Aşk’tan HÂKK’a
Edebiyatımızın sultanı Fuzûlî’ye göre aşk, şifası yine kendisinde gizli olan tatlı bir derttir. O, "Aşk imiş her ne var âlemde, ilim bir kıyl-ü kâl imiş ancak" derken, kâinatın yapı taşının muhabbet olduğunu haykırır. Bizim medeniyetimizde bir insanı sevmek, onda saklı olan İlahi sanatın, Cemâl sıfatının tecellisini seyretmektir. Sevgili, kalbe düşen bir gölge değil; kalbi asıl sahibine, yani her şeyin yaratıcısına yönlendiren bir vesiledir. Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ında anlattığı gibi; insan bu yolda mumdan gemilerle ateş denizlerini geçmeyi göze alır. Çünkü bilir ki, o ateş ruhu yakıp kül etmek için değil, hamlığını eritip saf altın yapmak içindir. Modern zamanın mistik sesi Sezai Karakoç ise bu köprüyü çok zarif kurar. Ona göre yeryüzündeki aşklar, gökyüzündeki asıl düğünün sadece birer provasıdır. Sevilen kişinin gözleri, insanı dünyadan alıp ötelere, en sevgiliye (Cemâlullah'a) götüren birer kapıdır. Necip Fazıl’ın kalemiyle yoğrulan o büyük çile ve arayış da aslında kalbin dünyada hiçbir fani sığınakla tatmin olamayacağını, her aşkın en nihayetinde sonsuzluk sahibine rücu edeceğini fısıldar. Mümin bir yürek için sevmek; sevdiğini emanet bilmek, ona bakarken duaya durmak ve sevgisini ebediyet rengine boyamaktır. Dünyanın geçici hevesleri arasında kördüğüm gibi sarsılmaz bir bağ bulabilenler, aslında yeryüzünde cennetin kokusunu alanlardır. Bizim aşkımız; Leyla’nın çölünde başlayıp, Mevla’nın rızasında sükûnete eren, fani bir kalpten baki bir sevdaya uzanan en kutlu yolculuktur. Alıntı sahibi :instagram.com/sessizniyaz?igs...
Din
YALNIZLIĞIN İÇİNDEKİ BERABERLİK
“Benim yalnızlığım kalabalıklarla dolu.” Bu söz, yalnızlığın insan ruhundaki garip tabiatını anlatır. Çünkü insan bazen en kalabalık meydanlarda kendisini terk edilmiş hisseder; bazen de bir dağın yamacında, bir odanın sessizliğinde, gecenin en tenha saatinde görünmez bir beraberliğin içinde olduğunu duyar. Belki de mesele yalnız olmak değildir. Mesele, yalnızken neyle ve kiminle kaldığını bilmektir. İnsan dünyaya tek başına gelir. İlk nefesini kendi alır. İlk korkularını kendi yaşar. İçindeki en derin yaraları çoğu zaman kimseye anlatamaz. Herkes tarafından sevildiği zamanlarda bile kalbinin ulaşılmaz bölgeleri vardır. Ve bir gün geldiğinde ölüm kapısından da tek başına geçecektir. Bu yüzden yalnızlık, insan olmanın kaderlerinden biridir. Fakat yalnızlık her zaman eksiklik değildir. Bazen bir çağrıdır. Bazen insanın kendisine dönmesi için açılmış gizli bir kapıdır. Çünkü insan, hayatın gürültüsü içinde çoğu zaman kendisinden uzaklaşır. Günler birbirini kovalar; sesler, görüntüler, telaşlar, beklentiler birbirine karışır. İnsan sürekli bir yerlere yetişirken, bir süre sonra nereye gittiğini unutabilir. İşte yalnızlık bazen bu unutuluşun önüne dikilir. Sana dur der. Biraz otur der. Biraz dinle der. Biraz kendine bak.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Rasyonel ve Kaliteli İnsan Bulma Rehberi (Kendi tecrübelerimden)
Anlaşamama İhtimali Algoritması (Azalandan Artana) Bir profil tarandığında, o bireyle "Rasyonel bir düzlemde anlaşamama (Bilişsel tıkanma) riski" en düşük olandan en yüksek olana doğru kesin sıralama şöyledir: %10 - %15 Risk (Kusursuz Rasyonel Bölge): Profilinde kendi resmi yerine sadece nesne, mimari veya kitap sayfası olan; biyografisinde ise yalnızca isim ve meslek gibi düz kimlik kartı bilgileri barındıran profiller. İnterneti ego tatmin alanı olarak görmezler; odak noktası nesneler ve olgulardır. Zaman ve enerji yatırımı yapılabilir tek bölgedir. %20 - %25 Risk (Verimli Entelektüel Bölge): Profilinde somut üretimlerini, projelerini, mühendislik süreçlerini veya okuduğu kitapların altı çizili rasyonel pasajlarını paylaşanlar. Zihinsel dünyaları aktiftir, nedensellik bağları güçlüdür ve ham veri odaklıdırlar. %70 - %75 Risk (Sınırda Primat Bölge): Biyografisinde burç/MBTI gibi sığ şablonlar barındıranlar veya sürekli yapay grup eğlenceleri, ayna karşısı kas/fizik sergileme videoları atanlar. Zihinsel tembellik ve narsisistik onay arayışı yüksektir. Bu kişilerle sığlık duvarına çarpma ihtimali kaçınılmazdır. %80 - %85 Risk (Tehlikeli Onay Bağımlılığı): Aşırı filtreli sahte yüzler, lüks tüketim ve marka logolu direksiyon sinyalleri, kısa yoldan kazanç grafikleri ve "yalnızlık asaletir" benzeri kronik mağduriyet aforizmaları barındıranlar. Değerini üretim yerine dışsal nesnelere dayandırdıkları için rasyonel bir zemin kurma şansı yoktur. %90 - %95+ Risk (Mutlak İletişimsizlik / Tam Bilişsel Yetersizlik): Biyografisinde pasif-agresif gizemli göndermeler olan ("Beni sadece hak edenler tanıyabilir"), defansif duvarlar ören ve en önemlisi kitap/felsefe platformlarında dekolte veya kas sergileyerek ilgi dilenen profiller. Bu gruptaki değişkenlerin toplamı bağlam algısı
Biyoloji
İlerleme tatmini getirir,tatmin ise mutluluk.
Psikoloji
Empatiyi Özümseyelim mi?
Merhaba arkadaşlar, herkese mutlu sabahlar, sağlıklı hayatlar... Ben Eklektik Fenomenolog Dr.Muhammet Barkım CANLIOĞLU. Üzerinde çalışmakta olduğum "Post-Westphalia" (Post Vestfalya) isimli kitabımın hazırlıklarını sürdürüp, idari-akademik-entelektüel çalışmalarıma devam ederken bugünkü yazımda Husserl'in Transendental Fenomenolojisinde Başkasının Beni Sorununun çözümünde kilit, kurucusu olduğum eklektik fenomenolojinin gelişiminde başat ve insanlığın yaşadığı buhranların aşılmasında aygıt rolü üstlenen bir kavrama odaklanmak istiyorum: "Empati" Empati kavramı çoğu kez günlük hayatın sığlaştırıcı perspektifinden kurtulmayan, derinliği tam olarak anlaşılamayan ve tekrarlandıkça anlam kaybına uğrayan talihsiz bir kelime... Günlük hayatta "Kendini başkasının yerine koyma" minvalinde kullanılan empati Husserl'in ortodoks fenomenolojisinde "Anlam oluşturma sürecinde, ötekinin bilinciyle bütünleşilmesini sağlayan ve öznelerarasılığın temelini oluşturan unsur" olarak öne çıkmaktadır. Eklektik fenomenolojide ise "olguların ve olayların değişmez özünü, yorumlarla çeşitlenen sözünü ve tartışmalarla şekillenen izini aynı ortak paydada yoğuran esas bileşik" olarak değerlendirilmektedir. Empati, gündelik hayatta derdi olana "vah vah", müjdesi olana "ne mutlu sana" diyerek geçiştirilen ama asıl teorik boyutunda insan sayısı kadar olay olgu ve bunlara karşılık gelen farklı duygu kombinasyonları olduğunun bilincinde olarak hiçbir tavrı ötekileştirmemeyi içerdiğinden anlık onaylamaların ötesinde durumlara ömürlük hazırlık içeren bir duruşu vurgular. Çağımızda kendi vicdanını sosyal medyadaki kısa bir videoya ya da dizilerdeki kurgusal karakterlerin abartılı acılarına gözyaşı dökerek tatmin eden sığ kitlelerin "Empati" kavramını gerekli hassasiyetle ele alabilmeleri önce Husserlyen
Doktor MBC soruyor
Bütün arzularımız doyurulduğunda, huzur halinde bile bıkkın olunur. Arzu yokluğundan muzdarip oluruz, doyumun sakinliği bizi can sıkıntısına iter. Demek ki hayat bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana, ızdıraptan can sıkıntısına sallanıp durur. Schopenhauer'a göre mutluluk erişilemez bir hedeftir. Tatmin veya memnuniyet, sadece bir acının ya da yoksunluğun başarısızlığa uğramasının sonucudur. Frederic Lenoir Mutluluk Üstüne: Felsefî Bir Yolculuk