Söylesenize, insanların kötülük yapmasının gerçek çıkarlarını bilmemelerinden ileri geldiğini ilk ortaya atan kimdir; aydınlanan insanın gerçek çıkarını görünce, kötülük yapmayı hemen bırakıp iyi ve onurlu biri olacağını, çıkarının sadece iyilik yapmakta olduğunu anladığı ve hiç kimse de kendi çıkarına aykırı davranmayacağı için hep iyilik yapmak zorunda kalacağını ilk kim uydurdu? Hey gidi saf çocuk! Temiz yürekli bebek! Dünya kurulalı beri insanların yalnız kişisel çıkarlarını düşünerek hareket ettikleri görülmüş müdür? Peki, göz göre göre, yani gerçek çıkarının nerede olduğunu bildiği halde bunu umursamadan, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin onları zorlamadığı başka, tehlikeli bir yolu tutan ve kaderin kendilerine çizdiği yoldan yürümek varken, kasten yapar gibi yeni, çetin, saçma, karmakarışık bir yol keşfetmekte inat eden insanların oluşturduğu milyonlarca örneğe ne demeli? İnatçılık ve dik kafalılık onlara çıkarlarından daha tatlı geliyor anlaşılan...
Dedemin anlattığı Parmak Çocuk masalı aklıma geldi. Çocuğu olmayan kadın hamurdan çocuk yapıyordu kendine. Ben de anne yapıyordum sanki kekten. Revaniden anne… Çok tatlı, şerbetli bir anne.
Dedemin anlattığı Parmak Çocuk masalı
aklıma geldi. Çocuğu olmayan kadın hamurdan çocuk yapıyordu kendine. Ben de anne yapıyordum sanki kekten. Revaniden anne... Çok tatlı, şerbetli bir anne.
Küçük bir çocuk getirdiler dün gece, nefes alamıyor diye. Görsen çok da tatlı, dört yaşında bir kız. Her şeyi burnuna sokuyormuş. Annesi, çekip çekip alıyom ne soksa doktor bey ama bu gene sokuşturuveriyor. Bir şey mi soktu yine, ney yaptıysa hırıldayıp duruy, dedi. Çocuğu muayeneye aldım. Hakikaten burnunda bir şey var. Fakat korktu, ağlıyor... Neyse. Çok uğraştık ama çıkardık. Çocuk yeni sokmamış burnuna belli ki. Ama annesi herhalde burundaki nesnenin büyümesinden kaynaklı sıkıntıyı ancak fark etmiş. Bil bakalım, o güzel kızın burnundan ne çıktı?"
Dönüş, Serdar'ın kadının taklidini yaparak anlatmasına kapılmıştı bile. Merakla, "Ne varmış?" diye sordu.
"İnanmayacaksın, çocuğun burnundan filizlenmiş bir nohut çıktı! Kadın biraz daha beklese organik tarımı direkt insan bedeninde başardık biz diye ödenek almaya Tarım Bakanlığı'na gidermiş."
Evimin etrafında bir şefkat süzülüyor.
Dame Şefkat, öyle hoş ki!
Yüzüklerinin mavi ve kırmızı taşları
Vitrinlerde tütüyor, aynalar
Gülücüklerle doluyor.
Bir çocuğun ağlaması kadar gerçek başka ne var?
Bir tavşanın ağlayışı daha kuduruk olabilir,
ama ruhu yoktur.
Şeker her şeyin devası olabilir, öyle diyor Şefkat Hanım.
Şeker gerekli bir sıvıdır,
Kristalleri az biraz lapa.
Ah şefkat, şefkat!
Parçaları ne de tatlı tatlı toplar!
Japon ipeklerim, çaresiz kelebekler,
Her an zımbalanabilir, narkozlanabilir.
İşte sen de geliyorsun, elinde bir fincan çay,
Buhardan bir çelenk içinde.
Bu kan fıskiyesi şiirdir, şiir,
Hiçbir şey durduramaz onu.
Sen bana iki çocuk uzatıyorsun, iki gül.
Kalbim bir deniz gibi engin,
İçinde gülüyor yüzün, bir güneş gibi
Dalgaların peşpeşe usulca kırıldığı
O derin, tatlı yalnızlığımda.
Gece mi, gündüz mü? Bilmiyorum.
Gülüyor bana sevgiyle, hafifçe
Güneş gibi aydınlık yüzün,
Çocuk gibi mutluyum artık.