Suça yönelen kadın sayısı daima suça yönelen erkek sayısından daha az olmuştur.Bunun sebebi üzerinde düşünüldüğünde tarih boyunca kadınların toplumdaki konumu ve kadına atfedilen roller üzerinde durulması gerekir.Kadınlar toplumsal hayatta daha aktif rol oynadıkça suç işlemeleri de suçtan zarar görme riskleri de daha fazla olmuştur.Suçluluğu sadece erkeklere atfeden araştırmacılar kadınların da bir suçta fail olarak yer alabileceğini fark edince kadınları suça iten nedenler üzerinde durmuşlardır.Öncelikle kadınlar ve erkeklerin birtakım biyolojik farklılıkları üzerinde durularak bu farklılıkların suçun işlenme şeklinde ne gibi etkiler meydana getirdiği araştırılmıştır.Menstrüasyon ve menapoz döneminin kadının suç işlemesinde bir bağlantısı olup olmadığı da biyolojik yönden araştırma yapanlar açısından araştırılan konulardandır.Daha sonra ise biyolojik cinsiyet kavramının yanında toplumsal (sosyolojik)cinsiyet kavramının da var olduğu,kadının erkeğe nazaran toplumda ikinci plana itildiği,toplumun kadınlardan erkeklere göre daha ahlaklı davranmalarını beklediği bu algılayış biçiminin kadınların suç işlemesi üzerinde etkileri araştırılmıştır.Erkek herhangi bir suç işlediğinde sadece işlediği suç nedeniyle yargılanırken,kadın aynı zamanda “anne”olacak bir kişinin yani merhametli,narin olması gereken bir kişinin nasıl suç işleyebileceği özetle cinsiyeti sebebiyle de yargılanmaktadır.
Bu kitapta yazar,kadınları suça iten psikolojik,sosyolojik,biyolojik,ekonomik nedenler üzerinde durmuştur.İstatistikler ve kadın suçluluğu üzerine ortaya atılan görüşler ışığında edindiği izlenimleri bizlere aktarmıştır.Toplumun kadın üzerindeki algısı,feminist düşüncenin gelişimi ve farklı dallara ayrılması,kadının mevcut hayat standartlarının düşük veya yüksek olup olmamasının onun suçla olan