"Tüm önceki kültürler ve sosyal gelişim aşamaları çeşitli şekillerde tehditlerle karşılaşmıştır, ama bugünün toplumu risklerle başa çıkmaya çalışırken kendisiyle karşı karşıya gelir. Riskler insan eylemlerinin ve ihmallerinin bir yansıması, çok gelişmiş üretici güçlerin ifadesidir. Yani artık tehlike kaynakları cehalet değil, bilgidir; doğa üzerindeki kusurlu hakimiyet değil, kusursuz hakimiyettir; insan anlayışından kaçan şey değil, sanayi çağının kurduğu normlar ve nesnel kısıtlar sistemidir."
Gelecekte bir hedef göremediği için kendini çöküşe teslim eden bir insan, geçmişe dönük düşüncelerle meşgul olmaya başlar. Başka bir bağlamda, şimdiki zamanı tüm dehşetiyle daha az gerçek kılmak içın geçmişe bakma eğiliminden bahsetmiştik ancak bugünü gerçekliginden soyutlamak belli bir tehlike içeriyordu.
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Reklam
Safız biraz, saf safız :)
Çünkü genç kız söz konusu mahvolmuş kişiyi "kurtarmak", akıllandırmak, diriltmek, daha soylu bir takım amaçlara yöneltmek ve yeni bir hayatın, eylemin içine sokmak isteyecektir...
Sayfa 594·Kitabı okuyor
Alıntı
"Öfkeli adam tehlikelidir ama umutsuz adam çok daha tehlikelidir."
Yola devam etti. Büyük tehlike içinde olduğunu biliyordu. İhanet de korku da bulaşıcıydı ve görüldükleri anda başlarının acımasızca ezilmesi gerekirdi. Bunu yapsanız bile o ikisini tamamen ortadan kaldırdığınızdan emin olamazdınız. İçinde bulunduğu mücadele çocuk oyunu değildi. Güçsüzlerin güçlülere yem, güçlülerin de en güçlülere piyon olması gerekirdi. Sudara çıkıp da unvanını açıkça talep edecek olursa Toranaga'nın bunu engelleyecek gücü yoktu. Zataki cevap verene dek beklemek zorundaydı. Toranaga kapısını kapatıp sürgüledi ve pencerelerden birine gitti. Aşağıda generalleriyle danışmanlarının kule duvarlarının dışındaki evlerine doğru sessizce uzaklaştıklarını görebiliyordu. Kale duvarlarının dışında şehir neredeyse zifiri karanlıktı. Gökteki ay donuk ve pusluydu. Karamsar, karanlık bir geceydi. Toranaga'ya öyle geldi ki göklerde kıyamet kol geziyordu.
XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu için en büyük sorunun, daha çok Orta-Avrupa olduğunu unutmamak gerekir. 1526'dan 1699'a kadar Osmanlı siyasî tarihi Orta-Avrupa sorunu etrafında dönmüştür. Kırımlılar coğrafî konumları sonucu, bütün kuvvetlerini kuzeyden gelen tehlike önünde toplamak istedikleri halde, Osmanlı hükümeti onları daima Orta-Avrupa savaş meydanlarına getirmek isteyecektir. Tatar süvari ordusu akınlarla düşmanın geri hatlarını bozma görevini üstlenirdi. Osmanlı Devleti'nin, Kuzey işlerini ertelemek zorunda kalması, ilkin Kazakların Karadeniz kuzeyindeki stepleri gittikçe daha yoğun Slavlaştırmalarına meydan vermiş ve nihayet burada onları egemenliği altına almak isteyen üç devlet -Türkiye, Polonya, Rusya- arasındaki mücadele, XVII. yüzyılı dolduran uğraşı sonunda Rusların yararına sonuçlanmıştır. Son olarak Kara Mustafa, Ruslarla mücadeleye bir an önce kesin bir çözüm bulmak için bütün kuvvetleriyle, Rusya üzerine yüklendi (Çihrin Seferi); imparatorluk için en önemli sorun olan Orta-Avrupa sorununu kökünden çözmek istedi (1683 Viyana Seferi) ve devleti Orta-Avrupa'da uzun bir savaşa sürükledi. Bu durum, devleti, Kuzey işlerinde ister istemez hareketsiz bırakacak, buradaki uğraşı yalnız Kırım Hanlığı'nın omuzları üzerine yüklenecek, Hanlık kuvvetlerinin Orta-Avrupa'daki ölüm kalım uğraşısı için harcanmasına neden olacaktır. 1683-1699 savaşı sonunda imparatorluğun ve hanlığın bir daha belini doğrultamayacak bir şekilde çöküşü, Habsburgları Balkanlar'a, Rusları Kırım'a, Karadeniz'e kadar getirecektir. XVIII. yüzyılda imparatorluk için Kırım ve Karadeniz'in savunması, başlıca sorun olacak ve Kırım Hanlığı düşünce (1783), ölçüsüz büyüyen Rus tehlikesi doğrudan doğruya İstanbul'u tehdit edecektir. Görülüyor ki, yüzyıl süren bir mücadelenin son kanlı dönemi olan
Sayfa 12 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Reklam