Puan vermedi·264 syf.··
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:20
Ayfer Tunç’un Kapak Kızı romanı ilk bakışta bir “güzel kadın hikâyesi” gibi görünse de aslında toplumun bakışlarını, arzularını ve çürümüş yanlarını anlatan çok katmanlı bir roman. Kitap boyunca merkezde Şebnem vardır ama ilginç olan şey, Şebnem’i hiçbir zaman gerçekten tanıyamayışımızdır. Onu hep başkalarının gözünden görürüz. Belki de romanın en güçlü yanı tam olarak budur. Roman TCDD treninde başlayan parçalı anlatısıyla okuyucuyu ilk başta bilinçli bir karmaşanın içine bırakıyor. Her bölümde yeni karakterler, yeni hayatlar ve birbirinden kopuk görünen hikâyeler açılıyor. Ancak ilerledikçe bu insanların ortak noktasının Şebnem olduğu anlaşılıyor. Böylece roman bir “kapak kızı” hikâyesinden çıkıp insanların Şebnem üzerinden kendilerini açığa vurduğu bir toplumsal aynaya dönüşüyor. Bünyamin karakteri arzularıyla vicdanı arasında sıkışmış bir erkekliği temsil ediyor. Şebnem’i arzularken aynı zamanda onu suçlayan zihniyet, toplumdaki ikiyüzlü ahlak anlayışını görünür hale getiriyor. Ersin’de ise kaçırılmış hayat hissi öne çıkıyor. Şebnem onun için sadece bir kadın değil; ulaşamadığı bir geçmişin ve başka türlü yaşanabilecek bir hayatın sembolü gibi duruyor. Selda ise romandaki en kırılgan ve en yalnız karakterlerden biri olarak öne çıkıyor. Onun Şebnem’le olan bağı açık açık anlatılmasa bile satır aralarındaki sessizliklerde hissediliyor. Romanın en etkileyici tercihlerinden biri, Şebnem’in kendi sesinin neredeyse hiç duyulmaması. Okur sürekli onun hakkında konuşan insanları dinliyor ama Şebnem’i dinleyemiyor. Böylece Şebnem gerçek bir kişiden çok, herkesin kendi anlamını yüklediği bir boşluğa dönüşüyor. Erkekler onu arzu nesnesi, kadınlar tehdit ya da merak unsuru, bazıları ise kaçış hayali olarak görüyor. Ancak bütün bu bakışların arasında gerçek Şebnem
1000Kitap
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
7/10
·
Beğendi
Bugün masamı, modern sosyolojinin "kalabalıklar içindeki yalnız insan" tezini tek bir cümleyle çürüten, edebiyat dünyasının en hijyenden uzak ama bir o kadar da zihin açıcı antikahramanıyla paylaşıyorum: Garip Galip ️ Erdi Erden’in kaleminden çıkan bu 140 sayfalık novella, postmodern yabancılaşmayı öyle absürt bir kara mizahla ele alıyor ki, kendinizi aynı anda hem bir edebi sempozyumda hem de bir stand-up gösterisinde bulabiliyorsunuz :) TCDD misafirhanesinde inzivaya çekilmiş ve bir kütüphanede memurluk yapan Galip yer alıyor. Galip, varoluşsal sancılarını fularıyla saklayan o bildik entelektüellerden değil; sosyal normları ve temel kişisel bakımı tamamen reddetmiş bir kütüphane memuru. Dilsel sermayesi ise tek bir kalıba sıkışmış durumda: "Hadi ya!" Sıklıkla bu tepkiyi veriyor her şeye:) Ancak dışarıdan "duvar" gibi görünen bu adamın iç dünyası, yapısalcı bir eleştirmenin rüyası gibi. Galip, kütüphaneye gelen okurların profil fotoğraflarından antropolojik yaş tayini yapıyor, ödünç aldıkları kitaplardan onlara alternatif edebi kaderler uyduruyor. Benim için çok farklı ve keyifli bir okuma deneyimi sundu. Yazarı tebrik ediyor, bizi Galip ile tanıştırdığı için kendisine çok teşekkür ediyorum.
Garip GalipErdi Erden · Parlayan Kitap · 20267 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 110. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Erdi Erden kaleminden Garip Galip kitabının yorumu ile geldim Mayıs ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 140 sayfalık bir kitap •Hikâye, Doğu Anadolu’nun küçük bir kasabasına kütüphane memuru olarak atanan Galip’in etrafında şekilleniyor. Galip, hayata adeta yenik başlamış bir karakter; doğarken annesini, ilkokul çağında ise babasını kaybetmiş, dede ve ninesiyle büyümüş. •Toplumun o çok sevdiği normal kalıpların tamamen dışında biri o. Sosyallik sıfır, hijyen hak getire. Cevabını veremediği ya da geçiştirmek istediği her soruya o meşhur Hadi ya! tepkisini veriyor. Onun bu dağınık, hırpani ve pis hâli, aslında dış dünyaya karşı ördüğü görünmez bir zırh gibi. •Zamanla TCDD misafirhanesinde kalırken tanıştığı sağlık memuru Salim, ardından Cem ve en son Başak hayatına dahil oluyor. Galip, dağınıklığı ve tuhaflıklarıyla çevresindekileri canından bezdirse de, kütüphaneden kitap almaya gelen bir kızın hayaliyle kendi içinde bambaşka bir evren kuruyor. •Galip için kendi kendine konuşmak bir alışkanlık değil, tam bir mecburiyet. Kendi zihninin gürültüsünden kafası şişiyor ve yaşadığı o amansız baş ağrıları tam da bu içsel kalabalıktan besleniyor. Hayatta en nefret ettiği şey birisiyle göz göze gelmek. Çünkü o an ya korkuyor ya da içinden amansız bir gülme isteği yükseliyor. •Galip, pazartesileri yeni bir şeye başlayamayanların o sıradan pazar ertesi dünyasını gizli gizli seviyor. İlkliklerine kadar pazar gününe bulanmış, onunla yoğrulmuş. Çocukken babasının sözünü tutmayıp onu götürmediği o lunaparkın dönme dolaplarında takılı kalmış hayatı. Zihni hep o kırgın pazar gününde asılı, bir türlü pazartesiye, yani hayatın akan gerçeğine geçemiyor. •Aklının sofralarında gizli gizli yediği peynir ekmekler, cuma kapanışları, pazar banyoları olmasa sanki
Garip GalipErdi Erden · Parlayan Kitap · 20267 okunma
10/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Mustafa Kutlu'nun 22. Kitabı da bitti. Eser, 1995 yılında yazılmış. Birbirinden farklı birçok hikaye. Cevat adlı kişinin gerçeğe dayalı iki farklı hikayesi mükemmeldi. Oruç mükemmeldi. Bir de İskender Atayi 'den mülhem yazdığı hikâyesi mükemmeldi. Son hikaye onun çocukluğunu anlattığı Erzincan TCDD'ye yakın evlerinin ve o yılların hikayesi. Bu yazarın hayatını bilenler , arastiranlar ve ondan dinleyenler için anlamlı olacaktır. 33. Kitaba merhaba.
Arkakapak YazılarıMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20001,291 okunma
Kapak kızı kitap incelemesi ve düşüncelerim
8/10
·264 syf.··
2026 24. kitabı
Romanın geneli Ankara’dan İstanbul’a giden bir TCDD treninin yemek vagonunda geçiyor. Romanda birbirinden bağımsız üç ana karakterin, bir dergiye fotoğraflar veren Şebnem’in fotoğraflarını görmeleri üzerine kendi iç dünyalarına ve geçmişlerine yolculuk yapmaları ve kendi hayatlarını pek çok açıdan sorgulamaları merkeze alınıyor. Romanın sonunda birbirinden bağımsız üç kişiyi aynı dergi pozları bir araya getirir.Kitapta beni en çok etkileyen şey bir dergi pozunun insanların günlerinin gidişatını yönlendirebileceğini ve o günkü düşünce ve sorgulamalarını büyük ölçüde ele geçirebileceğini göstermesi oldu. Günlük hayatlarımız da küçük detayların birleşiminden oluşuyor zaten.
Duygu ve Düşünce
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
Puan vermedi·244 syf.··
2025 53. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 21:12
Şimdi efendim, Graham Greene'in "İstanbul Treni" kitabını elime aldığımda, dedim ki "Oh, ne güzel, bildiğimiz yerden bir hikaye." Ama kitabı bitirince anladım ki, bu tren bizim bildiğimiz TCDD'nin rötar rekoru kıran seferleri gibi değilmiş! Kitabın adı "İstanbul Treni" ama İstanbul'un kendisi, dizilerdeki iki bölüm görünüp kaybolan misafir oyuncu gibi. Yani insan bir Sultanahmet görür, bir Kapalıçarşı'da pazarlık bekler... Yok. Bütün olay, Belçika'dan kalkan o trenin içinde kopuyor. Greene amca almış eline bir avuç insan, "Hadi bakalım, sizi bir vagona tıkıyorum, başınızın çaresine bakın," demiş resmen. Vagonun içindeki kadro da Survivor All-Star gibi maşallah. Gelecek peşindeki dansçı kız, üçkağıtçı iş insanı, başı dertte olan idealist bir devrimci, dedikodu peşindeki gazeteci... Yani bir vagona bu kadar "sorunlu" karakteri nasıl sığdırmış, hayret ettim. Ben ki iki durak metroda sıkıntıdan patlarım, adamlar günlerce birbirinin suratına bakıyor. Tabii o zamanlar ne Instagram var, ne TikTok... İnsanlar mecburen birbirleriyle uğraşıyor. Tren dedikodunun, entrikanın ve yanlış anlaşılmaların merkezi haline geliyor. Herkesin bir sırrı var, herkes birilerinden kaçıyor ya da birilerini kovalıyor. O daracık koridorlar, bir anda entrika borsasına dönüyor. Kısacası olay şu: Varacağın yer değil, yolda kiminle takıldığın önemli. Greene bize bunu anlatırken araya biraz da gerilim serpiştirmiş. Sonuç olarak "İstanbul Treni", adı sizi yanıltmasın, tam bir "yol filmi" tadında kitap. Gerilim soslu insan manzaraları diyebiliriz. Eğer "Hem biraz heyecanlanayım hem de insan psikolojisi üzerine kafa yorayım," diyorsanız, bu trene bir bilet alın derim. Ama benden söylemesi, yolculuk varıştan çok daha heyecanlı! Benim için kesinlikle keyifli ve şaşırtıcı bir okuma oldu.
Edebiyat
İstanbul TreniGraham Greene · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,217 okunma