tubiko

tubiko

, bir kitap okudu
Puan vermedi·265 syf.·
2022 1. kitabı
Cuniçiro Tanizaki
7.1/10 · 1.163 okunma
Reklam
Goldmund: Sevdiğim, izini izlediğim şey bir giz benim, bu gizin pek çok kez bir şimşek gibi ansızın çakıp söndüğünü gördüm; günün birinde başarabilirsem eğer, bir sanatçı olarak bir yapıtında canlandıracağım bu gizi, konuşturacağım, O büyük doğurucunun, ilk ana'nın heykelini yapacağım; ondaki giz bir başka heykeldeki gibi şu ya da bu ayrıntıdan, kendine özgü bir şişmanlık ya da sıskalıktan, kabalık ya da incelikten, güç ya da zarafetten değil, dünyanın genelde uzlaşmaz en büyük karşıtlıklarını, doğum ve ölümü, iyilik ve zulmü, yaşam ve yokoluşu bir barışıklık içinde kendisindebarındırmasından kaynaklanıyor. Bu ilk ana'yı ben kafamdan uydursaydım, bu ilk ana benim düşüncelerimin bir oyunu ya da bir sanatçının açgözlü bir isteği olsaydı, hiç acımaz, kusurunu görür ve onu unutur giderdim. Ne var ki, ilk ana bir düşünce ürünü değil, onu kafamda düşünüp kotarmadım ben, gördüm! İçimde yaşıyor benim, ikide bir kendisiyle yüz yüze geldim. Onu bir kış gecesi bir köyde doğum yapan bir kadının yatağının başında elimde ışık tutarken sezdim ilkin, işte o zaman bu görüntü gözlerini içimde açtı, yaşamaya başladı. Çoğu zaman uzaklara kayıyor, uzun süre gözden kaybediyorum kendisini, ama birden yine şimşek gibi çakıveriyor. Bugün de aynı şey oldu. Kendi annemin görüntüsü, bir zaman çok sevdiğim annemin, tümüyle bu yeni görüntüye dönüştü; bir kiraz tanesinin içindeki çekirdek gibi bu görüntünün içinde yaşıyor şimdi."
"Goldmund, bu konu üzerinde derin düşüncelere dalmıştı. Akla gelebilecek en kesin bir belirginlik ve biçimle donatılmış şeyin nasıl olup insan ruhu üzerinde somutluktan alabildiğine uzak ve biçimden alabildiğine yoksun bir nesneninkine benzer etki uyandırabileceğine akıl erdiremiyordu. Ama yine de bu konudaki düşünüp taşınmaları- nın sonunda, kusursuz, eli yüzü düzgün bunca sanat yapıtının neden hoşuna gitmediğini, belli bir güzelliği içermelerine karşın neden kendisine sıkıcı ve iğrenç göründüğü- nü anlamıştı. Atelyeler, kiliseler ve saraylar bu gibi iç açıcı olmayan sanat yapıtlarıyla dolup taşıyor, insanı gayet ağır düşkırıklıklarına uğratıyorlardı, en yüce olana karşı uyandırdıkları özlemi giderebilme gücünden yoksundular çünkü, bu da asıl önemli şeye, yani giz denilen şeye sahip olmayışlarından kaynaklanıyordu. Düşle en yüce sanat yapıtının ortak özelliği de buydu işte: Giz."
"...gerçek gizler de, insan ruhunun gerçek görüntüleri de, sudaki bu küçük giz gibiydi tıpkı, bir silüetten , bir biçimden yoksundu hepsi, ancak uzak ve güzel bir olasılık olarak algılanabiliyorlardı, bir tülle örtülüydü üzerleri ve birden çok yoruma açıktılar."
"...miskin kalp huzuru onu terk etmişti ve derken yalnızlıklarda almıştı soluğu, pis pis düşünüp durmalarda..."