MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Bir büyük zat der ki 5 tür kimseyle dost olmayın ve sohbetlerinde bulunmamaya dikkat edin..
birincisi yalancı kimsedir ki Serap gibidir uzağı yakınlaştırır, yakını da uzaklaştırır. insanı daima aldatır.
ikincisi ahmak kimsedir ki menfaat sağlamak kastıyla daima zarar verir.
üçüncüsü cimri kimsedir ki elinin sıkıligindan dolayı ihtiyaç zamanı size yardım elini uzatmaz.
dördüncüsü korkak kimsedir ki tehlike zamanında insanın yalnız bırakıp kaçar.
beşinci si hırs ve tamah gösteren kimsedir ki bunu dost tutmayın.

Hayata Gülümse, Sıtkı Aslanhan (Sayfa 173)Hayata Gülümse, Sıtkı Aslanhan (Sayfa 173)
Ahmet Y, bir alıntı ekledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Böyle tespite gel de şapka çıkarma...
Nitekim hekim —özellikle de cerrah, ki ben de cerrah çocuğuyum— konuşmaz, dinler. Başkalarının konuşmasını dinler, ama ciddiye almak için, ne demek istediğini anlamak için değil, o konuşmada ciddi bir hastalığın, yani bedensel bir hastalığın, organik bir hastalığın belirtilerini bulmak için dinler. Hekim dinler, ama başkasının sözünü delip geçerek bedeninin dilsiz hakikatine ulaşmak için dinler. Hekim konuşmaz, eylemde bulunur, yani dokunur, araya girer. Cerrah uyutulmuş bedende lezyonu bulur, bedeni kesip diker, ameliyat yapar; bunların hepsi suskunluk içinde, sözün mutlak yokluğu içinde olur. Sarf ettiği sözler, teşhis ve tedaviyle ilgili kısacık değinilerden ibarettir. Hekim tek kelimeyle hakikati söylemek ve reçeteyi yazmak için konuşur. Dolayısıyla hekim çok nadiren konuşur. Hiç şüphe yok ki sözün bu klinik tıp pratiğinde işlevsel olarak çok değersiz olması, üzerimde uzun süre etkili olmuştur, bundan on - on iki yıl öncesine kadar söz benim için hep hava civaydı.

Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 31 - Metis Yayınları)Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 31 - Metis Yayınları)
Ahmet Y, bir alıntı ekledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kendi dilimi kullanma olanaksızlığı içinde bulunurken, dilimin bir yoğunluğu, bir kıvamı olduğunu, soluduğumuz hava gibi olmadığını, duyumsanamaz bir saydamlık falan olmadığını, aksine kendi yasaları, kendi kestirme yolları, dehlizleri, çizgileri, yokuşları, yamaçları, girinti çıkıntıları, kısacası bir fizyonomisi olduğunu, bir peyzaj oluşturduğunu ve bu peyzajda kelimelerle cümleler etrafında dolaşılabile- ceğini, özetle önceden göremediğim bakış açıları olduğunu fark ettim.

Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 29 - Metis Yayınları)Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 29 - Metis Yayınları)
Ahmet Y, bir alıntı ekledi.
23 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yazı kendi kendisinden yola çıkılarak kurulur; bir şey söylemek için, göstermek için, öğretmek için değil, sırf orada olsun diye.

Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 27 - Metis Yayınları)Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 27 - Metis Yayınları)
Hakan, bir alıntı ekledi.
Dün 22:14

Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi.

Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said NursîTarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî
Hakan Arık, bir alıntı ekledi.
Dün 15:18 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Tehlike atlatıldıktan sonra önemsiz görülür.

Beyaz Gemi, Cengiz AytmatovBeyaz Gemi, Cengiz Aytmatov
OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, bir alıntı ekledi.
Dün 12:30 · Kitabı okuyor

Büyüyüp de Çocuk Kalmak
Büyüyüp de çocuk kalmak
İşte bu en büyük tehlike
Belki gün doğarken patlak verir
Belki bir bando geçende

Gün Doğmadan, Sezai Karakoç (Sayfa 96)Gün Doğmadan, Sezai Karakoç (Sayfa 96)
MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, bir alıntı ekledi.
Dün 09:09 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Masal bu ya, tilkiyle aslan birlikte seyahate çıkmışlar.
Heybelerini eşeklere yüklemişler, bir de güzel kurulmuşlar, dağ bayır sürmüşler.
Her işi sırayla yapmak üzere aralarında anlaşmışlar. Geceleri kamp kurunca, ikişer saat ara ile içlerinden biri çadırın etrafında elinde silahla dolaşır beklermiş.
Günlerden bir gün kayalarla çevrili bir vadiye gelmişler. Konaklamışlar. Görmüşler ki küçücük bir çöp parçası kırılsa, kayaların yüzünden dalgalanır ve duyulur. Tilki:
-Oh, demiş, artık sırayla nöbet tutmaya gerek yok, ikimiz de uyusak bile bir tehlike yok sayılır. Zira hiç kimse ses etmeden yaklaşamaz bize. Aslan demiş ki:
Madem öyle, korkun yok, benim nöbetimde ben de uyurum seninle birlikte. Ancak ben senin kadar emin değilim tehlikeden. Sıra sende olunca sana uyumak yok. Bekleyeceksin beni.
Tilki razı olmuş.
İlk nöbet tilkideymiş, uyumadan iki saat beklemiş çadırı. Sıra aslana gelince onu uyandırmamış, kendisi de girmiş çadıra ve uyumuş.
Peki, şimdi iki saat geçince tilkiyi tekrar nöbete kim kaldıracak?
Demek ki aslan bu kadarını hesaplayamamış.
Fakat masalımızın “ibret düğümü” bu noktada değil. Diyelim ki çalar saatları olsun ve tilki onun sesiyle uyanmış bulunsun.
Böylece tilki ikinci kez tutmuş nöbeti.
Sıra aslana gelince yine uyandırmamış onu.
Böylece sabaha kadar deliksiz uyumuş aslan.
Ertesi gün tilki, bütün gece bölük bölük uyumasına rağmen etrafı toplamaya başlamış erkenden. Aslan gerine gerine onun gürültülerine uyanınca demiş ki:
-Ne yapıyorsun?...
-Toplanıyoruz ya gitmek için.
-Yoo, demiş aslan. Burası çok hoşuma gitti benim. Tuzaklar ve avcılardan uzak, onların ilk ayak seslerini haber veren kayalar yanımızda, yaşayalım burada.
-Olur, demiş tilki, ancak benim nöbeti de kaldırmak şartı ile.
-Senin nöbeti de kaldırmak ha, işte bu olamaz. Nöbet tutmayı reddedersen gücenirim sana.
-İyi ama demiş tilki, madem her tehlikeyi haber veren kayalar var yanımızda, neden benim nöbet tutmama gerek olsun.
Demiş ki aslan:
-Eşitliğin de bir derecesi var. Aslanca davranıp sahip olduğum her şeyi sana da tanırsam, kendini aslan sanmaya başlarsın kısa zaman sonra. Kocamış papağanlar gibi bağırıp aslanlar gibi kükrediğini sanırsın. Susuzluğun için göle eğildiğinde suda kendini aslan yeleleriyle görürsün. Ve nihayet benimkiler gibi irileştiğini sandığın kasların için, şimdi hissene düşen etin on katını istemeye başlarsın. Seni kırmak istemeyip önüne o kadar eti koysam yiyemez bozulursun. Ruhi dengen de bozulur. Aklın karışır. Avcılarla karşılaşsan bana öykünüp onlara saldırır kepaze olursun. Seni vurdukları halde “kuduz bu, kudurmuş” deyip postunu bile almazlar sonra. Şimdi söyle bakalım, benimle eşit olmaya razı mısın?..

Bir Değirmendir Bu Dünya, Cahit Zarifoğlu (masal...)Bir Değirmendir Bu Dünya, Cahit Zarifoğlu (masal...)
Leylâ (çalıkuşu) Özişçi, Elif'i inceledi.
Dün 03:33 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Şunu önce belirtmeliyim ki bu güzel kitabı hediye eden benim için kıymetli ve değerli arkadaşıma "ÇAVUŞUMA" çok teşekkür ederim. Onunla bir daha görüşür muyuz bilmem ama onun bana hediye ettiği güzel kitaplarla hatırlayacamm..

Sloganım; "bizde seni seviyorum denmez kitap hediye edilir" bol bol kitap hediye eden arkadaşlarınızın olması dileği ile..!

Paulo'yu "Elif" ile tanıdım. Iyi ki tanıdım da bu kitapta beni çeken bir paragraf oldu o da şudur: "Şu an sadece sarılmaya ihtiyacım var" dedim ona
"İnsanlık kadar eski olan bu hareket iki vücudun kavusmasindan çok daha fazlasını ifade eder"
Sarılmanın anlamı şudur: sende bir tehlike sezmiyorum, yanında olmaktan korkmuyorum, rahatlıyorum, kendimi yuvada hissediyorum, beni koruyan ve anlayan birisi var. Bizde birine isteyerek her sarıldığımız da ömrümüzün bir gün uzadigina inanıyoruz lütfen bana kocaman sarıl" oldu. Sarılmak çok kıymetli benim için ve ancak bu kadar güzel ifade edilebilir.
Kitapta ara ara başa döndüm bazı yerlerde olayı anlamadim. Ama yinede tadi damağımda kaldı.
Bu kitabı elimde gören herkes neden adı ELİF diye aslında çok haklılar. Bir Türk ismi olmasina rağmen hiç ülkemize ilgi bir veri bulmadım. Kitabın Türkiye ile alakası olmadığını görmek bir hayal kırıklığıydı. Hilal bir Türk kızı. Ancak bu karakter Türk olmasa da olurdu diyebiliriz. Çünkü Türk olmak ile ilgili hiçbir özellik barındırmazken, tam aksi şeyler mevcut.
Kitap cidden çok güzel idi.
Kitapta denildiği gibi hayat bir istasyon değil bir trendir. O yüzden bu kitapta hep bir ilerleme mevcuttu.
Tavsiye eder miyim. TABİKİ DE EVETTTT
KITAPLA KALIN SEVGILI 1K AILESI