Ara sıra onunla bu konuda konuştuğunu ve her şeyi bu denli ciddiye almamasını söylediğini hatırladı. Ama her ikisinde de olan bir özellikti bu ve öyle kararlarla, ricalarla engellenecek bir şey değildi.
Yaşamda sevgiye gerek duyanlar, sağlıklılar, kendine güvenenler, gururlular, neşeliler, yaşamın zevkini çıkaranlar değildi. Onların buna ihtiyacı yoktu. Onlar sevgiyi yalnızca kendilerine sunulması gerekli bir şey olarak niteliyor, kayıtsız, kendini beğenmiş bir tavır takınıyorlardı. Sevgi onlar için yalnızca bir olgu, saçtaki bir toka, koldaki bir bilezik gibi başkaları tarafından sunulan bir armağandı; asla yaşamın anlamı ve ulaşılabilecek en yüce mutluluk değil! Kaderin sillesini yemişlere, sakatlara, engellilere, toplumun dışladıklarına, aşağıladıklarına, çirkinlere, yokluk çekenlere, umudu kırılmışlara gerçekten de sevgiyle ulaşılıp yardımcı olunabilirdi. Onlara yaşamını adayan, yaşamın onlardan esirgediğini onlara bağışlamış oluyordu. Yalnızca onlar olması gerektiği gibi sevmeyi ve sevilmeyi biliyorlardı: alçakgönüllülükle ve minnettarlıkla!
Siz hiçbir tutkuya, aşka mantıkla yanaşıldığını duydunuz mu? Hiç ‘ateşe’ yanaşıp ‘yanma’ demek ya da ‘yangına’ gidip de ‘yangın çıkarma’ demek olası mı?