Puan vermedi·184 syf.··
2026 138. kitabı
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminden 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanan, Doğu ile Batı'nın arasında sıkışmış İsyan Kitadar'ın hüzünlü hayat hikayesini büyük bir hayranlıkla okudum. Amin Maalouf, Beyrut ve Adana gibi kadim liman kentlerinin canlı fonunda, savaşların yok ettiği hayatları, kimlik çatışmalarını ve imkansız bir aşkı muazzam bir akıcılıkla anlatmış. Ortadoğu’nun o çok kültürlü, renkli ama bir o kadar da trajik geçmişine hüzünlü ve derinlikli bir yolculuk yaptım.
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,1bin okunma
Aziz Bey; öykü dünyasının en hüzünlü, en gerçek kişisi...
7/10
·88 syf.··
2026 53. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 00:43
Aziz Bey Hadisesi bir aşk uğruna sahip olduğu her şeyi kaybeden yaşlılığın yalnızlığına sürüklenen bir adamın çöküş hikayesi. Dili akıcı ve yoğun duygusallık var kitapta. Hüzünlü ama insan kadar gerçek bir öykünün anlatıldığı çok dokunaklı bir eser. Ayfer Tunç un okuduğum dördüncü kitabı ve yazımı, anlattığı duygular yine çok etkileyiciydi. Çok kısa, ancak sayfa sayısına ters orantılı olarak oldukça yoğun bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okuyan herkesi etkileyeceği kesin. Keyifli okumalar dilerim...
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,6bin okunma
Reklam
Yüzyıllık Yalnızlık Eser İncelemesi
Puan vermedi
Yüzyıllık yalnızlık sadece bir hikaye değil, insanlık durumunu ve toplumsal hafızamızı yansıtan ilginç bir yapıttır. Yazar, kendi çocukluk anılarından esinlenerek hayali bir kasaba kurgulamıştır. Hiçbir yere çıkmayan, hayali yolculuğumuzda bile kasabadan, başka yere doğru yürüdükçe gerçek dünyadan uzaklaştığımız, kaybolduğumuz düşsel bir mekan yaratılmış. Yazar mekanı öyle kurgulamış ki, okuru özgür bırakmak yerine sadece onun istediği yerlere gidilmesine olanak tanımış, onun yaratmadığı yerlerde ise boşluğa düşüyoruz, hayali coğrafyayı kendi fiziksel coğrafya imgelemimizle devam ettiremiyoruz. Jose Arcadio Buendia ve karısı Ursula böyle bir coğrafyaya gelip yeni bir hayat kurmak amacıyla Macondo kasabasını inşa ederler. Her şey saf, doğal, temiz ve el değmemiştir. Zamanla kasaba genişliyor, ailenin çocukları oluyor ve kasabaya farklı yerlerden çingeneler geliyorlar, yanlarında daha önce görmedikleri eşyalar, araç gereçler, gösteriler, ritüeller ile birlikte. Ve tabiki Melquiades. Bu yenilikler Arcadio'nun ilgisini çekiyor ve merak duygusunu tetikleyerek atölyesinde günlerce, haftalarca sadece onunla ilgilendiği icatlar, keşifler üzerinde çalışmaya başlıyor. Bu hikâyenin o kadar büyüleyici, o kadar acayip bir akışı var ki; zaman bu kitapta bildiğimiz gibi düz bir çizgi hâlinde ilerlemiyor. Adeta kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi sürekli bir sarmal çizip duruyor. İsimler bile hep aynı: José Arcadio'lar, Aureliano'lar, Amaranta'lar nesilden nesile aktarılıyor. Sanki her yeni doğan çocuk, bir önceki kuşağın kaderini, hatalarını, suçluluk duygusunu ve en önemlisi de yalnızlığını miras alıyor. Mesela ikinci kuşağın en çarpıcı karakteri Albay Aureliano Buendía'yı düşün. Adam tam yirmi yedi kere isyan bayrağı çekip iç savaşa katılıyor ama hiçbirini kazanamıyor. Çünkü
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2026 13. kitabı
Osamu Dazai’nin yazdığı bu roman, savaş sonrası Japonya’da soylu bir ailenin çöküşünü anlatır. Eski düzenin zenginliği ve gücü yok olurken, aile bireyleri yeni dünyaya uyum sağlayamaz ve dağılır. Kitap; çöküş, yalnızlık, değişim ve umutsuzluk temalarını işler. Özellikle bireyin toplumsal dönüşüm karşısındaki çaresizliği öne çıkar. Kısaca eser, bir ailenin hikâyesi üzerinden bir dönemin sona erişini anlatan hüzünlü bir romandır.
Batan GüneşOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 20234,537 okunma
Herkesin Bir Kumarı Var
8/10
·177 syf.··
2026 14. kitabı
Kumarbaz, şu ana kadar okuduğum Dostoyevski kitapları arasında en beğendiğim eser oldu. Kitaba 8/10 veriyorum. İlk bakışta kumar üzerine yazılmış bir roman gibi görünse de ben kitabın asıl konusunun kumar değil, insanın tutkularına ve takıntılarına yenilmesi olduğunu düşünüyorum. Roman boyunca dikkatimi çeken şey, neredeyse bütün karakterlerin bir şeylerin esiri haline gelmiş olmasıydı. Aleksey kumarın, General Matmazel Blanche'ın, Polina ise Fransızın etkisinden kurtulamıyor. Her biri farklı bir şeyin peşinden sürükleniyor ve sonunda o şey tarafından sömürülüyor. Romanı bitirdikten sonra fark ettiğim şey, aslında kitaptaki en büyük kumarbazın sadece Aleksey olmadığıydı. Kumar masasına oturan kişi Aleksey olsa da romandaki hemen hemen herkes başka bir şey uğruna hayatını riske atıyordu. Kimi aşkı, kimi parayı, kimi statüyü, kimi de gururunu bir kumar masasına sürüyordu. Bu yüzden kitabın adı Kumarbaz olsa da Dostoyevski bana göre sadece kumarı değil, insanın kendini kaybedecek kadar bağlandığı her şeyi anlatıyor. Aleksey ilginç bir karakterdi. Onu okurken bazen çok zeki olduğunu düşündüm, bazen de kendi hayatını kendi eliyle mahveden birine baktığımı hissettim. Sanki tam zeki olacakken olamamış biri gibiydi. İnsanları anlayabiliyor ama aynı zamanda sebepsiz yere olay çıkarıyor ve çektiği acılardan tuhaf bir şekilde haz alıyor. Bu yüzden ona ne tamamen hak verebildim ne de tamamen karşı çıkabildim. Kitaptaki en sevdiğim karakter ise Bay Astley oldu. Roman boyunca mantığını koruyabilen nadir insanlardan biriydi. Diğer karakterler hırslarına, tutkularına ve duygularına yenilirken onun daha sakin ve düşünerek hareket etmesi hoşuma gitti. Bana göre romandaki en olgun karakter oydu. Polina hakkında ise kesin bir yargıya varamadım. Dostoyevski karakteri biraz gizemli
Edebiyat
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,5bin okunma
Puan vermedi·680 syf.··
2026 4. kitabı
Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.  "Ne uzun yaşadım hiç yaşamaksızın! Ne çok düşündüm hiç düşünmeksizin! Durgun şiddetlerle, kıpırdamadan aşılmış serüvenlerle dolu dünyalar çöküyor üstüme. Hiç sahip olmadıklarıma ve asla olmayacaklarıma doydum artık." Huzurlu odamda, kederler içinde yazıyorum, şimdiye kadar olduğum, bundan sonra da olacağım gibi yapayalnızım. Birden sıkıntı bastı. Sessizliğin nefesi kesilmişti bir anda. ...bende kalan hatıran öylesine temiz, öylesine okunaklı. “Ben ki hayatın ne olduğunu bile bilmezken,ben mi onu yaşıyorum yoksa o mu beni...” “Sevmekten âciziz, sevilmek için gereken sözlerse daha söylenmeden yorar bizi.” - Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum. Özlediğim hiçbir şey yok.Hayatım acıyor .Bulunduğum yer acıyor , kendimi bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor. Çöküş, bilinçaltının tamamen yitirilmesi demektir, çünkü bilinçaltı yaşamın temelidir. insan baskı altında yaşamamışsa, özgürlüğün değerini ölçemez. Şu küçücük dünyada herkes incitilmiş, isimsiz, herkes yanlış yerde. Hissetmek ne renktir acaba? fernando pessoa // huzursuzluğun kitabı
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,5bin okunma
Reklam
Reklam