"Hiçbir şeyi görmüyordu bu insanlar, hiçbir şeyi bilmiyor ve hiçbir şeyin farkına varmıyorlardı, hiçbir şey sesini işittiremiyordu kendilerine. İster zavallı bir hayvancık gözlerinin önünde kuyruğu titretsin , ister usta bir sanatçı bir ermişin yüzünde insan yaşamının tüm umudunu, soyluluğunu, acılarını ve insanı soluksuz bırakan tüm karanlık korkularını tüyler ürpertici şekilde canlandırsın , hiç farketmiyordu, hiçbir şeyi göremiyor, hiçbir şeyden etkilenmiyorlardı. Hepsi de gülüp oynuyor ya da birtakım işlerle uğraşıyordu; sözde önemli işler peşinde koşuyor, acele ediyor, bağırıp çağırıyor, kahkahalar atıyor, birbirlerinin yüzlerine karşı geğiriyor, ortalığı gürültüye boğuyor, espriler yapıyor, üç kuruş için birbirlerine giriyorlardı; hepsinin de keyfi gıcırtı,
hepsinin tıkırındaydı işi, kendi kendilerinin ve dünyadan şikâyetçi değillerdi. Domuzdan geri kalır yanı yoktu
hiçbirinin , domuzdan da beterdiler, domuzdan da vahşi."
"...insanlara karşı üzüntüyle karışık bir hırs bürüdü içini. Neden bu kadar duygusuz, kaba, akıl alamayacak ölçüde aptal ve sersemdiler? Ne diye hiçbir şeyi görmezlerdi?"