nüfusuna göre küresel çevre parçalanmasına daha mı çok katkıda bulunuyor? Modern teknoloji sorunlarımızı çözebiliyor mu? Yoksa mevcut sorunları çözerken, bir yandan da büyük bir hızla başka sorunları mı beraberinde getiriyor? Orman, yağ veya okyanus balıkları gibi kaynakları tüketip yerlerine plastik, rüzgar ve güneş enerjisi veya çiftlik balıkları gibi yeni kaynaklar koymaya ne kadar güvenebiliriz? Dünya nüfusunu idare edilebilir bir seviyede tutmaya yönelik çabalar sürerken, insan nüfusu artış hızı düşüşe geçmedi mi?
Birçok kişi küresel medeniyetin bir tehdit unsuru olan eko-intiharın nükleer savaş ve hastalıkları gölgede bırakacağından korkmaktadır. Günümüzde karşı karşıya kaldığımız çevresel sorunlar, geçmişteki toplumları zayıflatan sekiz unsura ek olarak dört yeni unsuru daha gündeme getirmiştir: İnsanların sebep olduğu iklim değişikliği, zehirli kimyasalların çevrede oluşturduğu birikim, enerji kıtlığı ve dünyanın fotosentez yapma kapa sitesini insanların sonuna kadar kullanması. İddialara göre bu oniki unsur ya da bu unsurların birçoğu önümüzdeki yirmi otuz yıl içerisin de küresel anlamda kritik bir noktaya ulaşacaktır. Ya bu sorunları o zamana kadar çözeriz ya da sorunlar sadece Somali'yi değil, Birinci Dünya ülkelerinin de ayağını kaydırır...
Ya zarlar toplumların trajedi hikayeleri ile insanlarınki arasında bir benzerlik kurmayı cazip bulurlar. Bu anlamda toplumların da doğup büyü düklerini, gençlik, yaşlılık dönemleri geçirdikten sonra öldüklerini düşünürler. Özellikle en verimli yıllarla ölüm arasında geçen o uzun soluklu yaşlılık döneminin toplumların hayatında da var olduğu düşüncesin dedirler. Ne var ki bu benzetme birçok eski toplum-ve çağdaş Sovyet ler Birliği-için doğru değildir...