Bir başkası tarafından sevilen herkes o kişinin karşısında çaresiz kalır. Böyle bir ilişkinin çaresizliğini yaşayan belki de yalnızca erkek tarafıdır, çünkü yalnızca o, bu tutkuya karşı koyma zorunluluğunun acısını, tasasını ve suçunu çekmekle yükümlüdür. Eğer istenmeyen bir tutkuya, karşılıksız bir aşka karşı koyan kadınsa, bu cinsiyetinin doğal bir sonucu olarak nitelendirilir. Kadınlara baştan beri reddetme hakkı tanınmış olduğu için, en ateşli aşkı, en büyük tutkuyu bile geri çevirmesi zalimlik sayılmaz.
Yaşamımda ilk kez her tür bağlılığın ruhun asıl güçlerini engellediğini, insanın gerçek kişiliğinin ancak özgür olduğu zaman ortaya çıktığını anlıyordum.
Belki de çocukluğumdan bu yana, hep başkaları için hiçbir önem taşımayan, hiçbir çekiciliği olmayan, tamamen gereksiz bir adam olduğum inancıyla tüm benliğimi baskılamış olmam, bir işe yaramanın verdiği şaşkınlığı açıklıyordu.
Onca zamandır birlikte yaşadığım kadın, hayatımda tuhaf bir misafire dönüşmek üzere. İçimdeki kin sağır ve dilsiz bir kin ve kendini tüm konuşmalara kapatmış durumda. Bir kez sevmiş olan ve hâlâ seven biri, kendini aşka elverişli bir hale getirmenin ne kadar zor olduğunu, ne kadar uzun sürdüğünü bilir. İnsan acı çekerken anlar, aşk için emek vermeye bir daha kolay kolay kalkışamayacağını. Çekilen acı bir tür aşk tembelliği yaratır. Acı çeken kişi, bu kadar ağır bir işi boşu boşuna yaptığından korkar.