„Belki de aşk batıl bir inançtı, yalnızlık gerçeğini kendimizden uzak tutmak için ettiğimiz bir dua. Başımı geriye yatırdım. Yıldızlar birbirine yakın görünüyordu ama aslında aralarında milyonlarca kilometre mesafe vardı. En nihayetinde belki de aşk inanılmaz parlak ve asla ulaşamayacağınız bir şeye özlem duymaktı.“
Riya, görüldükçe beslenen; görülmeyince çöken kırılgan bir dindarlık biçimidir. Ayet, bu kırılganlığın insan ruhunda oluşturduğu derin çatlağı işaret eder. Entropi yasası gibi riya da içten içe çöküş üretir. Kişi dışarıdan "dindar" görünür ama iç dünyası boşalır; şekil büyür, ruh küçülür. Tam da bu yüzden Kur'an, riyayı yalnızca ahlaki bir zaaf olarak değil, varoluşsal bir kayıp olarak tarif eder. Çünkü insan, ibadeti Allah'ın huzurundan çıkarıp insanların gözünde gerçekleştirmeye başladığında ibadetin dönüştürücü gücü körelir; ruh, gösteri alanında yorularak tükenir.
Geçmişi itibariyle yeni olmayan yabancılaşma, bazı düşünürlere göre Tevrat'ta peygamberlerin puta tapma dedikleri şeydir. Puta tapan insan, kendi elleriyle yarattığı şeylerin önünde eğilir ve put onun yaşam güçlerini yabancılaşmış bir biçimde gösterir. Fromm'a göre monoteist din peygamberlerinin politeist dinleri puta tapıcılık diyerek yadsımalarının tek nedeni, onların bir yerine bir çok tanrıya veya puta tapmaları değildir. Monoteist dinlerle politeist dinler arasındaki temel ayrım, yalnızca tanrıların sayısında değil, kendine yabancılaşma gerçeğinde yatar.
Sosyolojik anlamda yabancılaşma, kişinin, içinde yaşadığı topluma, kültürel değerlere, rol dağılımına, sosyal kurumlara ilgisinin kaybolması, değer ve normları anlamsız görmesi, kendisini yalnız ve güçsüz hissetmesi şeklinde tanımlandığında anomi ve sapmanın yabancılaşma ile yakın ilişki içerisinde oldukları ve üçünün birbirini izlediği söylenebilir. Anomi, sapma ve yabancılaşma, hangi sosyal ortam ve şartlarda ortaya çıkarlarsa çıksınlar, önlerine geçilmemesi durumunda, çıktıkları sosyal çevreyi kötü bir değişim sürecine sokacakları kesindir.
Açıktır ki bir toplumda kültürel (nasıl olması gerektiği) ile sosyal yapı (nasıl olduğu) arasında belirli bir farklılaşma görülebilir; ancak bu farklılaşma, büyük boyutlara ulaşırsa o takdirde toplumun toplumsal bütünleşme kanallarında bir tıkanıklık var demektir. Böyle bir yapının ise anomi de dahil bir çok toplumsal hastalık getireceği kuşku götürmez bir gerçektir.