Ejder Okumuş

Ejder Okumuş

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.7/10
1.136 Kişi
·
4.912
Okunma
·
22
Beğeni
·
1.909
Gösterim
Adı:
Ejder Okumuş
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen, Çevirmen, Editör
Doğum:
Kahramanmaraş, Türkiye, 1967
1967 yılında Kahramanmaraş'ta doğdu. 1988’de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1989-1994 yılları arasında İstanbul ve Kahramanmaraş’ta öğretmenlik yaptı. 1995’te Selçuk Üniversitesi’nde yüksek lisansını, 1999’da Marmara Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Hâlen, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Yayımlanmış bazı eserleri şunlardır: Türkiye’nin Laikleşme Serüveninde Tanzimat (İnsan Yayınları, 1999)/ Gösterişçi Dindarlık (Ark Kitapları, 2005, 2. bs.)/ Toplumsal Değişme ve Din (İnsan Yayınları, 2006, 2. bs.)/ Kur’ân’da Toplumsal Çöküş (İnsan Yayınları, 2006, 3. bs.)/ Dinin Meşrûlaştırma Gücü (Ark Kitapları, 2005)/ Kur’ân’da Kur’ân (Ark Kitapları, 2006, 3. bs.)/ Osmanlı’nın Gözüyle İbn Haldun (İz Yayıncılık, 2009, 2. bs.)
Din, toplumun bir ürünü değil, ama her zaman bağımsız değişken de değildir; zira sonuçta din, toplum tarafından benimsenen ve yaşanan bir fenomen olduğuna göre toplumdan da etkilenmektedir.
Ejder Okumuş
Sayfa 14 - Insan Yayınları
Tıpkı oyuncak bebeklerin çocukların putları olması gibi, imaj ve heykellerde halkın büyümüş oyuncak bebekleridirler; eğer iyi giydirilip kuşatılmışlar ise, daha fazla saygıya mahzar olurlar.
Herakleitos da bir kişinin aynı nehre iki kez giremeyeceğini ifade ederek her şeyin her zaman değişime uğradığını ileri sürmüştür.
Ejder Okumuş
Sayfa 20 - Insan Yayınları
Hülasa toplumsal değişim, salt bir ilerlemeyi, gelişmeyi ifade etmediği gibi, bir çözülme veya çöküşü de ifade etmemektedir.
Ejder Okumuş
Sayfa 24 - Insan Yayınları
"Ădem yoksul olur, Besmelesiz yemek yeme. Ser verecek sözün var ise sakın avretine deme,cünup olup yemek yeme.
Elbisenin söküğünü üstünden dikme. İyi adını kötüye takma ve kötüye yoldaş olma, zararını çekersin.
İki kişi söyleşirken dinleme, ekmek ve tuz hakkını gözet, namahın bakıp ihanet etme.
Davetsiz yere varma, varırsan güvenilir yerde dürüstlere var. Sır saklar ol. Her mecliste duyduğun sözleri sakla.
Evden eve dolaşıp söz gezdirme, kınamaktan, koğuculuktan ve çekiştirmekten uzak ol. İyi huylu ol, herkesle güzel geçin, inatçı ve sivri dilli olma.
Devamlı temiz olup yasaklanmış her kötülükten kaçın. Beş vakit namazını kıl, iyi halli ol. İlimle meşgul ol (... ) "
.
Bir âbid, Hızır aleyhisselâm'ın vasfını işitmesi ile ona âşık olup gece gündüz Hazret-i Hızır'ın görüşme ve sohbetini temennî eder. Lâkin Hızır ismini ilk işittiği zaman, o şu şekilde olmalı diye hayâlinde bir şekil tasavvur eder. Bir gün tenhâ bir yerde Hazret-i Hızır kendi olduğu cismânî kıyâfetiyle o âbide görünür ve:
"İşte görmeyi temenni ve arzu ettiğin Hızır benim." buyurur.
Âbid hemen Hazret-i Hızır'ın suretine bakıp kalbinde tasavvur ettiği kıyâfet ve şekilde olmadığını görür ve ona:
"Sen Hızır değilsin." der. Hızır aleyhisselam âbide:
"Niçin ben Hızır değilim?" diye sorar. Âbid:
"Benim tasavvur ve mevhumum olan Hızır bu suret ve kıyâfette değildir." diye cevab verir. Bunun üzerine Hazret-i Hızır ona:
"Öyleyse sen bana âşık değilsin, ancak kendi tasavvur ve mevhumuna âşıksın." der ve kaybolur.
Nevrotik eğilimli kişi, sevgi açlığı sonucu kendi kişiliğini ortadan siler, çevresine gerektiğinde bile hayır demez veya kendi isteklerini açıkça ortaya koymaz.
Toplum içinde birey ve grupların birbirleriyle iyi ilişkiler kurmasında, sosyal katmanlarda homojenliğin sağlanmasında , hiyerarşik yapının adalet temelinde kurulmasında , farklı ve daha kamil düşüncelerin ortaya çıkmasında , meselelerin tartışılıp müzakere edilmesinde , düşünce ve inanç özgürlüğünde , belki de atacılıktan daha büyük bir engel zor bulunur.
77 syf.
·169 günde·7/10 puan
İranlı sosyolog olan yazar döneminde ve hala İslam adına kalıpları yıkmış ve farklı bir bakış açısı getirmiştir. Din ve sosyoloji alanına merakınız varsa bu adamın her kitabı okunur derim.
77 syf.
·Puan vermedi
“Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.”

(Ali Şeriati)

Yukarıdaki satırların yazarı Ali Şeriati ile üniversite yıllarında tanışmıştım. Bir arkadaşım, aslında şimdi düşününce pek de sevememiş olduğum bir arkadaşım, bana İnsanın Dört Zindanı kitabını önermişti ve hatta okumam için ödünç vermişti.

İnsanın dört zindanı neydi sizce? Bir insanı sınırlayan, insanlığından, yeteneğinden, gelişiminden, yaratıcılığından alıkoyan neydi, ne olabilirdi?

Ali Şeriati bu dört zindanı şöyle açıklıyor: 1- doğa/tabiat zindanı 2- tarih zindanı 3- toplum zindanı 4- benlik/kendim zindanı

İnsan bu dört zindanda aynı Platon’nun mağarasındaki gibi elleri ayakları zincirli beklemektedir. Ne zaman ki bu zindanlardan sırasıyla mücadele ede ede kurtulur, o zaman hidayete erer.

Tabiat zindanından insan alet yaparak, bilimsel buluşlar yaparak kurtulur. Tarih zindanından hakiki tarihi bularak ve tarihin yükünü bir yana bırakarak kurtulur. Toplum zindanından “aman el ne der” putunu yenerek kurtulur. En son put, en zorlu zindan ise beklenildiği gibi benlik/kendim zindanı olur.

Beni en çok düşündüren zindan ise bu benlik/kendim zindanı oldu.

Bir insan benliğinin yükünden, kendinden kurtulmak için ne yapmalıdır ki? Bunu hiç bilemedim. Belki kendimden kaçmayı tercih ettiğim için belki de gücüm elvermediği için.

Oysa çok da okudum konu hakkında.

Schopenhauer insanın bir iradesi olduğunu, bu yaşam iradesini ezmeden insanın mutlu olamayacağını söylüyor. Ona göre insan hayvani özelliklerini bırakıp felsefi konulara ilgi duyduğunda kendini yenebilir, kendi dışına çıkıp kendine kuşbakışı açıdan baktığında yeniden özgür bir insan olabilir.

Krishnamurti, hakeza Schopenhauer’in görüşlerine paralel bir fikir öne sürüp, kendimizi gözlemleyen bir gözlemci olduğumuzu, kendimizi başkalarıyla kıyaslayan bu gözlemci yok olduğunda benliğimizi yenebileceğimizi söylüyor.

Bugün okuduğum bir hikayede ise bir şeyh, kendine çare aramaya gelen bir kişiye, kitapların varmış, diyor, en çok onlara değer verirmişsin, onları suya at, geri gel…

Bugün bu hikayeyle biraz daha kendimi/benliğimi yenmeye yaklaştım sanırım.

Kendini yenmek için neyin varsa bir akarsuya atacaksın, kendini yenmek için neye değer veriyorsan kucaklayıp bir yangına savuracaksın.

Bir filmde demiyor muydu? “Ancak her şeyini kaybetmişsen özgür olabilirsin.” diye.

Ben bugün itibariyle nelerin bana ayak bağı olduğunu, nelerin beni zorlu zindanıma bağladığını biraz daha buldum.

Bunların ne olduğu biraz da bana kalsın.

Herkesin kendi İsmail’ini bulması ve yenmesi dileğiyle…
77 syf.
İnsanın Dört Zindanı kitabı, Ali Şeraiti’ nin 1970 yılında Abadan’da Petrol Fakültesi öğrencilerine yapmış olduğu konferanstan oluşmaktadır.
Kitap özünde insan nedir? e cevap arar iken, insan ve beşer arasındaki kavramları da ayrıntısıyla açıklamaktadır. Günümüz modern çağında insanın beşer seviyesinden insan seviyesine geçişte çektiği anlam sıkıntısını üç meşhur düşünce ile dile getirir. Bunlar, “Düşünüyorum o halde varım” (Descartes), “Hissediyorum o halde varım” (A. Gide), “Başkaldırıyorum o halde varım” (A. Camus) tur. Ancak yazara göre insan olabilme geçiş evresinin “Başkaldırıyorum o halde varım” (A. Camus) düşüncesi ile gerçekleşebileceği vurgulanmaktadır. Bu konudaki Hz. Âdem örneği oldukça çarpıcıdır. Bu aşamadan sonraki bölümde de, insanı kuşatan dört zindan açıklanmaktadır.
Bu zindanlar
1-Doğa (Biyolojizm) Zindanı.
2-Tarih (Historizm) Zindanı.
3-Toplum (Sosyolojizm) Zindanı,
4-Benlik (‘’Kendim’’ dir ) Zindanı.
İlk üç zindanı günümüz insanının bilim ve felsefe ile geçmekte zorlanmadığı anlatılmakla birlikte, en zor zindanın ise zindan ile tutsağın birleştiği ‘’Kendim’’ dir zindanından kurtuluşun reçetesini kıymetli eserinde sunmaktadır. ‘’Kendim’’ dir zindanından kurtulmak arzusunda olan kitap dostlarına şiddetle tavsiyemdir, iyi okumalar…
223 syf.
·6 günde·9/10 puan
"Sizi Rahatsız Etmeye Geldim"

'Ali Şeriati Okuma Etkinliği' ( #29822422 )
adı altında düzenlemiş olduğumuz programda, bilerek ve isteyerek bu kitabı seçtim. Çünkü toplum tarafından içi boşaltılmış, mahiyetini, anlam ve önemini yitirmiş bulduğum bir ibadet biçimidir 'HAC'...! Bu kitabıyla içeriği boşaltılmış olan 'Hac' ibadetini; Doktor'un bakış açısından birkaç alıntı ile sizlerle de buluşturmak istedim. İnceleme uzun olmasın diye; 'İslam Ekonomisi'ne yaptığım incelemede 'Ali Şeriati' adına birkaç nüshaya yer vermiştim dileyen ordan okuyabilir;
( #29705793 )

"Hiçbir Müslüman, hac menâsikini bu kitaba göre öğrenmekle yükümlü değildir. Menâsik, fıkhi bir risale değil, fikri bir risaledir. Benim tek yaptığım, hac menâsikini yorumlamaktan ibarettir." Üstad nedense belirtmek istemiş ... (!)

"Hac mı? Hac, O'na dönüşün bir göstergesidir; O, mutlak ebediyettir; O, sonsuzdur. O'nun sırrı, ucu bucağı yoktur." Ve en temel 'eğer'leri daha söylemedim diyerek; "Bu hac, tıpkı tabiat gibidir, İslam'ın bizzat kendisidir, özüdür, İslâm'ın 'kelime'yle değil, 'hareket'le anlatılan özüdür. 'Müteşabih' bir olgudur, hac."
"Burada her şey niyete* bağlıdır. Hac tamamen niyettir"
*Tabi niyetin anlamından uzaklaştırılmayanına...

"Zaman, buluşma zamanı. Pis, zelil, utanç verici ve hakir hayatın sıkıcılığından, yani dünyadan, boğucu ve kapalı ferdiyet kafesinden, yani nefsinden kendini kurtar: Ona yönel, insanın ebedi hicret adresine, Allah'a doğru sonsuz insan olmaya: Haccet!"
"... kendinin 'beni olmak'tan kurtul, halk ol insanlar ol. Bir zerre ol, zerrelere karış; katre ol, deryada kaybol..." demiş ve bizleri buna davet etmiştir. Dalgıcın okyanusun derinliklerine dalarak çıkardığı inci gibi halkla omuz omuza ve tek başına! Ne muhteşem bir şey!

Kitap, okuyucuyla hasbihalini de dahil edersek 4 ayrı bölümden oluşuyor. Bölüm başlıkları altında Hac ibadetinin merhaleleri, dolu dolu Tevhidi mücadele örnekleri ( tabi Şeriati'nin o muhteşem bakış açısıyla getirdiği yorumlamalarıyla ), Kur'an'dan, Hz. İbrahim'in kıssalarıyla zenginleştirilmiş, günümüz koşullarındaki tüm hengamelerimizi göz önünde tutarak hac ibadetini muhteşem bir bilinçlilikle tasavvur etmiş. İnceleme de yer vermek istediğim çok husus vardı; lakin uzun olunca okumaktan cayabiliyoruz. Ama, öyle umuyorum ki sizler de bu kitabı okuyarak bunlara ulaşmak isteyeceksiniz. Sizlere ulaştırmak istediği güzel bir mesajı daha var Şeriati'nin;

"Ve sen ey benim okurum! Sen de sanıyorsun ki benim hac hakkında söylediklerim, haccın bütün anlamını kapsamaktadır veya haccın manası, burada söylediğim şeylerden ibarettir. Oysa durum böyle değildir. Bu noktada benim iddam şudur: Burada söylediklerim, benim hacdan anladıklarımdır. Sen de başka bir şekilde anlamaya çalış..."

Bir de unutma der;

"Düşman hep silah değil, ordu değildir; her zaman dışarıdan, hep aşikâr degildir. Bazen düzendir, bazen duygudur, bazen düşüncedir, bazen mülkiyetttir, bazen yaşam biçimidir, bazen çalışma yöntemi, bazen düşünce tarzıdır. Bazen iş aleti, bazen üretim biçimi, bazen de tüketim türüdür. Bazen kültürzedelik, bazen kültürel sömürü, bazen dini eşşekleşme, bazen de sınıfsal sömürüdür. Bazen toplumsal ilişki mekanizmaları, bazen görünmez örümcekvâri propaganda şebekesidir. Bazen modern dünyacılık, bazen bürokrasi, teknokrasi ve mekanizmdir. Bazen şovenizm, nasyonalizm ve ırkçılık; bazen nazizm, şahsiyet seviciliği, burjuvazinin para tutkusu ve militarizmin güce bel bağlamasıdır. Bazen epikürizmin hazcılığa tapıcılığı, idealizmin zihniyetçiliği, materyalizmin somutçuluğu, romantizmin sanatsal estetik çıkığı ve duyuculuğu, egzistansiyalizmin hiççiliğidir. Bazen sufice ruhçuluk, ruhbanca zühtçülük, ırkçılığın toprak ve kancılığı, faşizmin kahramancılığı ve devletçiliği, individüalizmin ferdiyetçiliği, sosyalizmin toplumculuğu, komünizmin ekonomiciliği, felsefenin akılcılığı, irfanın duyguculuğu, maneviyatçılığın dünyacılığı, idealizmin mevhumculuğu, realizmin mevcutçulluk ve gerçekçiliği, tarihi determinizmin kanunculuğu, kaderciliğin iradeciliği; bazen Freudizmin şehvetperestliğidir. Bazen ekonomizmin mideciliği, bazen biyolojizmin içgüdücülüğüdür. Bazen küfrün dünyaperestliği, bazen dinin ahiretçiliği ve hatta bazen bilimciliğin laubali bilim düşkünlüğüdür."

İçerisinde konu haricinde de muhteşem öğütler barından bu kitabı özellikle de 'Hac'cetmeyi düşünenlerin gitmeden önce okunmasının fazlasıyla fayda sağlayacağına inanıyorum. Okumayı düşünenler için Allah zihin açıklığı ve kavrama kabiliyeti versin.
223 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ali Şeriati kitabın başında yine 'sizi rahatsız etmeye geldim' diyor ve okuyucuyu yine rahatsız ediyor.
İlk kısımları biraz sıkıcı olabilir ama kesinlikle bırakmayın, kitap bir bölümden sonra sizi alıp bambaşka yerlere götürecektir.
Özgürlük kavramını ele alışı, verdiği his oldukça güzeldi. İşte ordan bir alıntı:
"Ey özgürlük! Ben zulümden bıkkınım, esaretten bıkkınım. Zincirden bıkmışım, zindandan bıkmışım, hükümetten bıkmışım. Zorunluluktan nefret ediyorum. Seni tutsak yapmak ve bağlamak isteyen her şeyden ve herkesten bıkkınım, nefret ediyorum.
Hayatım senin içindir. Gençliğim senin içindir. Varlığım senin içindir.
Ey özgürlük! Kutlu Özgürlük!
Seni tahta oturtmak istiyorum.."

Şeriati daha sonra insanın dört zindanından bahsediyor. Son zindan olan 'insanın kendi zindanı'nı ele alırken; kişinin devrim yaratmak için değişime önce kendinden başlaması ve kendi zindanından kurtulması gerektiğini söylüyor.
"Devrimci olmak, her şeyden önce zihinsel bir devrimi gerekli kılar; devrimi öncelikle görüş ve düşüncelerimizde, dahası düşünce tarzımızda gerçekleştirmek zorundayız."

Ali Şeriati'yi farklı kılan; kavramlara çok farklı bakış açıları getirmesidir. Kitabı okuyunca en büyük devrimin İslâm'da, en büyük devrimcinin ise Hz. Muhammed olduğunu göreceksiniz. Tabi günümüzde siyasal İslâm'ı bünyesinde barındıran tüm rejimlerin, ideolojik yapısının İslâm'la alâkasının kalmayıp emperyalizm ve kapitalizme köleliğe döndüğü gözünüzden kaçmayacak.
~
Kitapta birçok yerin altını çizdim ve epey not aldım. (Okumak isteyenlere tavsiyem; ders çalışmanız gerektiği bir zamanda okumayın, kitabı elinize almak bile zor olabilir ve 2-3 günde okunacak kitap 1 haftada okunabilir.)
~
Mutlaka okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap. Altını çizerek ve yanına notlar alarak ilerlemeniz sizin için daha verimli olacaktır. Şimdiden keyifli okumalar, kitapla kalın.
77 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
İnsanın 4 zindanı ;Naturalizm, Historizm, Sosyolojizm, ve benlik zindanı bu akımların insan üzerindeki etkileri, beşerin nasıl insan olduğunun cevaplarını bu 4 ana başlıkta dile getirmiştir.
Ali Şeriati 'nin bu eseri üniversite öğrencilerine vermiş olduğu bir konferansdan derlenerek kitap haline getirilmiştir.
Ali Şeriati yi okumak sizi dinden çıkarmaz ama farklı gözle bakmanızı sağlar.
77 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Şeriati'nin üniversite öğrencilerine verdiği bir konferanstaki konuşmasından derlenmiş, kısa fakat muhtevası epeyce geniş bir kitaptır.

Kitap özünde insanın ne olduğunu, beşer ve insan arasındaki farkı, her şeyden evvel insan olmanın ve insanlaşma sorununun çözülmesinin gereksinimini konu eder.

'Beşer'in 'insan' olmaya doğru gittiği yolda, etkisi altında bulunduğu ve hatta tutsağı olduğu, kendisinin 'dört zindan' olarak nitelendirdiği:
1. Naturalizm
2. Historizm
3. Sosyolojizm
4. Benlik zindanı
Bu zorlayıcı etkenlerden kurtulmanın yollarını felsefik bir yorumla okuyucuyla paylaşıyor.

Spoi:
İlk üç zorlayıcı güçten bilim ve felsefe yoluyla kurtulmanın mümkün olduğunu söylerken, dördüncü zindanın yani 'benlik zindanı'nın, zindanların en kötüsü olduğunu, insanın bunda en aciz durumda olduğunu ifade eder. Çağdaş insanın ilk üç etkenden kurtulup, bu zorba gücün tutsağı olmaya devam etmesi halinde, gerçek anlamdaki özgürlüğünü ıskalamış olduğunu da yine göz önüne serer.

Peki bu zorba güçten, bu 'benlik zindanı'ndan kurtulmak nasıl olur? Evvela kendi derinliğinde, kendi 'ben'inde bir başkaldırmayla, içten kendine karşı bir devrim kopuşuyla; aşık olduğu yüce bir ülkü uğruna, kendi çıkarlarından ve yararlarından feragati etmesiyle, yahut hiçbir şey, hiçbir karşılık beklemeden yüce ahlakın özüne uygun davranışlar sergilemesiyle, bunun da aşk ile mümkün olacağını savunur...
223 syf.
·Puan vermedi
Peygamber sadece iki eli öpmüştür; biri kadın, diğeri işçi..İşte çalışmanın İslam'daki kutsallığı.! Oysa hem kadın, hem de işçi bütün düzen, uygarlık ve kültürlerde zillet, hakaret ve yoksulluğun alabildiğine üzerinde odaklaştığı insan simalarıdır..
.Bizim dünyada ne gücümüz, ne yerimiz, ne de üssümüz, sığınağımız ve sermayemiz var. Bize ne bir kimse ne de bir dost yardım ediyor. Dostumuz ve dert ortağımız yok. Hatta bizimle aynı din, mezhep, görüş ve düşünceyi paylaşan kimseler bile elimizi tutmadıkları, sözde dert ortaklığını bile esirgedikleri gibi, o rakipten ve düşmandan daha da ileri giderek, ayağımızın altına karpuz kabuğu koymakta, töhmet, iftira, nefret, kin, fitnecilik, şüphecilik ve zehirleme selini bu küçük nesle, gruba ve ümmete doğru akıtmaktadır.
77 syf.
·3 günde
Dr.Ali Şeriati; okudukça fikirlerine aşina oldukça beğendiğim birisi 1970 yılında Petrol Fakültesi öğrencilerine yaptığı konuşmanın derlenmesi ile oluşturulmuş bu kitapta,
Kitap kısa olmasına rağmen içindekiler oldukça uzun. Şöyle ki; Şeriati bir kapı aralıyor. Araştırmaya, sorgulamaya açık. Tabiat, tarihsel, toplumsal ve bireysel sorgulamalar. Bunların kurumsal isimleri ise: Naturalizm, Historizm , sosyolojizm,ve İnsanın kendisi. İlk üçünden kurtulmanın yollarından bahsederken dördüncüsünün zorluğuna dikkat çekiyor. Kendi zindanında kalmak. Burada kendisinin değindiği gibi bende Sartrevari bir hava gördüm. Zannediyorum ki Şeriati'nin birçok eserinde bu hava mevcut. Ve Nietzsche üzerinden örneklemesi çok hoşuma gitti. 20.yüzyıl yabancılaşması konusunu da anımsatıyor sonlara doğru. felsefe ile ilgilenenlerin ilgisini çekecek temel felsefi görüşlerin harmanlanması ile oluşturulmaya çalışılmış ve farklı bir bakış anlatılmış kitapta“insan sorunsalı” ile başlayıp, insanın beşerden (hayvandan) insana “ben”e yolculuğunu daha çok “varoluşcu felsefenin” etkisi altında açıklama getirme çabasında.

Din-bilim, din-toplumsal ilişki, din ve kadercilik, din ve bireysellik vb. konuları çoğaltabiliriz. Şeriati, hiçbirine değinme amacı gütmeden hepsine dair paylaşımlarda bulunuyor. Bu yüzdende kısa hacimli kitap alt başlıklarla (yazarın söylediği, okurun düşündüğü ama kitapta bulunmayan) uzuyor gidiyor.insan olması için içinden çıkması gerektiği zindanlarını fark etmesine yardımcı oluyor... keyifli ve aydınlanacağız bir kitap iyi okumalar dilerim #okudumbitti.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ejder Okumuş
Unvan:
Türk Yazar, Akademisyen, Çevirmen, Editör
Doğum:
Kahramanmaraş, Türkiye, 1967
1967 yılında Kahramanmaraş'ta doğdu. 1988’de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1989-1994 yılları arasında İstanbul ve Kahramanmaraş’ta öğretmenlik yaptı. 1995’te Selçuk Üniversitesi’nde yüksek lisansını, 1999’da Marmara Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Hâlen, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Yayımlanmış bazı eserleri şunlardır: Türkiye’nin Laikleşme Serüveninde Tanzimat (İnsan Yayınları, 1999)/ Gösterişçi Dindarlık (Ark Kitapları, 2005, 2. bs.)/ Toplumsal Değişme ve Din (İnsan Yayınları, 2006, 2. bs.)/ Kur’ân’da Toplumsal Çöküş (İnsan Yayınları, 2006, 3. bs.)/ Dinin Meşrûlaştırma Gücü (Ark Kitapları, 2005)/ Kur’ân’da Kur’ân (Ark Kitapları, 2006, 3. bs.)/ Osmanlı’nın Gözüyle İbn Haldun (İz Yayıncılık, 2009, 2. bs.)

Yazar istatistikleri

  • 22 okur beğendi.
  • 4.912 okur okudu.
  • 128 okur okuyor.
  • 2.798 okur okuyacak.
  • 76 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları