Çocukluğuma hasret...
Özledim. Açıp baktığımda resimlere beni karşılayan 32 dişlerimdi. Kısılan gözlerim. Ve yüzümdeki o tatlı gülümseme. Henüz toplum ahlakının erişemediği o günler.. Böyle gülmemelisin, böyle davranmamalısın denilmediği zamanlar. Ve tabi ki popüler kültürün ulaşamadığı, etkilemediği zamanlar.. O zamanlar güzel çıkmışım diye hiç sorgulamıyorum ki o zamanlar pek sorguladığımı bile düşünmüyorum. Hiç filtre ihtiyacını duymuyordum mesela ya da yüzüme bir şeyler sürme gereksinimim yoktu. Hatta bu kıyafet bana yakışmadı demiyordum. Ne varsa onu giyiyordum. Bir de pempiş pembiş.. Şimdilerde siyaha büründüm.. Bir şey oldu. Yediğimiz yiyecekler değişti, giydiğimiz kıyafetler değişti, dinlediğimiz müzikler değiştii En önemlisi o fotoğraflarda ki küçük çocuk değişti. Biz değiştik..
1000Kitap
'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bazen aynaya baktığımda, orada bir yetişkin değil de, hala bir vitrin camının önünde bekleyen o küçük kız çocuğunu görüyorum. Kaybolan çocukluğumun izlerini sürerken, en çok da "sevgi" denilen o yabancı duygunun evimizdeki eksikliğine çarpıyorum. Babamın bakışlarında hiç bulamadığım o sıcaklık, annemin her cümlesinde hissettiğim o açıklanamaz nefret... Bir çocuk için dünya ne kadar büyükse, benim o dünyadaki yerim o kadar daraltıldı. Herkesin anılarında şekerden şatolar varken, benim anılarım hep "olmayanlar" üzerine kuruluydu.Kafam da kurduklarımla mutlu olurdum.Mesela o meşhur uğur böcekli pasta. Üzerindeki benekleri sayarak dilek tutamadım. Ya da o rengarenk uçan balonlar... Gökyüzüne bırakıp arkasından el sallayacağım bir balonum hiç olmadı çünkü elime tutuşturulan ipler hep çok erkenden kesildi. Kendi küçük dünyamda teselliyi en basit şeylerde aradım. Bir paket Haribo'nun içinde dünyaları bulmaya çalışırken, bir Piko'nun tadında hayatın acılığını unutmaya çalıştım. O şekerler benim için sadece tatlı birer atıştırmalık değildi; babamın vermediği o güvenin, annemin sunmadığı o şefkatin plastik ambalajlara sığdırılmış haliydi. Sevmediği şekerleri yiyerek kendini cezalandıran ruhların aksine, ben o şekerlerle kendimi hayata bağladım. Şimdi "Neden bazen sadece sessizliği seçiyorsun?" diye soruyorlar." Bilmiyorlar ki; sevilmemek bir insanın en büyük kimliği olabiliyormuş. İçimdeki o uğur böceği hiç uçamadı, o balonlar hep yerde kaldı. Hayatımdaki gürültüleri susturup yalnızlığı seçmem, aslında sadece o hiç kutlanmamış doğum günlerinin yasını tutmak için. Belki de sadece, bir gün birinin o Haribo paketindeki her rengin aslında birer gözyaşı olduğunu anlamasını bekliyorum. Benim hikayem, eksik kalan her şeyin hikayesi. Ve bazen en büyük güç, o eksik parçalarla bile ayakta
Duygu ve Düşünce
Her şeyin daha güzel olacağına dair içimde sönmez bir ışık yandı
64. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Dünkü yorgunluk, gölge gibi bedenime yapışmış, bırakmaya niyetli görünmüyordu. Şifayı mı kapmıştım yoksa stresten kasılan eklemlerimin bir oyunu muydu bu, kestiremiyordum; ama tüm kemiklerim, üzerimden ağır bir yük konvoyu geçmişçesine sızlıyordu. Eğer bu ağrının rengi olsaydı, şu an tenimin büyük bir bölümü, darbe almışçasına mora boyanırdı. Beni eve bırakırken, Serkan’a halimden bahsetmemiştim. Söylesem belki masaj yapmasını istesem çok güzel olurdu. Fakat aramızdaki görünmez ama gergin telin farkındaydım. Uzun süreli bir temasın, ikimizin de dengesini bozacağı aşikârdı. Tenimde hâlâ yakıcı busenin izi, ruhumda ise bıraktığı tuhaf sarsıntı varken, ateşe körükle gitmenin alemi yoktu. "O da benim gibi düşünüyor mudur?" diye fısıldadı zihnimin karanlık bir köşesi. Hemen ardından gelen acımasız ses susturdu beni: "Yapma İnci. Senin için bir milat olabilir ama onun için sıradan bir öpücüktü sadece." Bu düşüncenin verdiği hırsla, elimdeki bıçağın domatesin üzerinde sertleştiğini fark etmedim. Zavallı domatesin suyunu çıkarana dek doğradığımı gördüğümde iş işten geçmişti. Ne kadar ileri gitmiş olabilirdi ki? Tekin olmayan, dibi görünmez sularda kulaç atıyordum ve boğulmadan kıyıya çıkmam gerekiyordu. "Benden önceki hayatı beni ilgilendirmez," Yalancı... "Sonuçta yakışıklı, zeki ve her hareketiyle dikkatleri üzerine çeken birisi." Ve erkekti... Ve gençti... Ve güçlüydü... Ve ihtiyaçları olabilirdi... "Sus İnci, sadece sus!"
1000Kitap
Aslında hiçbirimiz tam anlamıyla büyümedik. Sadece hayatın getirdiği o yorgunluklar, hüzünler ve kırgınlıklar karşısında sessiz kalmayı öğrendik. Göğüs kafesimizde hala sevilmeyi, önemsenmeyi ve tatlı bir heyecanla çarpmayı bekleyen o kırılgan çocuk duruyor. Onu günlük hayatın yorucu rutinlerine kurban etmeyelim, olur mu?
Böyle Ol Böyle Söyle Doğuyor çocuklar Türkiyede Cezairde Kenyada Eskimolar ülkesinde Dünya ne uzun Ne kısa Milyarlarca milyarlarca çocuk Geldi yeryüzüne Her birinde bir çift göz Baktılar yer-gök aleme Şimdi gözler Eğleşir eşyada İki kere milyarlarca gözle Baktılar nehirlere Yanyana akıp Karışmayan Tuzlu suyu tatlı suya Kuşlara Dağlarda dolanan kartala Şurada bir savaş var kan akıyor Şurada. İki kere müslüman kan Ve milyarlarca çocuk Tarih boyunca
Şiir