Uzun zamandır toplumların gizemli bir şekilde terk edilmelerinde ekolojik problemlerin kısmen rol oynadıklarından şüphelenilmektedir. Öte yandan bununla bağlantılı olarak insanların toplumlarının bel bağladıkları çevresel kaynakları hesapsız kullanmaları sonucunda kendi elleriyle sonlarını hazırladıklarına inanılmaktadır. Kasti olmayan bu ekolojik intihar, yani eko-intihar, arkeolog, klimatolog, tarihçi, paleon tolojist ve polenleri inceleyen bilim adamlarının son yirmi otuz yılda yaptıkları birtakım keşiflerle de teyid edilmiştir. Eski uygarlıkların çevrelerine verdikleri zararla kendilerini yok etme süreci, önemi göreceli olarak değişen sekiz sınıfa ayrılır: Ormanların yok oluşu ve yerleşim alanlarının ortadan kalkması, toprak sorunları (erozyon ve toprak gübre kayıpları), su yönetimi sorunları, gereğinden fazla avlanma, balık avlama, yerel hayvan cinslerinin yanına dışarıdan başka hayvan cinslerinin katılması, insan nüfusunun artışı ve insanların gittikçe artan etkisi.
Son birkaç yüzyıla şöyle bir baktığınızda medeniyetlerin tarıma elverişli topraklarını yok ettiklerini, kendi nüfuslarını artık besleyemeyecekleri bir noktaya ulaştıklarını göreceksiniz.
Ama mesele, Moğollarla işbirliği yapan Asyalı fatihlerin Türkiye'nin orijinal Hint-Avrupa halkını bertaraf edip genlerini yok etmesi değildir. Genetik araştırmalar bugünkü Türklerin genlerini üçte ikisinin tarımı Avrupa'ya getiren eski Türklerden, üçte birinin de modern Türk dilini getiren Asyalı istilacılardan aldığını ortaya koyuyor. Bu yüzden Türkiye, Avrupa ve Asya'yı genetik olarak etkilemiştir, tıpkı şu anda bulunduğu bölge itibariyle etkilediği gibi. ilk zamanlardan günümüze modern Türkiye'nin jeopolitik, kültürel ve ekonomik rolünün ortaya çıkardığı bu genetik ve coğrafi gerçekler, onun Asya ve Avrupa Birliği ile Müslüman ve Hıristiyan dünya arasında bir köprü vazifesi görmesini sağlamıştır.
Ne var ki bugün siz Türkler ne Hititçe ne de bir başka Hint-Avrupa dilini yazıp konuşabiliyorsunuz. Sizin yazıp konuştuğunuz Türkçe, Moğolcayı içeren Asya dil ailesine ait bir dil ve 1000 yıl önce Orta Asya'dan gelen fetihlerin bir sonucudur. Bu yüzden, Türkiye'de konuşulan eski diller ve Avrupa'nın orijinal dillerinin yerini alan Hititçe gibi, modern Türkçenin atası olan bir Asya dili Türkiye'de Hint-Avrupa dillerinin yerini almıştır.
3.000 yıl önce Türkiye'de konuşulan diller güçlü Hitit İmparatorluğu'nun dili Hititçe ve buna ilaveten Lidya, Likya, Luvian Palaic dilleriydi. Bu kaybolmuş dilleri korunmuş eski yazılardan biliyoruz, özellikle arkeologların Türkiye'nin İç Anadolu bölgesinde bulunan, başkente yakın Yozgat'ta keşfettiği Hitit İmparatorluğu arşivlerinden.