Bir Bilinmezliğin Kayıp Mısralarından
Gün doğarken başlamıştı bu sancı. Dalgacı ve ukala bir tavır takınmıştı. Küçümseyen bakışlarını etrafta gezdirirken, Gözleri bir şeye kilitlenmişti. Takılı kaldığı bir bırakılmışlıktı. Yüzünde sanki bir yas vardı. Bu yası acımasızca, Varlıkların üzerinde öfkeyle gezdiriyordu. Bu bakışların altında, Ezilen varlıklar umutsuzluğa gömülüyordu. Canını yakan bir yanık gibiydi, Yüreğindeki sandığı ama aslında olmayan Bu fark edilmez acı. Son bulmalıydı. Naime toker
Duygu ve Düşünce
Seyrimden bir İstanbul tahlili
Yeni manzaraları görme hissi insanı gafletten uyandırıyor minvalinde bir yazı okumuştum. Bu yazı nedense bu yıl İstanbul’da manzaramdaki cansız varlıkların hayretini değil de baktığımda hayrete düştüğüm akıl sahibi insanların gafletine düşürdü.Belkide dikkatim buna celb etti. Şehir öyle bir hal almış ki, görmem gereken yerlere nazaran görmemem gereken manzaralar daha fazla zuhur etmiş. En kötüsüde bu duruma sanırım herkes alışmış ve yabancılık çeken ben sükutumda kimi zaman hüsnüzan kimi zaman buğz etmekten başka bişey yapamadım. Ne yapmamalıydım ya da ne yapmalıydım. Çünkü öyle bir çağa denk geldik ki insanlara nasihat vermek dahi yanlış anlaşılıp farklı tepkilere sebebiyet verebiliyor. Şu zamanda sanırım yaşadığın hayat davanı en iyi temsil edecek bir tebliğdir. Ben doğu illerinde büyüdüğüm için mi bana garip geldi yoksa dinin emirleri burda çok mu garip kalmıştı,anlayamadım. Sahipsiz bırakılan dinin garip insanı… Daha önce bir kaç defa daha gelmiştim nedense böyle hissetmemiştim belki mevsimsel bir manzara diye düşündüm. Ama hangi çağın mevsimi islamdan uzaktır ki… Ve hangi çağın güneşi islam emri ile doğmaz. Asra islamın idrakini okutamayan insanın tercih ettiği ve şehrin silüetine inen çıplaklık. Hadlere riayet edilmeyen bir hal. Kınayıcı bir tavır değil aslında yazmak istediğim belki dini bir vazife ifsat ediliyordu ama toplum ahlakıda iffetten yoksun ve ifşa edilir bir halde… Burda ailenin ve doğduğun şehirin ehemmiyetimi daha çok anladım. Ve her şehrin ve her insanın kendi şahsiyetine münhasır bir duaya ihtiyacı olduğu kanısına vardım ve buna çoğu zaman bizzat şahsın kendisi değilde dışardan bir gözlemci sanki daha iyi karar veriyor gibi hissettim… İstanbul kendi hakikatine ve değerlerine yabancılaşmanın zirvesinde olup, Kendimce bu şehre ona gönül gözüyle
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ne de güzel bir tavır nede güzel bir duruş Esamesi okunmaz
Part 2 - İslam'ın Arefesi
"Her şey ancak bu kadar kötü olabilir!" dedirtecek türden bir karanlığın ortasındayız. İmparatorluk, tarihçilerin deyimiyle "0. Dünya Savaşı" diyebileceğimiz bir savaşın tam ortasına düşmüştü. 602 yılında Sasanilerle başlayan ve 26 yıl boyunca Mezopotamya’dan Anadolu’ya kadae uzanan bu korkunç savaş, kadim iki süper gücü birbirinin gırtlağına sarılmış bir şekilde uçuruma sürüklüyordu. ​Persler, Romalıları art arda ağır yenilgilere uğratmıştı. 614 yılında Kudüs'e girdiklerinde sadece altın değil, Hristiyan dünyasının kalbini de söküp aldılar; Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılan, Roma’nın en büyük manevi dayanağı olan "Gerçek Haç"ı ve kutsal emanetleri çalıp kendi topraklarına kaçırdılar. 619’da Mısır’ın tahıl depoları Perslerin eline geçmiş, 622’ye gelindiğinde ise Persler Konstantinopolis’in karşı yakasına, Kadıköy'e kadar işgal etmişlerdi. Surlara ise Avarlar dayanmıştı. Şehrin içinde tam bir kıyamet havası hakimdi. Roma’nın cenaze marşını çalıyordu. Slavlar Trakya’yı yağmalıyor, Avarlar surları kuşatıyor, Persler ise boğazın karşısına geçmeye çalışıyorlardı... Roma’nın sonu gelmişti. ​Peki durum gerçekten bu kadar vahim miydi? Dışarıdan bakıldığında evetti ama iyi bir göz önemli bir ayrıntıyı fark edecektir, fark etti de. Aslında bakılırsa Persler ülkelerinden uzaklaşarak ilk kumarı oynamıştı. Pers ordusu, başkentlerinden binlerce kilometre uzaktaydı ve bu ikmal hattı, bir ağdaki en zayıf bağlantı gibi kırılgandı. Ve en önemlisi Romalıların müthiş bir avantajı vardı: Donanma Gücü. Sasanilerin bir tane bile gemisi yoktu. Onlar karanın efendisiydi, ancak denizler hala Roma’nındı. ​Herakleios, patrikle anlaşıp kilisenin altınlarını, hatta meydandaki heykelleri bile eritip para bastı. Paraların üzerine "DEUS ADIUTA ROMANIS" yani "Tanrım, Romalılara yardım et"
Din
İz bırakanlar, is bırakanlar...
Her ademoğlu dünyadan gelip geçer de, kimi ardında takip edilesi iz(ler) bırakır; hoş bir sedâ, hoş bir eda, dik duruş ve güzel davranış, güzel koku ve renk gibi...kimi de kapkara "is" bırakır, kötü kokan, kazıyınca çıkmayan zift karası... Bu dünyanın en büyük ve yalın hakikati... Dünya dediğimiz bu han, herkesin konup göçtüğü, ama duvarlarında mutlaka kendinden bir parça bıraktığı muazzam bir hafıza mekânıdır. İz bırakanlar, bu kubbede hoş bir sedâ bırakmayı dert edinenlerdir. Onların gidişiyle yeryüzü eksilir belki, ama geride bıraktıkları ışık, yıllar sonra bile yollarını kaybetmiş bedbahtlara pusula olur. Bir tebessümle gönül alanlar, adaletin safında dimdik duranlar, rüzgâra karşı bile eğilmeyenler... Onlar dünyayı güzelleştiren, insanlığın mayasını taze tutanlardır. Göçüp gitseler de kokuları kalır sokaklarda; adları her anıldığında içe çekilen derin bir nefes gibi ferahlık verirler. Bir de "is" bırakanlar vardır... Geçtikleri her yeşili kurutan, bastıkları her toprağı çoraklaştıranlar. Onlar bencilliğin, hasedin ve zulmün zifiri karanlığıyla yürürler. Arkalarında bıraktıkları tek şey, temizlenmesi nesiller süren kirli bir pastır. Hatırlandıklarında sinelere bir ağırlık çöker, yüzler ekşir, ruhlar daralır. Ne acıdır ki, ömür gibi aziz bir sermayeyi, sadece etrafı karartmak için harcayıp gitmişlerdir. Tarih de, gündelik hayat da bu iki zıt kutbun canlı şahitleriyle doludur. Biri baktıkça içimizi ferahlatan ve insanlığa olan inancımızı tazeleyen bir "iz", diğeri ise hafızalardan silinmek istenen kirli bir "is"tir. Gelin, bu iki insan tipini hayatın içinden somut örneklerle karşılaştıralım: İz Bırakanlar (Aydınlatanlar): İnsanlığın ortak mirasına harç koyanlar, ömürlerini bir hakikatin veya faydanın peşinde tüketenlerdir. Onlar, sadece kendi dönemlerini değil,
Evet iç sesime dur derken konuşması monolog halinde:)
İnsanlar davranışlarının nedenlerini açıkça belirtmeden tavır almalarını doğru bulmayanlar el kaldırsın hocam...asdfgasdfg:)