Beyaz Leke II/Özgürlük
Goodreads: 4,4/5
1000kitap: 8,9/10
4/5
“Çünkü güç, en çok inançtan gelir. Bunu hiç unutma.”
“Bana dedi ki 𝑘𝑜̈𝑡𝑢̈ 𝑔𝑒𝑐̧𝑒𝑛 ℎ𝑖𝑐̧𝑏𝑖𝑟 𝑔𝑢̈𝑛𝑢̈𝑚𝑑𝑒 𝑦𝑎𝑛ı𝑚𝑑𝑎 𝑦𝑜𝑘𝑡𝑢𝑛, 𝑠𝑒𝑣𝑔𝑖 𝑏𝑢 𝑑𝑒𝑔̆𝑖𝑙𝑑𝑖𝑟 𝑀𝑎𝑟𝑐𝑜.”
“Eftal,” dedi babam, gözlerini sahneden ayıramazken. Başımı ona doğru eğdim ama sahneye bakmaya devam ettim heyecanla. “Adnan Atalar’ın kızı olarak yaşamayı hiç bırakma olur mu?” Gülümsediğimde dikkatim sahnedeydi. “Bütün bu ışıklar, yapay saygılar, insanların güç gösterileri seni hiç cezbetmesin.” Her cümlesi yüreğime işlemişti aslında ama o an başarılı bir avukat olmanın hayali içindeydim. “Özgürlüğün parlak bir ışığı vardır, güzel kızım. Eğer bir gün yanılgıya düşersen o ışığa doğru ilerle, doğru oradadır. Sakın senden bu ışığı almalarına izin verme.”
“Savaşın ortasında kaybetmekten korktuğun tek duygu vicdanın olmalıdır…”
Çok sevdiğim bir dostumun hediye etmesiyle tanışmıştım Beyaz Leke/Mahkûmiyet ile. Serinin ilk kitabını çok keyif alarak okumuştum. İlk kitabın sonunda BL’nin içinde bir hain olduğunu öğrenmiştik ve kim olduğunu anlayamadan da kitap bitmişti. İkinci kitapta hainin kim olduğunu öğreniyoruz ama bayağı sonlara doğru oluyor. Marco, en çok sevdiğim karakter oldu. TDÇ ve GPÇ, kitabı aslında okutturan karakterlerdi. Özellikle TDÇ’yi kitaptan çıkardığımızda, kitap kendini okutturmaz, diye düşünüyorum. Distopik türde bir eser olsa da bence distopyadan oldukça uzak ve gerçeğe çok yakın bir eserdi. Kurguda bariz eksikliler vardı; hatta bence o kadar fazlaydı ki okurken gözüme çok fazla çarptı ve kendi kendime “Yook artııık…” diye konuştuğum oldu. Özellikle kitaptaki ana karakterlerden Eftaltya’yı ben hiç sevemedim. Yazar her ne kadar güçlü bir kadın karakter inşa etmek istemiş olsa da ve nispeten bunu başarabilse de çok fazla tekrara düşen bir karakterdi