• Demekki aslında bu tabirle toplumların çöküş, kokusma ve yokoluş sürecine girmeleri anlatılmak istenmiştir. Birlik içinde iman ve salih amel üzere olan bir topluluk, kötülüğun, çöküşün, fesadin, kargasanin her köşeyi sarması, toplumun herc-ü merc olmasıyla yani Yecuc ve Mecuc'un ortaya çıkmasıyla giderek çöker.
  • Çöken karanlık Bran’in aklına Yaşlı Dadı’nın başka bir hikayesini getirdi, Gece Kralı’nın öyküsünü. “Gece Nöbetçileri’ne liderlik eden on üçüncü adamdı, korku nedir bilmeyen bir savaşçıydı,” derdi Yaşlı Dadı, “ve ondaki kusur buydu,” diye eklerdi, “çünkü bütün insanlar korkuyu bilmelidir.” Kralın çöküş sebebi bir kadındı; teni ay kadar beyaz, gözleri yıldızlar kadar mavi bir kadın Sur’un tepesinden gülümsemişti. Hiçbir şeyden korkmayan kral, kadının peşine düşmüş, onu yakalamış, onu sevmişti ama kadının teni buz kadar soğuktu ve kral ona tohumlarını verdiğinde ruhunu da vermişti.

    Kadını Gece Kalesi’ne getirmiş ve onu kraliçe, kendisini de onun kralı ilan etmişti. Yeminli Kardeşleri’ni bazı tuhaf büyülerle kendi iradesine bağlamıştı. Gece Kralı ve onun ceset kraliçesi, on üç yıl boyunca hüküm sürmüştü, sonunda Kışyarı’nın Stark’ı ve yabanılların Joramun’u Nöbet’i bu esaretten kurtarmak üzere işbirliği yapana dek. Kral düştükten ve Ötekiler’e kurbanlar verdiği ortaya çıktıktan sonra, Gece Kralı’nın bütün kuyudatı silinmiş ve adının anılması yasaklanmıştı.
  • Ne okuyayim ne okuyayım diye kivranirken arka kapağını okuduğum şu kitap bir anda beni içine aldı. Eger bir kitap okuyacaksam ön kapak, içi veya fiyatindan önce arka kapağına bakarim. İlgimi çekerse ikinci kistas fiyatıdır. Fiyatida makul ise okurum...

    Kitap fransiz filozof Guy Debord abinin sistem eleştirisi olarak ortaya çıkıyor. Öncelikle ciddi anlamda kapitalizm elestirisi yapıyor. Sonra bi bakıyorsun almış karşısına Rus Bolşevikleri patakliyor, sonra italyan anarşistlere giydiriyor, staline vuruyor, cumhuriyetcilere, hristiyanlara hatta taaaaaa amerikadaki uyuşturucu kartellerine kadar gidiyor sayin abimiz.

    Peki nedir bu "Gösteri" ? Çeviriden midir, benim kıtlığimdan mıdır bilmem ben ilk bölümde ne olduğunu çözemedim. Ama ikinci ve diğer bölümleri okuyunca hersey ayan beyan ortaya döküldü. Yazar gösteri olarak kapitalizmi anlatıyor, tüketimi anlatıyor, reklamları anlatıyor, metayi anlatıyor, metalasmis kültürü mesela turizmi falan anlatıyor. Kitabın yazıldığı dönemlerde televizyon bile yokken metaların ve tuketimin reklamla birlikte insanlari nasil çembere alacağını ihtiyaçtan ziyade fetişizme varan tüketimin kültüre, eğitime, dine hatta bir haftalığına çıkılan tatile kadar nasil sirayet edeceğini süper bir şekilde ortaya koymus. Taaa o günlerden bugünü gözünün içinden vurmuş Guy Debord beyefendi...

    Kitap, roman okumayi sevmeyenler için okumasi harika olur. Kapitalizm eleştirisi ve stalin eleştirisi bakımından 1984 ve Hayvan Çiftliğinin alternatifi gibi. Çığrından çıkmış teknoloji ve önü alinamayan kültürel yozlaşma ve bilimsel çöküş bakimindan Cesur Yeni Dunyayi aratmaz. Distopik bir kuram kitabı gibi yani. Okurken asla umut vermiyor. Gelecekte alayiniz boku yediniz diyor. Kuramsal karamsarlık diye birsey varsa ahada bu vatandaş bunun beynidir... Zaten alkol falan derken kalbine tek kurşun sıkıp ahirete intikal etmiş. Işığı bol olsun.

    Teorik şeyleri, marksizim, anarşizm, sistem eleştirisi sevenler için güzel bir kitap. Başlarda biraz muğlak fakat vazgeçmeden devam edin ilerde ciddi kavgalar savaşlar var :)
  • Konuşma fırsatı verilmeyen, çatılardaki insanların kaybolan hikâyeleri ve bir Svetlana Aleksiyeviç incelemesi daha.

    SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN ÇÖKÜŞ DÖNEMLERİ...
    Ve sonrası. Yeni Rusya...

    " Elinde üç cep telefonu var, otuz saniyede bir içlerinden biri çalıyor. Günde on üç-on beş saat çalışıyor. İzin ve tatil yok. Mutluluk? Mutluluk da ne? Dünya değişti artık..." Yeryüzü cennetine demir yumruklarla adım adım. " İnsan hayatı satın alınıyor. Tanrı değilse bile tanrıcık oluyorsun!! SSCB'de doğdu hepsi ve hepsi hâlâ oralı."

    " Puşkin Meydanı’nda ilk McDonald’s açıldı...  Televizyonda ilk reklam bir Türk çayının reklamı. Eskiden her şey griydi, şimdi parlak renkler, çekici tabelalar. Her şeyi istiyor insan!"

    Peki nasıldı? Evet önceleri... Korkunç açlık zamanları. Barış ile savaşın arasında gümrük olmayan zamanlar. Mutfaklarda fantastik projelerin üretildiği zamanlar... Silah almaya dünden hazır olan insanlar. Şarkıların,  şiirlerin ve kitapların yasak olduğu zamanlar ve buna rağmen gizlice dinleyip okuyanlar. Ne değişti yasak gene yasak ama değişti işte, birbirleriyle alay edip, beraber yaşayan insanlar azaldı...

    Önceden, özgürlük öğretilmemiş sadece özgürlük için ölüm. Şimdi de pek farklı sayılmaz ki, özgürlük öğretildi fakat ölüme devam!

     Medyanın ötesidir Svetlana. Tarihin en kanlı terkedilmiş hikâyelerini bataklıklardan çıkaran güçlü kadın. Sovyetler Birliği'nin tarihi kesinlikle Aleksiyeviç'den de okunmalıdır. Umutla ve saygıyla!
  • “Neden bir çöküş döneminde yaşıyoruz? Neden dünya erdemi, gençliği, değerli tutkuları ve içtenliği hor görüyor? Bir zamanlar insanları kılıcınla doğradın, onların kılıçlarıyla yaralandın, en korkunç tehlikelere göğüs gerdin - hepsi de yeni bir Japonya kurmak içindi. Sonunda yüksek bir yere gelip herkesin saygısını kazandın, kahramanlık dolu bir çağda en büyük kahraman olarak öldün. Neden senin döneminin görkemine yeniden sahip olamıyoruz? Bu kısır ve aşağılık çağ daha ne kadar sürecek? Yoksa en kötüsü daha gelmedi mi? Erkeklerin tek düşündüğü para ve kadın. Erkekler bir erkeğe yakışan her şeyi unuttular. Tanrıların, kahramanların o büyük ve parıltılı çağı, İmparator Meiji’yle birlikte ölüp gitti. Onun gibisini bir daha görebilecek miyiz? Gençliğin gücünü bir kez daha esirgemeden ortaya koyacağı günleri? Şimdi kafe denen yerlerin dört bir yanda mantar gibi bittiği, havaya savuracak parası olan binlerce aylağı kendine çektiği, kız ve erkek öğrencilerin tramvaylarda insanı hayretler içinde bırakacak biçimde davrandığı, bu yüzden de onları artık birbirinden ayırmanın kaçınılmaz hale geldiği günümüzde insanlar, atalarının en korkutucu savaşlara bile atılmalarını sağlayan o tutkuyu büsbütün yitirdiler. Şimdi tek yapabildikleri şey kadınsı ellerini, en hafif yelde titreyen kuru, kırılgan yapraklar gibi telaşla sallamak. Bütün bunların nedeni ne? Böyle bir çağ, bir zamanlar kutsal olan her şeyi kirleten bir dönem nasıl olabildi?"
    Yukio Mişima
    Sayfa 76 - Can Yayınları(epub)
  • Nietzsche 1879 yılında hastalanınca profesörlükten istifa eder. Bu kitap 1883-85 arasında yazılmış. Yani Nietzsche yatalak olmadan yazdığı kitaplardan biriydi. Yazdığı zaman rağbet görmese de şimdilerde çokça bilinen ve felsefenin en önemli eserlerinden biri oldu. Arada içimden dinsizliğin kitabı bu olmalıdır diyorum. İçinde var olan ortaya çıkış, var oluş ve çöküş tabloları tıpkı insanın doğum, yaşam ve ölümünü anlatıyor. Çoğu kişinin elinin tersiyle iteceği bu yüce kitabı okuyanlar belli bir potansiyeli sahip kişiler -bence-. Bu kitabı 2. kez okuyuşum oldu. 1890'lara girmeye doğru Nietzsche için vahim son başlıyor. Tanrı öldü ile ne demek istediğini ancak kitabı bitirenler anlayabilirler. Yine de bazen Nietzsche'nin bile kendini anlamadığı dönemler olduğunu anlıyorum. Kitabın bazı cümleleri bunu gösteriyor. Hangimiz tamamen kendimizi anlayabiliyoruz ki?