Uyuklamak parça parça ölmek, uyumaksa yekpare ölüm. Bu aralar hep uyukluyorum. Vücudumdan büyük parçalar kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Gece olduğunda kayıp parçalarım karanlığa karışıyor.
Mina Urgan'ın dilinden eski İstanbul'u okumak kitabın en sevdiğim yanlarından biri oldu. O kadar akıcı, o kadar tatlı bir dili var ki... Okurken öğretmenliğinin de verdiği mesleki deformasyonla sık sık öğüt dinliyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz fakat bunlar oldukça akılcı ve ağıza yapışmış arkası boş sözler değil. Ve bu öğütler cidden yararlı da. Çok tatlı bir kadın olduğuna kanaat getirdiğim Mina Urgan. hayatından, çocujluğundan, arkadaşlarından, siyasetten ve en önemlisi solculuğundan bolca söz ediyor.
Mina Urgan'ı yaptığı çevirlerden ve saygın bir profesör olmasından dolayı duymuştum daha önce. Ama bu kitabı okurken sanki ben torunuymuşum da karşısına beni oturtmuş ve sohbet ediyormuşuz gibi hissetmekten kendimi alamadım.
Kendisine dinozor diyerek haksızlık ettiğini düşünüyorum kesinlikle. 'Dinozor'luktan kastettiği anlamlara sığamayacak kadar mental olarak dinç bir profil çiziyor kitabında.