Roman okurken başka birinin kafasının içinde olma deneyimine gömülüyorsunuz. Sosyal bir ortamdaymış gibi yapıyorsunuz. Diğer insanları, yaşadıktarı deneyimleri derinlemesine, karmaşık bir şekilde tahayyül ediyorsunuz. O yüzden çok sayıda roman okuduğunuzda, kağıt üstünde olmayan insanları da daha iyi anlayabilir hale geliyor olabilirsiniz, demiş Profesör Oatley. Kurmaca diğer insanlarla empati kurma yetinizi güçlendiren bir araç, empati yetiniz için bir tür spor salonu olabilir - ki empati de en zengin ve kıymetli odaklarırna biçimlerinden biridir.
An Mangen Norveç'teki Stavanger Üniversiıesi'nde okuryazarlık alanında profesör olarak görev yapıyor. Konu üzerine yirmi yılı kapsayan araştırmalarında hayali bir şeyi kanıtladığını söyledi bana. Dediğine göre kitap okumak bizi belli bir şekilde okumaya alıştırıyormuş - çizgisel bir şekilde, bir süreliğine tek bir şeye odaklanarak okumaya. Ekrandan okumanın ise bizi farklı bir şekilde okumaya alıştırdığını keşfetmiş Anne - bir şeyden diğerine atlayıp zıplayarak okumaya. Gerçekleştirdiği çalışmalarda, ekrandan okurken "göz gezdirmeye ve taramaya daha yatkın olduğumuzu" görmüş - ihtiyacımız olanı almak için ekrandaki enformasyonun üstünde hızla göz gezdirdiğimizi. Ama yeterince uzun bir süre böyle okuduğumuzda, "bu tarama ve göz gezdirme bulaşıcı hale geliyor. Kiğıt üstünde yazılı olanları okuma şeklimizi de etkilemeye, belirlemeye başlıyor... Varsayılan okuma şekli haline geliyor".
Okumayla farklı bir ilişkinin doğmasına yol açıyor bu. Okumak keyifli bir şekilde başka dünyalara gömülüp gitme biçimi olmaktan çıkıp, kalabalık bir süpermarkette ihtiyacınız olanı alıp hemen dışarı çıkmak için koşturmaya benzer hale geliyor. Bu dönüşümle -ekran okuma tarzının kitap okumaya sızmasıyla- birlikte kitap okumanın bazı hazları kayboluyor. kitapların cazibesi azalıyor.
Ne kadar az uyursanız dünya da o ölçüde bulanıklaşıyor her bakımdan - anlık odaklanma beceriniz, derinlemesine düşünüp bağlantılar kurma beceriniz ve hafızanız bakımından. Toplumumuzda başka hiçbir şey değişmiyor olsaydı bile uyku süremizdeki bu azalmanın odaklanma ve dikkat becerimizde gerçek bir kriz yaşandığını kanıtlamak için tek başına yeterli olduğunu söylüyor Charles. "Bu süreci görüp de durduramamak çok üzücü," diyor. "Gerçekleşmekte olan bir kazayı seyretmek gibi."
Gün boyunca beynimizde adenozin adında bir kimyasal birikiyor ve uykumuz geldiğinde bize haber veriyor. Kafein ise adenozin düzeyini algılayan reseptörü bloke ediyor. " Benzin göstergesinin üstünü kapatmaya benzetiyorum ben bunu. Kendimize daha çok enerji veriyor değiliz - ne kadar boşaldığımızın farkına varmıyoruz sadece. Kafeinin etkisi geçtiğinde de iki kat yorulmuş oluyoruz."