Prens, İnsanlığın Anatomisi
10/10
·192 syf.··
2026 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 14:56
Niccolò Machiavelli tarafından 1513 yılında genç prens Lorenzo Medici'ye hediye olarak sunulan siyâsetnâmedir. Eserin muhtevası hükümdarlık yapmakta yahut yeni olacak prenslere tavsiyeler verilmesi şeklindedir. Her bir tavsiye kendi içinde bölümlere ayrılmış ve içeriği Machiavelli'nin derin tecessüs ve akıl yürütmeleriyle yazılmıştır. Evvelâ kitabın dünya edebiyatındaki yerine bakmak gerek. Prens veya Hükümdar dediğim gibi siyasetname türündedir. Machiavelli'den önce de sonra da bu türde kitaplar yazılmıştır ancak kitabın ayırıcı vasfı, hükmedene basit tavsiyeler vermesinden değil; hükmedilene dair katıksız gerçekliği vermesindendir. Evet, çoğu siyasetname yazarı bu saf gerçekliği verdiğini düşünerek yazıldı. Ancak sanmıyorum ki insanı bu denli dürtüsel yahut tabiri caizse hayvansı özellikleriyle tasvir eden başka bir siyasetname olsun. Hükümdarın en önemli özelliklerinden biri halkı tanıması olmalı der Machiavelli. Ne üstten bakmalı ne de boyun eğmeli. Örneğin: ''Tıpkı manzara resmi isteyenlerin yüksek tepelerin tabiatını gözlemlemek için alçak ovalara inmesi, alçak ovaları ise yüksek dağların tepelerinden gözlemlemesi gibi'' s.09 Yakından uzağa sıralarsak devleti oluşturan üç grup vardır, bunlar; siyâsetçiler (üst kademedeki yöneticiler), askerler ve çoğunluğu oluşturan halk veya millet. Her ne kadar prens devletin en müreffeh kişisi gibi görünse de bu üç ayrı unsuru da mutlu etmeli veya en azından kendisine karşı gelip tahttan indirmeyecek kadar rahat durdurmalı. İşte kitabın asıl noktası: ''Amaca giden her yol mübahtır.'' Ayakta kalan devlet sahibinin gerekirse bu uğurda iyi erdemler değil aksine güç ve iktidar odaklı tabiri caizse kaypak olması gerektiğini tavsiye eder. Çünkü Machiavelli güruhların iyi erdemlerden sorun çıkarmadığını değil, temelinde
PrensNiccolo Machiavelli · Alfa Yayınları · 202520,3bin okunma
Puan vermedi
Gece beni en üst katta bir odaya yatırdılar. Sabahleyin gayet erken uyandım. Yataktan kalktım. Garip bir tecessüs içimi yiyordu. Ayaklarımın ucuna bakarak dışarı çıktım. Karşımda bir oda vardı. Kapısı aralıktı. Yavaşça ittim. Bir de ne göreyim. Gizli bir aile mabedi!.. Beyaz perdeler inik. Aralarından soluk bir aydınlık giriyor. Duvarlarda birçok büyük levhalar asılı. Köşelerde ağır ceviz ağacından yapılmış, demir çemberli mezarlar duruyor. Şüphesiz bu mezarlarda sevgili ölülerin mumyaları var. Bir tanesini açmaya çalıştım. Mümkün değil, kitli! Sonra yerde irili ufaklı birçok kaplar duruyor. Bazıları bakırdan bazıları porselenden! İçlerinde kıymetlileri var, meselâ kapının hizasında birinci mezarın önündeki gayet kıymetli, etrafı altınla yaldızlanmış bir kap. Köşedeki yeşil bir vazo.. kimbilir nasıl bir topraktan yapılmış, mâbedin içinde manasını anlayamadığım bir nispet dahilinde ipten birtakım relikler asılı. Kapılarda mukaddes sular duruyor.” Hikayede verilen bilgileri okuyucunun zihninde betimleyici bir biçimde resim çizen tasvir eden bu tekniğin en güzel örneğini Gizli Mâbed adlı hikayeyle beraber örneklendirebiliriz. 11. İnsan Tasviri / Portre Tekniği Öyküde var olan insan Tasviri in bir portre çizimi vardır. Yazar okuyucuya karakteri nakletme konusunda bir portre olarak birtakım bilgilerle sunar. Aşağıda Sabahattin Ali’nin Arap öyküsünde Arap Hayri’ nin portresini okuyacaksınız:
Edebiyat & Roman
Gizli MabedÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk Yayınları · 2020901 okunma
Reklam
"BİLMESİNLERCİ"LERE KARŞI...
8/10
·546 syf.·
Beğendi
·
2025 195. kitabı
Cemil Meriç Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık'ın önsözün de Sosyoloji Notları ve Konferanslar isimli eserinden şu iktibasla başlamış:: "Bu memleket tek tehlikeli insan vardır: Düşüncenin tehlikeli olduğunu söyleyen insan..." (sh. 29) Ve devam mahiyetinde "Bir düşünce ne kadar bizimkine benzemiyorsa, bizimkini o kadar tamamlar. En büyük dostlarımız bizim gibi düşünmeyenlerdir. (sh. 242) Önsöz, "Obskürantizm"(Bilmesinlercilik. Bilgiyi tekelinde tutanların, bu gücü ellerinden kaçırmamak için geri kalanların bilgiye erişimini zorlaştırmak veya imkânsız kılmaya yönelik çabalarına, bilginin anlaşılmasını zorlaştırmalarına verilen ad. Aydınlanmanın karşıtıdır, insanın şuurlamasını engelleyen fikirlerin savunusu anlamına gelir.)kavramının tarifi ve tenkidiyle başlamış: **Elli yıl düşünceyi yasak etmişiz, her düşünen tepelenmiş. Yalnız düşünce mi? İmân da yasak edilmiş. "Obskürantizm" devi kocayıp dermansızlaşınca surların arkasında bekleyen her tefekkür, karanlık ve çamurlu bir sel sökün etmiş. "Obskürantizm" afyonu ile şuuru dumura uğramış nesiller, işitilmemiş bir susuzlukla bu kirli sulara eğilmişler. Düşünce, mâhiyeti meçhûl bir içki gibi, çılgına döndürmüş herkesi; birleştirecekken ayırmış, birbirine düşman kırk beş milyonluk bir sürü. Hürriyet, hangi hürriyet? Birbirini boğazlama, birbirine sövme hürriyeti; ölmek veya öldürmek, işte bütün hürriyetimiz. "Obskürantizm" ahtapotu yok edilmedikçe, Türk insanı huzur i,çinde düşündüklerini haykırmak, hakikati aramak, hatâlarını utanmadan itiraf etmek alışkanlığını kazanmadıkça, herhangi bir diriliş hayâline kapılmak dasitâni bir hamakat olur." (İdeolojiler ve Çağdaş Elit. sh 293 vd.) Ve Obskürantizm ahtapotunu yok etmek için, Türk'ün tefekkür ufkunu genişletmek adına şu başlıklar altında eserini muhtevalandırmış: "Avrupalılaşmak mı, Avrupalılaştırılmak mı",
Kültür-Medeniyet
Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül HakayıkCemil Meriç · İletişim Yayınları · 2024426 okunma
İçimizdeki Şeytan kitabından Alıntılar
Puan vermedi
S14 En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez. Yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malları şeklini değiştirerek piyasaya sürmekten ibaret. Bu gülünç iş bir insanı nasıl tatmin eder bilmiyorum. Bize ziyasını beş bin senede gönderen yıldızlar varken, en kabadayısı elli sene sonra kütüphanelerde çürüyecek ve nihayet beş yüz sene sonra adı unutulacak eserler yazarak ebedi olmaya çalışmak, yahut üç bin sene sonra, kolsuz bacaksız, bir müzede teşhir edilsin diye, ömrünü çamur yoğurmak ve mermere kalem savurmakla geçirmek bana pek akıllı işi gibi gelmiyor. İstihza: hicivli ifade S22 "Ahlak" tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir "hesabi" tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu. Maada: başka Beşibirlik 191k 30 Kasım kuru Yeknesak: tekdüze Vuzuhsuz: belirli belirsizS36 Her söyleyeceği sözün, mukabelesi imkânsız bir cevapla karşılaşacağını derhal anlamıştı. Suiniyeti esas olarak kabul eden ve bir insanın dürüst, samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkânsızlığı onun elini kolunu bağlamıştı. S37 bu çocukların nasıl olup da başka birine bu derece ehemmiyet vererek bütün kafalarını onunla alakadar edebildiklerini anlayamıyordu. Bir insanı kendisi kadar, kendi düşünceleri, dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilirdi? Halbuki bütün arkadaşlarının gözünde sanki sihirli bir gözlük vardı ve onların kendilerini görmelerine mâni oluyor- du. Bu kadar ahmakça bir körlüğe başka türlü mana verilemezdi. S41 Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
Eserin iliyyûn ve siccin hangi kitapta iz bırakmak istersin.
10/10
·192 syf.··
2025 52. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2025 20:32
Aklın memuru bedahat hissidir Çünkü akıl araştırır bedahat bilir. Üstad muhabbet sevdasına varmak için fikir yolunun çilesini çekmeye gönüllü… Her eserde bu fikir, düşünce mantık ne derseniz deyin akla dair herşeyi tabiri caizse tecessüs edip ifşa etmeyi kendine düstur edinmiş. Varmak istediği yolda kelimeler onun fikrine boyun eğmiş, eğildiği yerden doğruya isabet etmiş. Eser belli başlıklar altında olup başta mümin ve kafirin diyoluğuyla başlayıp beni en çok etkileyen kısım diyebilirim. Allah hayır gördüğüne kendini işittir. İzahın ispatını gözde arayana gönül gözünden bahsetmek ne mümkün… Ruh ve nefs. Cenneti arzulamayan,hakikati örten perde Ne ikili ama Terbiyesi aklın nuru, kalbin selameti… Vecdimin penceresi olan bölümde Görüş açısından, y/olun azığı olan kelimelerin izahını aklın iktisabı ile iz/ah ediyor. Bir pırıltı binbir ışık Nurunu O’ndan alan bu ışığın huzmesi olan vahiy iklimine muhatab olan sahabelerden,özellikle Hz.Ömer üzerinden bir çok alıntılarla islamın temelini özünü hatırlatan üstad, içimizdeki imanın özünü uyandırma dikkat çekip , uyutulan ve unutturulan birçok konuya, böyleyken hitabıyla nasıl böylesi bir durumu geldik halini aktarıyor. Hz Ali ve sözleri, menkıbe ve İmam Rabbani Hz.lerinin görüşlerini özellikle vahdeti vücut meselesini; herşey O’ndan ama hiçbirşey O değil nasıl ki aynadaki yansıman seni gösterir ama sen değilsin hakikatiyle Allah c.c alemleri zatıyla değil ilmiyle ihata etmiş ve yaklaşmıştır. Ölçüler kısmı ile birçok kelimenin islamdaki karşılığı ve ölçüsünden bahsediryor. Muazzam bir eser diyebilirim her elime aldığımda dönüp dönüp altını çizdiğim yerleri tekrar tekrar d/okudum diyebilirim.
Duygu ve Düşünce
Mümin - KâfirNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20181,635 okunma
Tecessüs, Hakikat ve Fikir Adamı
Puan vermedi·339 syf.·
2025 9. kitabı
Seviyemi aştığına inandığım, güçlü bir türkçeyle baş başa kalıp idrak etmekte zorlandığım çokça pasaj olsa da genel olarak ''şuan'' alabileceğim kadarını aldığıma inanmaktayım. O'nu bana çeken en önemli kavram belki de tecessüs'tü. Tükenmek bilmeyen bu bilme arzusunun yolumu şaşırtmasına izin verdiğim bir dönemde bu çarpıcı eseri okumak güzel bir tefavuk benim için. Bir yol işareti, işaretler silsilesi belki. Okumak, öğrenmek, aydınlanmak ve aydınlatmak üzerine aldığım işaretler üzerinde tefekkür etmek zihnimde yeni pencereler açtı. Tecessüs diyoruz ama bunun üzerine Meriç şunları ifade eder; ''Ben putperest değilim, kitaba tapmıyorum; içindeki ses, içindeki ışık, içindeki sevgi, içindeki ruh, içindeki çile, içindeki göz yaşı, içindeki tecrübe, içindeki Tanrı çekiyor beni.'' (Jurnal, 12.9.1963) Oysa ben susuzluğumu kana kana giderme umuduyla kitap sayfalarından hakikatler toplama peşindeydim. Bunu idrak etmemi sağlayan dizeler ise; Proust devam ediyor: ''Okuma zihni hayatı uyandırmalı, yerini almamalı onun. Başkalarının hazırladığı bir bal değil hakikat, onu kitap sayfalarından toplayamayız, kafamızın ve gönlümüzün iç hamleleri ile fethedebiliriz ancak.'' Fütursuzca, düzensiz ve dağınık okuduğumuz, tahlil etmediğimiz her kitap tembelliğimizin bariz bir görünümü. Sigara tiryakisi gibi birini bitirip diğerine geçme telaşesi. Bu ancak zekanın işleyişine zeval getirebilecek bir haslet olabilir. İnsan ağır ağır okumalı, öncekilerle tahlil etmeli ve tek gerçeğin o an okudukları olduğu inancını bırakıp kafasını her an çalıştırdığı bir mesai gerçekleştirmeli. Hakikate yaptığı vurgu ise kendi yaşam yolculuğunda tecessüsün getirebileceği duraklardan biri. ''Her filozof hakikati kendine göre ele alır.'' der. O halde bizim de eriştiğimiz şey filozofun bulduğunu
Alıntı
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,3bin okunma
Reklam
Reklam