Zihin-Beden Bütünlüğü Olmaz ise İlişkiler de Yürümez.
Puan vermedi·552 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
Normal Efsanesi perspektifinden baktığımda, zihin ve beden arasındaki o kopmaz bağın, boşanma gibi köklü bir değişim sürecindeki rolünü çok daha derinlemesine hissediyorum; burada mesele sadece iki insanın anlaşamaması değil, aslında biyolojik bir sistemin, yani insanın, toksik bir çevreye karşı verdiği hayatta kalma mücadelesidir. İlişkiler, zihnimizin dünyayı algılayışını ve bedensel tepkilerimizi şekillendiren en önemli "içsel çevreler"dir; dolayısıyla düşüncelerimizin, değerlerimizin ve hayata bakışımızın eşleşmediği bir ortamda, bedenimiz bu durumu sadece bir "fikir ayrılığı" olarak değil, sürekli bir tehlike sinyali olarak algılar. Zihnimiz, kendisini olduğundan farklı göstermek zorunda kaldığı veya değerlerinin sürekli yok sayıldığı bir ilişkide, "savaş ya da kaç" moduna girer; bu da otonom sinir sisteminin sempatik dalını kronik olarak aktif tutarak, bedenin sanki fiziksel bir saldırı altındaymış gibi sürekli adrenalin ve kortizol salgılamasına yol açar. Bu hormonların uzun süreli etkisi kan basıncını yükseltir, sindirimi yavaşlatır ve bizi enfeksiyonlara karşı savunmasız kılar. Normal Efsanesi'nde vurgulanan en çarpıcı noktalardan biri olan bastırılmış duyguların fiziksel maliyeti, bir ilişkide kendi özgünlüğünü ifade edemeyen bireyde bu enerjinin birikmesine ve vücutta kronik enflamasyona sebep olarak otoimmün hastalıklardan kansere kadar uzanan süreçlerin önünü açmasına neden olur. Bu nedenle boşanma, sadece mutsuzluğun bitişi değil, kişinin kendi biyolojik sağlığına ve özüne duyduğu o derin saygının, yani hayatta kalma dürtüsünün bir sonucu olarak bedenin kendi bütünlüğünü geri kazanma çabasıdır. Zihin, uzun süredir uyumsuz olduğu o toksik çevreden ayrılma kararını verdiğinde aslında bedenini yıllardır hapsolduğu o "stres fabrikasından" kurtarmayı hedefler
Edebiyat
Normal EfsanesiGabor Mate · Hep Kitap · 2023378 okunma
Puan vermedi
#OkudumBitrdim Muhabbet tılsımı/Hüseyin Rahmi Gürpınar Yazarın tüm kitaplarını severek okuyorum. Bu eserinde de yine hicivli anlatımı, mizahi tarzıyla uzun zamandır okuduğum acılarla dolu kitaplardan sonra çok iyi geldi bana. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Muhabbet Tılsımı romanı, Fakir mahalledeki Ali Bekir'in Konağa evlatlık olarak girmesiyle başlayan olay örgüsü çerçevesinde , Adnan Şemi paşa Konağı ve avanesi etrafında şekillenen, aşk acısıyla sevdiklerini kendine bağlamak isteyen insanların çareyi muska, büyü ve tılsımlarda arayışını anlatıyor. Bu zaafı fırsata çeviren üfürükçüler, sahte hocalar ve çıkarcı kişiler, insanların duygusal zayıflıklarını kullanarak onları sömürüyor. Yazar, Mizahi ama eleştirel bir anlatımla , hurafelere karşı halkın ne kadar musait olduğunu, bu işin ne kadar alıcısı olduğunu, cehaletin ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor. Romandaki asıl tehlike tılsımın kendisi mi, yoksa insanların çaresizliklerini sömüren sahtekârlar mı? O zaman sizede bir muska tarifi vereyim belki lazım olur; "Yeni doğmuş çocuk kakası, hüthüt yumurtası, dökülüp ezilmiş Kırlangıç gagası, yarasa derisi, farenin gerisi, üç yüz pirenin ezilip zerrin nigâr tohumu ve nöbet şekeriyle karıştırılarak saf macun halinde yenmesi."(Arka kapak yazısı) Bu işlerin demekki alıcısı varmış ki rağbet görüyor. Maalesef günümüzde de devam ediyor bu işler.
Muhabbet TılsımıHüseyin Rahmi Gürpınar · İthaki Yayınları · 2023227 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·632 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Değerli yazarımız Ahmet Ümit'ten bu sefer "İstanbul Hatırası"nı okudum. Gerilimin bir saniye düşmediği, her sayfasında merak ettiğim bir polisiye roman oldu benim için. Kurgu hatasızdı. Ahmet Ümit, polisiye kurgusunu tarihle iç içe geçirerek yine doyumu fazlasıyla yüksek bir roman yaratmayı başarmış. Ana odakta, İstanbul var. Byzantion, Constantinopolis ve İstanbul... İmparatorları, sahipleri ve yaşayanları yüzyıllardır değişse de şehir dimdik ayakta, çok katmanlı yapısıyla devam ediyor. Ahmet Ümit buradan yola çıkıyor. Yani yazarlık kimliğini yana kaydırıyor; bir şehir planlamacı, bir sanat tarihçisi gibi İstanbul'un mimari ve siyasi tarihini büyük bir titizlikle anlatıyor okura... Başarıyla da altından kalkıyor, İstanbul Hatırası için yazarımızın çok çalıştığını anlıyorsunuz satırlardan... Tüm bu tarihi, cinayetlerin arasına sırıtmadan yerleştirerek büyük bir takdiri de hak ediyor. Katili kolay tahmin edemememiz ve bizi farklı kişilere yönlendirerek sonda şaşırtması da büyük bir artı oluyor. Yalın bir üslubun tercih edildiği romana, günlük konuşma dili hakim. Çokça sürükleyici bir roman, kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Kurgusu ve motifleriyle çok başarılı bulduğum bir eser oldu. Kitabın haklarının Netflix tarafından alındığını ve yakında sekiz bölümlük bir mini dizi olarak aynı adla izleyebileceğimizi hatırlatayım. Sağlam oyuncu kadrosunun bulunduğu dizide, Başkomser Nevzat olarak deneyimli oyuncu Nejat İşler'i göreceğiz. Ahmet Ümit, her gün sosyal medyada setten kareler paylaşarak bizi güncellemekte ve beklentimizi yükseltmekte! İstanbul'da bulunan esrarengiz seri cinayetler... Boğazı ustalıkla kesilerek öldürülen maktüller... Sarayburnu'na bırakılan Necdet Denizel, avucuna Byzas sikkesi konulur. Çemberlitaş'a bırakılan Mukadder Kınacı, avucuna bırakılan
Edebiyat
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201943,1bin okunma
9/10
·240 syf.··
2026 3. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 04:26
İlk bakışta klasik bir bilim kurgu romanı gibi görünse de; Zaman yolculuğu, geleceğe müdahale etme ve insanlığın kaderini değiştirme gibi tanıdık temalarla başlıyor. Ama kitap ilerledikçe konu sadece “zamanda yolculuk mümkün mü?” sorusundan ibaret kalmayıp asıl mesele şu noktaya geliyor: İnsanlık için en iyi gelecek gerçekten kontrol edilerek mi oluşturulabilir? Hikâyenin merkezinde farklı yüzyıllara müdahale ederek insanlık tarihini şekillendirmeye çalışan “Sonsuzluk” adı verilen bir organizasyon var. Bu organizasyonun amacı savaşları, büyük felaketleri, toplumsal çöküşleri ve acıları önlemek. İlk bakışta oldukça mantıklı ve iyi niyetli görünen bu sistemin altında ise ciddi bir ahlaki ikilem yatıyor. Çünkü bir felaketi önlemek için yapılan küçük bir değişiklik, milyonlarca insanın hayatını ve hatta henüz doğmamış insanların varlığını bile etkileyebilir. Asimov burada okura oldukça düşündürücü bir soru yöneltmiş: Birkaç kişinin “daha iyi” olduğuna karar verdiği bir gelecek, gerçekten daha iyi olabilir mi? Romanın başkahramanı Andrew Harlan, Sonsuzluk bünyesinde çalışan bir teknisyen. Görevi, zaman içinde yapılan değişiklikleri uygulamak ve tarihin akışını düzenlemek. Başlangıçta sisteme bağlı, görevine inanan ve kurallara sadık biri. Ancak zamanla hem yaptığı işin sonuçlarını hem de kendi duygularını sorgulamaya başlıyor. Özellikle Noys ile tanışması, olaylara bakışını tamamen değiştiriyor. Harlan’ın yaşadığı bu dönüşüm, romanın en etkileyici yanlarından biri. Çünkü romanın fikrini ve felsefi tartışmaları, bir karakterin yaşadığı iç çatışma üzerinden anlatmayı tercih etmiş. Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri de güvenlik ve özgürlük arasındaki dengeyi başarılı bir şekilde işlemesi. Sonsuzluk, insanlığı koruduğunu düşünüyor. Ancak bunu yaparken insanların risk
Sonsuzluğun SonuIsaac Asimov · Monokl · 20152,927 okunma
Güvenlik Vaadiyle Kabul Edilen Bir Hapishanenin Anatomisi
8/10
·384 syf.·
2026 11. kitabı
Bazı kitaplar vardır; onları okurken hikâyeyi takip edersiniz. Bazı kitaplar vardır; sizi karakterlerin peşinden sürükler. Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü ise başka bir şey yapıyor. Hikâyesini anlatırken, okurun eline bir tuğla veriyor ve soruyor: Bir toplum kendi hapishanesini nasıl inşa eder? Bu sorunun cevabını yalnızca Damızlık Kızlar'da ararsak kitabı eksik okumuş oluruz. Çünkü Gilead yalnızca kadınların değil, herkesin rolüne hapsedildiği bir dünya. Teyzeler var. Sistemin gardiyanları. Kadınları denetleyen, eğiten, itaati erdeme dönüştüren kadınlar. Kitabın en rahatsız edici taraflarından biri de burada başlıyor. Baskının yalnızca erkekler tarafından uygulanmadığını görüyoruz. Tarih boyunca birçok baskıcı düzen, kendisini mağdur ettiği insanların bir kısmı tarafından korunmuştur. Atwood bunu çok iyi biliyor. Marthalar var. Görünmez emekçiler. Devrimlerin, rejimlerin ve ideolojilerin en çok unuttuğu insanlar. Hayatta kalmaya çalışanlar. Komutanlar var. Gücün sahipleri. Ama gerçekten özgürler mi? Komutan ile Fredinki'nin gizli buluşmalarında dikkatimi çeken şey buydu. Güçlü görünen adamın yalnızlığı. Scrabble oynama isteği. Sohbet etme arzusu. Bir insan tarafından görülme ihtiyacı. Gilead kadınların özgürlüğünü çalmış olabilir ama erkeklerin de insan ilişkilerini mekanikleştirmiştir. Sonunda herkes bir rol kazanmıştır; fakat kimse tam anlamıyla insan olarak kalamamıştır. Serena Joy var. Bir zamanlar savunduğu fikirlerin altında ezilen bir kadın. Tarihin en ironik karakterlerinden biri gibi. Nick var. Belirsizlik. Umut. Kaçış. Belki de yalnızca bir yanılsama. Moira var. Fredinki'nin zihninde hiç sönmeyen ihtimal. Direnişin sembolü. Ve Fredinki... Ne kahraman. Ne devrimci. Ne de kurtarıcı. Sadece hayatta kalmaya çalışan bir insan. Belki de bu yüzden bu kadar
Duygu ve Düşünce
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma
7/10
·144 syf.··
2026 27. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 14:18
Toprak, Vicdan ve İnsan: Tolstoy’un Efendileri Üzerine Bir Okuma Lev Tolstoy’un Efendi ile Uşağı kitabı, aynı ciltte yer alan Bir Toprak Sahibinin Sabahı ile birlikte okunduğunda, yalnızca iki ayrı hikâye değil; yazarın insan doğasına, sınıflara ve ahlaka dair düşüncelerinin farklı yüzlerini gösteren bütünlüklü bir eser hâline gelir. Bu iki metin arasında yıllar ve üslup farklılıkları bulunsa da, ikisinin de merkezinde aynı soru vardır: İnsan, sahip olduklarıyla mı tanımlanır, yoksa başkalarıyla kurduğu ilişkiyle mi? Bir Toprak Sahibinin Sabahı, genç bir idealistin dünyayı düzeltme çabasını anlatır. Tolstoy burada aristokrat sınıfın içinden konuşur; ancak onu yüceltmek yerine sorgular. Kahramanın köylülerin hayatını iyileştirme isteği samimidir, fakat gerçek hayatın karmaşıklığı karşısında bu iyi niyet sürekli duvara çarpar. Tolstoy, toplumsal sorunların yalnızca bireysel iradeyle çözülemeyeceğini gösterirken, insanın kendi doğrularına ne kadar kolay teslim olabildiğini de ortaya koyar. Metnin asıl gücü, idealizm ile gerçeklik arasındaki bu sessiz çatışmada yatar. Efendi ile Uşağı ise aynı meseleleri çok daha sert ve sarsıcı bir düzlemde ele alır. Burada artık toplumu düzeltme hayalleri yoktur; insan, doğanın ve ölümün karşısında yapayalnızdır. Kar fırtınası yalnızca fiziksel bir tehlike değil, karakterlerin iç dünyalarını açığa çıkaran bir sınavdır. Tolstoy’un yalın dili, beyazlığın içinde giderek büyüyen bir psikolojik gerilim yaratır. Hikâye ilerledikçe okur, efendi ile uşak arasındaki toplumsal mesafeden çok, insanın kendi vicdanıyla arasındaki mesafeyi düşünmeye başlar. İki metin yan yana okunduğunda dikkat çeken şey, Tolstoy’un toprak sahiplerine yönelik eleştirisinin giderek derinleşmesidir. İlk metindeki genç toprak sahibi, dünyayı değiştirmeye çalışan iyi
Duygu ve Düşünce
Efendi ile UşağıLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201610,7bin okunma