Ankara’nın soğuk bir kışında, gri bir devlet dairesinde çalışan sessiz memur Raif Efendi’nin hayatı, bir tabloya aşık olmasıyla sonsuza dek değişir.
Sabahattin Ali’nin başyapıtında, içe kapanık bir adamın defterinden dökülen satırlar, Berlin’in 1930’larındaki bohem hayatına, tutkulu bir aşka ve tarifsiz bir yalnızlığa açılır.
Maria Puder’la karşılaştığı andan itibaren Raif’in dünyası hem aydınlanır hem de paramparça olur. Acıyla yoğrulmuş, incelikli bir dille yazılmış bu roman, aşkın en saf halini, toplumsal yalnızlığı ve insanın kendi içinde sürdürdüğü savaşı anlatır.
Okuduktan sonra kalbinizde uzun süre sızlayan, Türk edebiyatının en dokunaklı ve unutulmaz eserlerinden biri.