Soner A. Soner A. Ne bulsam okurum... Soner A. Soner A. İnsanın iradesi sağlam ise elinde tuttuğu kitap en güzel fidan olur zihninizde tohum vererek en güzel ağacı yeşerterek boy verir fakat iradeniz sağlam değilse kitap gül olsa elinizde çürür diken sarar elinizi Ama yurttaşlarının mallarına el sürmekle kalmayıp onları köleliğe de sürükleyenlere bu çirkin adlar verilmez.” Devlet Platon (Eflatun) Soner A.Soner A. Seher vakti çaldım yarin kapısını Günah var ise sevilenin gözlerinde Sizi sürükler kölelik ve çirkinlere Güzel ise yar açar size ahiretin yapılarını insanlardan kötülük görenlerin doğruluklarından bir şey kaybetmeleri kaçınılmaz.” Devlet Platon (Eflatun) Soner A.Soner A. Doğru insanlar murad alırlar onlar suna kuşu ile dost olur eğri insan ise gökteki kuşa tuzak kurar kuş yuvalarını bozar "İnsan ölüme doğru gittiğini fark ettiğinde daha önce hiç aklına gelmeyen düşünceler ve kaygılarla dolmaya başlar
Duygu ve Düşünce
Tatlı anılar biriktirebileceğiniz güzel bir bayram geçirmeniz dileğiyle, iyi bayramlar 🎈🎈😇
Kurban Bayramı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Mayıs Yağmurları ve Cilveli Anılar (Yağmur ve Neşe)
​(Can dostum Ate’nin aziz hatirasina,Can Dostuma Mektuplar calişmamdan) ​ ​"Yağmur damlalarındaki neşem, cilveli baharım Ate’m... ​Bugün dışarıda tam sevdiğin Mayıs yağmurlarından biri var. Havadaki taze toprak kokusu camlara ince bir sızı gibi vuruyor. Gözlerimi kapattığımda burnuma, ıslanmış tüylerinden yayılan o masum ve kendine has koku çalınıyor. Meğer baharın asıl müjdesi çiçeklerde değil, ıslak patilerinin yere bıraktığı izlerde saklıymış. ​Anımsıyor musun? İlk damla toprağa düştüğünde çocuksu heyecanla kapıya koşardın. Eşiği geçtiğin an, ıslanma korkusunu bir kenara bırakıp su birikintilerinin içine sanki dünyanın en büyük hazinesine kavuşmuşsun gibi dalışın hala gözlerimin önünde. Meşhur yağmur dansın, evin tüm kasvetini bir anda dağıtmaya yeterdi. Kulakların rüzgarda bayrak misali dalgalanırken, bana 'Hadi anne, sen de katıl bu şenliğe!' der gibi muzip bakışlar fırlatırdın. Birbirine karışan ipek tüylerini her silkeleyişinde etrafa adeta hayat pırıltıları saçardın. Zaman durur, dünya sadece senin saf neşenden ibaret kalırdı. En çok da içeri girdiğimizde, havluyla seni kurulamaya çalıştığımda yaptığın tatlı şımarıklıkları, elime hafifçe vuran serin ve ıslak burnunu özledim. Sen hayatın grileştiği her an sığındığımız en renkli güneşimizdin. ​Şimdi yine gökyüzü ağlıyor Ate ama bahçe sessiz, su birikintileri durgun. Sokaktan geçen her patırtıda, her su sıçramasında gayriihtiyari seni arıyorum. Meğer yanımızdayken yağmur bile başka parlıyormuş; hayat senin varlığınla renk alıyormuş. Şimdi düşen her damla sadece camlara değil, cilveli hallerini arayan yorgun kalbime vuruyor. Dışarıdaki dünya yıkanıp tazelenirken, benim içimdeki sırılsıklam matem bir türlü dinmiyor. En umutsuz mevsimlerimin bile baharıymışsın. ​"Yağmur yağıyor bugün, tam senin sevdiğin gibi, Bahçede
-Sende Düşündün mü Beni
Başımın ucunda duruyor resmin, Söküp atmak istesemde olmuyor, İster şanı ister şöhreti hepsi yere batsın, Ben bir tek şey istiyorum bana geri dön Üşüyorum yürüdüğümüz ışıklı yolda, Sen benim başıma gelen en tatlı hatasın, En kötü ihtimalide düşündüm kafayı bozdum, Dalıyorum yine anılar deryasına anıpta ağlıyorum Dün gece kalbin sızladı mı seninde, Sende daldın mı benim gibi anılara, Özledin mi beni elin gittimi telefona, Ben zaten o telefonun başında çaresizim… -turna 19.05.2026
Şiir
"İNCİ" Onunla bu deneyimi paylaşmak çok özeldi...
49. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Sessizce, sade bir kararla… Üç gün süren işlemlerin ardından, mirasın tamamını Kimsesiz Çocukları Destekleme Vakfı’na bağışladım. Bağışı yapmamın üzerinden haftalar geçmişti. O büyük adımı attıktan sonra uzun, çok uzun bir süre hiçbir şey hissetmedim. Ne omuzlarıma çöken pişmanlığın ağırlığı, ne de beklediğim o tatlı, hafifletici huzur… Sadece derin, sağır edici bir sessizlik. İçimde yıllardır yer etmiş, kök salmış bir yük gitmişti belki, ama o yükün bıraktığı boşluk, hâlâ tam anlamıyla dolmamıştı. Sonra, bu sabah, posta kutumu açtığımda, faturaların, reklam broşürlerinin arasından, parıldayan bir beyazlık çarptı gözüme. Zarif, tertemiz bir zarf. Üzerinde, telaşsız bir elin eseriymiş gibi, özenle yazılmıştı adım. Sol alt köşesinde ise küçük logo belirdi: Kimsesiz Çocukları Destekleme Vakfı Zarfı elime aldığım an, kalbim farklı bir ritimle, telaşlı ve umutlu bir şekilde çarpmaya başladı. Parmaklarımın ucundaki hafif titreme, bir sırra dokunmanın heyecanıydı belki de. Zarfı usulca araladım. İçinden, vakıf başkanının imzasını taşıyan, sade ama her kelimesi kalpten kopup gelmiş gibi duran bir mektup çıktı. Sayın İnci Özkan, **Yaptığınız değerli bağış için size yalnızca minnettar değil, aynı zamanda hayranız. Bu destek, bizim için yalnızca maddi bir katkı değil; rakamların ötesinde, sevgi, umut ve en önemlisi sahiplenilme hissi taşıyan çok güçlü, hayat değiştiren bir dokunuş. Sizin gibi yüce gönüllü insanlar sayesinde, yıllardır hayalini kurduğumuz yeni bir çocuk evini açıyoruz. Artık daha fazla çocuğa sıcak bir yuva, güvenli bir sığınak ve umut dolu bir gelecek sunabileceğiz. Bu mektuba, minnettarlığımızın küçük bir nişanesi olarak bir sürpriz de ekledik. Yuvamızda yaşayan çocuklardan biri, size kendi elleriyle
1000Kitap
"İNCİ" Büyük yüzleşme...
43. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Geceyi Zeynep teyzelerin evinde geçirdim. Beni darmadağın bir halde bırakmaya gönülleri el vermemişti; kapılarını da yüreklerini de sonuna kadar açtılar. Geç saatlere kadar Aslı’yla fısıltılarla dolu, bitmek bilmeyen bir sohbetin içinde kaybolduk. Kafam o kadar karışıktı ki, sanki zihnimin içinde dev dalgalar kıyıya vuruyor, her vuruşta ruhumdan bir parçayı söküp götürüyordu. Yorgun bedenim yatağa gömülse de uyku, bir türlü uğramadı semtime. Gözümü kapattığımda bile düşüncelerim peşimi bırakmıyordu. Kaç kez daldım, kaç kez sıçrayarak uyandım bilmiyorum; bildiğim tek şey, beynimin durmak bilmeyen şekilde sabaha kadar çalıştığıydı. Güneşin ilk soluk ışıkları odaya sızdığında, Aslı’yla aynı anda araladık gözlerimizi. Mutfaktan gelen o eşsiz kızarmış ekmek ve taze demlenmiş çay kokusu, evin koridorlarına yayılmıştı. Zeynep teyze, mükemmel bir sofra hazırlamış bizi bekliyordu. Ancak neşeli sabah rutinine katılmak, tabağa uzanmak bana dünyanın en ağır işi gibi geliyordu. İştahım çoktan firar etmişti. Sessizce oturup, onları dinledim. “Aslı kızım, Hadice ablan bohçaları hazırlamış, kahvaltıdan sonra gidip bakacağım. Umarım tam istediğim gibi yapmıştır.” “Ay annecim, yorma kendini artık. Bohça olayı eskide kaldı, boşuna stres yapıyorsun.” Zeynep teyze kaşlarını hafifçe kaldırıp, elindeki çay kaşığını tabağın kenarına bıraktı. “Ben zamanında bu gözlerimi boşuna mı döktüm o ilmeklere? Boşuna yorma da ne demekmiş...” “Öyle demek istemedim anne, sadece stres yapmana gerek yok. Yoksa ellerine, kollarına, gözlerine sağlık. Ben seve seve kullanırım, içine sinmezse de üzülme...” “Hah böyle de işte, sen merak etme. Ben halimden memnunun...” Onların bu tatlı atışması, içimde bir yerleri sızlattı. Bir anne, kızı için yıllarca ilmek ilmek
1000Kitap