Bu düşünce, seçkinlerin eylemlerinde duygu ve aklın oynadığı rollerin ayrıntılı bir açıklamasına zemin hazırlar. Pareto’nun ileri sürdüğü gibi, insanların eylemlerinin akıldan ziyade duygular tarafından belirlendiği şüphesiz doğrudur. Entelektüellik karşıtı ideologlar bu nosyonu aklın duyguya teslim oluşunu kanıtlamak için ele alırlar. Onlar politik bir mitingin duygusal taşkınlığını, bir komisyonun yaptığı araştırmaya dayanan ve hantal ama rasyonel bir bürokrasi tarafından uygulanan, yavaş ilerleyen reform çalışmalarına tercih ederler. Soğuk ispat hesaplamaları yerine romantik sezilere öncelik verirler, bilim yerine metafiziği seçerler. Pareto açık bir şekilde onların tarafında değildir; onun istediği, irrasyonel davranışların rasyonel açıklamalarını yapmaktır. Fakat aynı şekilde Pareto, bir seçkinin ayakta kalması için en kritik etkenin aklın duyguları kontrol ettiği son nokta olduğuna inanan Aydınlanmacı filozoflarla aynı düşüncede de değildir. Örneğin entelektüellerin oluşturduğu yönetim, Pareto’ya göre neredeyse mutlak bir felakettir.
Seçkinlerin dolaşımında aklın rolü konusuna "akıl duyguya karşıdır" şeklinde yaklaşıldığı için bu meselenin çözümündeki başarısızlığı açık bir biçimde görebiliriz. Bir seçkinin ayakta kalmasını sağlamak için en üst düzeye çıkarılması gereken akıl ya da duygu değil, verimliliktir ve verimlilik, aklın ve duygunun özenli ve dengeli bir karışımıyla ortaya çıkar. Biri diğerine karşı çalışmaz fakat her ikisi de iş başındadır. Son tahlilde şunlar söylenebilir: Seçilmiş, atanmış veya kendi kendini seçmiş olsun muktedir seçkinler, kararlarının sonuçlarını kabul etmiş olanlardan, mallarını ve hizmetlerini satın alanlardan, dini törenlerinde hazır bulunanlardan ve bilgilerini kabul edenlerden tatmin edici bir destek görürler. Düzeni,
Arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter diyordu.
Onunla birlikte bağırıyorduk: artık yeter! Bazen kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk. Onlar da sizler gibi onlardı. Düzeni çok iyi kurmuştunuz. Hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan. Kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. Gerçi bazı adamlar çıktı bizi anlamak üzere; ama bizi size anlattılar, bizi bize değil. Tabii sizler de bu arada boş durmadınız. Bir takım hayır kurumları yoluyla hem kendinizi tatmin ettiniz, hem de görünüşü kurtarmaya çalıştınız. Sizlere ne kadar minnettardık. Buna karşılık biz de elimizden geleni yapmaya çalıştık: kıtlık yıllarında, sizler bu dünyanın gelişmesi ve daha iyi yarınlara gitmesi için vazgeçilmez olduğunuzdan, durumu kurtarmak için açlıktan öldük; yeni bir düzen kurulduğu zaman, bu düzenin yerleşmesi için, eski düzene bağlı kütleler olarak biz tasfiye edildik (sizler yeni düzenin kurulması için gerekliydiniz, bizse bir sey bilmiyorduk);
Bernays, kadınların ev dışında sigara içmeleriyle ilgili tabuyu yıkmanın yolunu en özet haliyle kadın özgürlüğü kavramına indirgedi. Sigaranın fallik bir nesne, bir oral tatmin kaynağı olduğuna dair bazı üstünkörü Freudçu yaklaşımlara bel bağlayan Bernays, sigara içmeyi daha tatminkâr bir hayat sürmenin vazgeçilmez unsuru olarak ortaya koydu. Ardından 1929 New