Sosyal medya, günümüzde sadece bir iletişim aracı değil; kelimelerimizle, beğenilerimizle ve paylaşımlarımızla her an amel defterimizi doldurduğumuz devasa bir meydandır. Gerçek hayatta yapmaktan utandığımız birçok günah, ekran arkasındaki o sahte gizlilik hissiyle sosyal medyada kolayca işlenebilmektedir. İslam ahlakı (edeb ve mahremiyet) ekseninde, sosyal medyadaki en büyük yanılgılarımızı ve dikkat etmemiz gereken kırmızı çizgileri şu şekilde derinleştirebiliriz 🔍 1. Doğruluğundan Emin Olunmayan Bilgiyi Yaymak (Hüsn-ü Zan ve Münafıklık Alameti) Sosyal medyanın en büyük tehlikelerinden biri, yalanın saniyeler içinde milyonlara ulaşmasıdır. Ayeti Kerime: "Ey iman edenler! Bilmeden bir topluluğa zarar verip sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın." (Hucurât, 6) Yanlışımız: Önümüze düşen bir skandalı, bir siyasi haberi veya bir kişi hakkındaki iddiayı doğrulamadan "Paylaş" veya "Retweet" butonuna basıyoruz. O haber yalansa, o yalanın ulaştığı yüz binlerce insanın vebali ve iftirası doğrudan bizim defterimize yazılıyor. 🎭 2. Gösteriş (Riya) ve "Nazar" Davetiyesi İslam'da ibadetin de iyiliğin de gizli olanı makbuldür. Günümüzde ise tam tersi bir "görünme" yarışı vardır. Yanlışımız: Gidilen lüks restoranlar, alınan pahalı hediyeler, mutlu aile tabloları veya yapılan yardımlar sürekli sergileniyor. Bu durum iki büyük tehlike doğurur: Riya (Gizli Şirk): Amelleri Allah rızası için değil, insanların beğenisi (like) için yapmak. Haset ve Nazar: Evinde huzuru olmayan, maddi durumu yetersiz olan veya evlenememiş bir insanın o paylaşımlara bakarak iç geçirmesi, hem o kişiye psikolojik zarar verir hem de nazar yoluyla paylaşımı yapana manevi zararlar döndürür. 🛑 3. Mahremiyet Sınırlarının Yok Olması
1000Kitap
Modern dünyada en çok yanılgıya düştüğümüz iki ana alanı, yani Dijital Kul Hakkı ve Modern Tüketim (İsraf) Çılgınlığı konularını fıkhi ve ahlaki boyutlarıyla daha derinlemesine inceleyelim. 💻 1. Dijital Kul Hakkı: Görünmez Günahlar Geleneksel fıkıhta kul hakkı denince akla birinin parasını çalmak veya fiziksel zarar vermek gelir. Ancak günümüzde dijital ortamda işlenen ve hafife alınan kul hakları çok daha yaygındır: Siber Linç ve İftira: Sosyal medyada bir kişi hakkında çıkan asılsız bir haberi "beğenmek" veya "paylaşmak", o iftiraya ortak olmaktır. Normalde birkaç kişiye yapılacak gıybet, retweet veya paylaşım butonuyla bir anda milyonlarca kişiye ulaşmakta ve günah katlanmaktadır. Telif Hakkı İhlali: İnternetten korsan kitap, film, yazılım veya oyun indirmek doğrudan kul hakkıdır. Bir emeğin sahibinin izni ve rızası olmadan dijital de olsa o ürünü karşılıksız kullanmak, İslam'daki "emeğe saygı" ve "helal kazanç" ilkelerini çiğner. Gizli Takip ve Mahremiyet (Tecessüs): Kur'an-ı Kerim'de kesin bir dille yasaklanan tecessüs (başkalarının gizli hallerini araştırmak), bugün sosyal medyada "stalklamak" adıyla sıradanlaşmıştır. Bir insanın izni olmadan onun eski fotoğraflarını, mesajlarını veya özel hayatını kurcalamak kul hakkı ihlalidir. Zaman Hırsızlığı: İş saatlerinde mesaiyi sosyal medyada, videolarda veya oyunlarda harcamak, işverenin hakkını (kul hakkını) yemektir. Alınan maaşın içine haram karışmasına neden olur. 🛍️ 2. Modern Tüketim Çılgınlığı: Küresel İsraf İslam'da israf sadece nimeti çöpe atmak değildir. İhtiyacın ötesinde, sırf statü veya zevk için yapılan her aşırı harcama israftır. Günümüz dünyası ise tamamen bu israfı tetiklemek üzerine kuruludur: Gardırop İsrafı (Hızlı Moda): "Giyecek hiçbir şeyim yok" algısıyla, aslında onlarca kıyafeti varken
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Altı saatten arta kalan zamanın, haftaların, ayların. Bugün, dünya yeniden yakalandı uzun zaman sonra kaçtığı güneşin ışınlarına. Bugün, güneş yeniden allarından öptü dünyanın bilmukabele yine uzunca bir aradan sonra. Ahsen göğün zevahiri, samanyolunun gözlerini kamaştırdı belki. Belki efsunkâr dolunay doğup günden güne yeniden batarken, cefâpîşe diye anıldı parlayan yıldızlar tarafından. Menfi olduğu muhakkak olan bir düşüncenin arka fonunda geriden geriye bedhah olan rüzgâr; çarparken kimsesiz çeşmelerden akan suların saçlarına, efgan ile yardım dilenir yine çoban çeşmesi hayatının altından bir damarla aktığı ve kendini hep yamaçlarında bulduğu dağlardan. Mûtenâ inerken yağmur maviliklerin içinden, ülfet eder gibi kendi güzelliği ile hemdem olan denizlerin damlalarına. Tecerrüt etti beyaz bulutlar, tarladan uçuşan pamuk gibi göğün tarlalarından. Vuslatı beklerken suya hasret ekinler gibi, firkatin hicranı sardı gökyüzünün göğsünü. Tecessüs ederken güzeşte olmuş zamana inci taneleri gibi dolu, tevekkeli hâmuş etmiş yeryüzünün buğday tenli toprağına. Bugün nazenin harfler. Güzelim kelimelerin başı şişti belki çaçaron cümlelerin kalabalığıyla. Oysa iptila olmuş, biyadını ilân ederken hece hece satırlara. Feraset etti mirzâ. Aysar oldu mübrem. Filhakika bişrev edip, inşirah etti zevahiri şûride olmuş gönül. "Bana her şey çok uzak. Kendiliğinden beri, kendimi bildiğimden. Emin değilim, bilmek istediğimden." Diyor: 366.günün birisinde. Bugün 366.gün...
Her dersini ilk dersiymiş gibi aşk ve heyecanla ve son dersiymiş gibi büyük bir mesuliyet duygusuyla veren kaç tane hoca var etrafimızda? Elimizden tutup bizi bir ilim, fikir, hikmet, edep, erdem, tahayyül ve tecessüs yolculuğuna çıkaran hoca sayısı neden yok denecek kadar az?
Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum) Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının! Çünkü zannın bir kısmı (dahi) günahtır. Tecessüs etmeyin/birbirinizin özelini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın /arkasından konuşmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi ister mi? (Nasıl da) tiksindiniz! Allah'tan korkup sakının. şüphesiz ki Allah, (tevbeye muvaffak kılan ve tevbeleri çokça kabul eden) Tevvâb, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm'dir. (49/Hucurât, 12)
Sis
"Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar! Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim, Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim! Ey sahn-ı mezâlim…Evet, ey sahne-i garrâ, Ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ! Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı; Ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret Perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet; Ey Marmara'nın mâi der-âguuşu içinde Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde; Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir, Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir; Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ, Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ. Hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün! Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis; Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his. Te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet! Hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde, Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde. Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu'; Yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.