"Bir sevda zedeyim köhne kayıkta Gönül anaforda can kayalıkta. Temmuz güneşisin sen aralıkta Bir sana tutkunum, bir sana düşman. Yıldız Kenter
Desteğinizi İstiyorum
Merhabalar henüz 13 yaşındayım ve kitap yazmaya karar verdim 60-70 sayfalık bir novella yazmaya başladım muhtemelen temmuz ayına kadar bitmesini bekliyorum.Kitabın ana fikri:Bir insanın elde edip edemeyeceği bile belli olmayn bir husus için,hâlihazırda elinde olan ve arzusundan daha önemli olan şeyleri riske atıp kaybetmesidir.Sizden destek bekliyorum ama maddi bir destek değil birileri bana Telif hakları,basım,ISBN alma,yayın evine başvurma,kitabevine dağıtma gibi süreçlerle beni bilgilendirirlerse çok mutlu olurum.Bu süreçleri öğrenirsem maddi olarak Allah'ın izniyle altından çıkarım.Şimdiden çok teşekkürler.
Ben ve Duygularım
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
BİR "BEN" BENDEN İÇERİ... KİM O?
(...) Bir kişiyiz ama aynı zamanda iki kişiyiz. Hayatımız boyunca en çok kendimizle konuşuyoruz. Kendimiz dediğimiz kişi biz isek, neden meramımızı iç sözlere dökmemiz gerekiyor. Düşüncelerimiz ve duygularımız neden zaman zaman bize sadece onlara muhatap oluyormuşuz gibi geliyor? Sık sık ya da durduk yerde, sebepli ya da sebepsizce içimizde peydahlanan şeylerden nasıl oluyor da içimizden daha sonra haberimiz oluyor? Neden böyle geliyor bize? Bizimle konuşan kim? Düşüncelerimizi çekip çeviren, duygularımızı eksilten ya da taşıran kim? Deli miyiz biz, sessiz ve sözsüz bir lisanla kiminle konuşup duruyoruz sürekli? Ve nasıl oluyor da bize cevap veriyor o iç ses? Kimin sesi o? Bizim mi? İyi ama bizimle konuşuyor! Kendi kendimize mi konuşuyoruz yâni? Öyleyse eğer kendimizin konuştuğu diğer "kendi" de kim? Muhasebemizi yapan kim? Kendimize küstüğümüzde küsen kim, dargın olduğumuz kim? Kendimizi birilerine ya da kendimize karşı savunmaya geçtiğimizde bize argüman yetiştiren kim? Tatlı olduğunu umduğumuz yalanlara tevessül ettiğimizde bize inanmayan, içimizden bize parmak sallayan kim? Görmezden geleceğiniz ayrıntıları yakalayan, getirip içinizin gergefine nakşeden kim? Biz daralttıkça sınırları zorlayıp hayatımızı genişleten kim? Bazen kendi kendimize gülümsediğimizde bize o espriyi yapan kim? Bizi hiç kimse bize yetecek kadar sevmediğinde halimize acıyan kim? İçimizden elini uzatıp usulca başımızı okşayan kim? Kimse sormadığında sessizce halimizi hatırımızı soran kim? Kiminle beraber yaşıyoruz biz, başkalarıyla mı en çok, yoksa kendimizle mi? Aynaya bakan kim? Aynadan bize bakan kim?.. -Gökhan Özcan, "İçimizden Bize Bakan Kim?", yenisafak.com, 17 Temmuz 2023-
gökhanözcanyazıları
İÇİMİZDEN BİZE BAKAN KİM?!.
“Sessiz bir ortam bulup biraz kendimi dinlemek istiyorum” dedi yorgunluğu gözlerinden okunan. “Sadece otur...” dedi yanındaki, “O en büyük kargaşaların içinde bile sesini duyurabilir sana.” Konuşurken aynı zamanda kendinizi dinleyensiniz. Söylediklerinizin içinizdeki yankılarına kulak veren, karşılıklarını bulansınız. Ağzınızdan çıkan sözlerin bazılarına itiraz eden, onları içinizde tartışansınız. Bir yandan söylerken bir yandan söylediğinize inanmayansınız. Kendinizi seven, kendinize kızan, tutup yakasından kendinizi hırpalayansınız. Diliniz ayrılıktan dem vururken içinizde deliler gibi özleyensiniz. Yüzünüz gülerken derinlerinizde tek başınıza ağlayansınız. Kendinizle durmadan, inatla, ısrarla çelişensiniz. Hem yapan hem her yaptığınızı seyredensiniz. Hem yaşayan hem yaşananlara şahit olansınız. Yürürken gittiğiniz her yere kendinizle birlikte gelensiniz. Cisminizin doğrudan hedef olduğu şeylerin bir adım uzağında duransınız. Başkalarına görünen yüzünüzün ardındaki görünmeyen yüzsünüz. Başkalarına söylemediğiniz söz, açmadığınız sırsınız. İçinizde en az sizin kadar canlı biri var ve o da sizinle birlikte yaşıyor. Siz başkalarıyla konuşurken o yalnızca sizinle konuşuyor. Sizin göremediklerinizi sizin yerinize görüyor. Siz aslında hangisisiniz? Herkesin görüp duyduğu kişi misiniz, yoksa sadece kendi duyup işittiğiniz kişi mi? -Gökhan Özcan, "İçimizden Bize Bakan Kim?", yenisafak.com, 17 Temmuz 2023-
gökhanözcanyazıları
BİLEN, BİLİNEN ve "IŞIK UNSURU"..
(...) Bilen ile bilinenin karşılaşması tek başına bilgi doğurmaz. “Işık unsuru”, İBDA’nın bilgi teorisinde bilginin meydana gelmesi için gerekli üçüncü unsurdur. Bilen vardır; bu, son tecritte ruhtur. Bilinecek şey vardır; bu, ruha kendini empoze eden varlıktır. Fakat bilen ile bilinenin karşı karşıya gelmesi tek başına bilgi doğurmaz. Onların arasındaki münasebeti bilgi hâline getiren, onu ölçüye, hükme, doğru düşünceye ve tatbike bağlayan unsur gerekir. Göz ve eşya varsa bile, ışık yoksa görmek gerçekleşmez. İşte “ışık unsuru” budur. Düşünme, sıfırdan, boşluktan, hiçbir ölçü olmadan başlamaz. Düşüncenin doğru işlemesi için, daha düşünme faaliyetinden önce ona yön veren bir “doğru”ya, bir mihraka, bir ölçüye ihtiyaç vardır. “Işık unsuru” bu ön-ölçü, bu yön verici hakikat, bu ilk aydınlık demektir. Allah kelâmının Peygamberler vasıtasıyla bildirilişinden ve Peygamberler tarafından tatbik edilişinden başlayarak, her düşünce ve her mevzunun kendi derecesindeki uygulama biçimlerine kadar iner. Bu noktada “ışık unsuru” ile “bildirenin gerekliliği” birleşir. Fert kendisine bildiren olmasa bilemez; çünkü bilgi, sadece içten gelen bir sezgi veya dıştan gelen bir veri değildir. Bildiren, fertteki ruhî çabayı ölçüye bağlar. En altta çevre, dil, tarih, toplum, örnek şahsiyet bildirir; en üstte ise Allah bildirir ve Peygamber bildirilen hakikatin insan hayatındaki mutlak tatbikini gösterir. “Peygamberler olmasa medeniyet olmazdı; insanlık olmazdı” hükmü, bilgi teorisi bakımından da temel bir hükümdür. Bu, insanın bilgiye, dile, nizama ve medeniyete kendi kendine, sıfırdan, başıboş bir evrimle varmadığını; ilk ölçünün bildirilmiş olduğunu gösterir. Bu yüzden ışık unsuru, bildirilen hakikatin bilgi sürecindeki aydınlatıcı rolüdür. __Işık unsuru olmadan “bilinenin
Epistemoloji
BİLGİYİ BİLDİRENİN ROLÜ...
(...) Kaba idealizm, şuur her şeyi kendi içinden kuruyor der; kaba sosyolojizm, şuur çevrenin ürünüdür der. İBDA ikisini de aşar: ruh, şuurun kaynağıdır; fakat şuur, âlemde, bedenle, zamanla, mekânla, toplumla ve tarihle münasebet içinde görünür. Bu yüzden şuur, hem verilmiş bir ruhî kaynak taşır, hem de oluş içinde kendini gerçekleştirir. Fert, bilgiyi kendi ruhî keyfiyetinde bulur; fakat bu buluş, çevresiz, dilsiz, tarihsiz olmaz. Toplum ve çevre bildirir; fert, bu bildirilen içinde kendini bulur. Fakat ruh, eşya ve hâdiseyi sadece aksettiren pasif bir ayna değildir. Dış dünyanın uyaranlarına karşı “ben” şuurunu gösterici tepki verir. Yâni fert çevreyle uyanır, fakat çevrenin ürünü olan pasif bir madde değildir. Buradaki “bildiren”, ilk bakışta çevredir; fakat İBDA bağlamında çevre yalnız sosyolojik ortam değildir.“ Bildiren”in tabakaları vardır: dil bildirir, tarih bildirir, toplum bildirir, örnek şahsiyet bildirir, peygamber bildirir. Bu hükmün en yüksek metafizik karşılığı “Hakikat-i Ferdiyye” bahsidir. Fert, kendi ferdî oluşunda insan keyfiyetinin temsilcisidir; fakat bütün fertlerin hakikati, “tek fertte tecelli eden hakikatin” kadrosu olarak Allah’ın Sevgilisi’ne bağlanır. Dolayısıyla fert, kendi hakikatini bilebilmek için ferdin hakikatine, yani Allah Resûlü’nde temsil edilen mutlak ölçüye nisbetlenmek zorundadır. Bu yüzden cümleyi şöyle açabiliriz: Fert, kendisine varlığı, dili, zamanı, ölçüyü, doğruyu ve gayeyi bildiren bir nisbet zemini olmadan ne kendini, ne çevresini, ne de hakikati yerli yerince bilebilir; ama bildirileni kendi ferdî oluşunda idrâk ve tatbik ettiği ölçüde de şahsiyet olur. __Bildirme; isim vermek, ölçü vermek, eşyayı tanıtmak, neyin doğru, neyin yanlış, neyin ihtiyaç, neyin vazife olduğunu göstermek demektir. İnsan,
Epistemoloji