“Ey bîçâre, bu nefs-i emmârenin bendlerinden kurtulmaklığa hiç gayretin yok mu? Ve şu nefs-i emmâreye uyanların Hak Hazreti’nde horluklarından ve rüsvâylıklarından sana hisse yok mu? Yoksa sana bir vahiy hücceti mi var Muhammed Mustafa gibi? O dahi senin içün ağladı, ya sen ağlamayasın kendin içün! Bunları fikr itmezsin niçün? Ve bu nefsi terbiyyet idüp, emmâreliğinden döndürenlerin izzetine özenmez misin? Ululuğa özenmez misin, horluğa özenirsin!
Ey bî-dert, nice bir nice bu nefse, firkate zebûn olmuşsun! Ey şeytana girifte n’ola bir Hakk’a dönsen? Suali, hesabı, azabı, ikābı ansan; bu nefs-i emmârenin başını peşîmânlık taşına tutsan, akıtsan yaşını! Ve nefsin hevâsından geçüp, anı incitmek tarîkınca birkaç adım atsan n’ola? Sana Hak Teâlâ’dan inâyet ola, Hak cezbesi karşı gelüp seni bu giriftârlıktan kurtarsa, kendi Hazretine çağırıp yüce yüce makamlara yetiştire, şâd olaydın!"
“Müridin yapması gereken, abdestli olmaya devam etmektir. Çünkü, kim abdest alma konusunda tembellik ederse, onun ruhuna melekuta yükselme izni verilmez.”