Resim, ilişkilerimize ya da her gün yaşadığımız gerginlik ve sıkıntılara doğrudan gönderme yapmıyor. İşlevi bizi zaman ve mekanın enginliğini keskin bir şekilde fark ettiren bir duygu durumuna ulaştırmak. Eser daha ziyade hüzünlü değil kasvetli, sakin ama umutsuz değil. Bu duygu durumunda -romantik bir dille söylersek, bu haletiruhiyede- kendimizi, sanat yapıtları karşısında sıkça olduğu gibi, bizi bekleyen şiddetli, amansız ve müstesna kederlerin üstesinden gelmek için daha güçlenmiş hissederiz.
Pek çok hazin olay, acısını çekerken kendimizi yalnız hissettiğimizden, daha da fenalaşır. Yaşadığımız sıkıntıyı başımıza gelen bir bela olarak görür, ahlaksız, günahkar karakterimizi ortaya çıkardığına inanırız. Bu yüzden ıstırabımızın onur duyulacak bir tarafı yoktur; sadece sapkın doğamızdan kaynaklanıyormuş gibi görünür. Yaşadığımız en kötü deneyimlerin bazılarında fazilet bulmak için yardıma ihtiyacımız var, onları topluma anlatmak için sanata başvurabiliriz.
Siz bir insanın arkasından konuşup konuşup sonrasında da yüzüne hiçbir şey olmamış gibi gülerseniz bu samimi bir davranış olmadığı gibi o ilişkinizden de sağlıklı bir verim alamazsınız.
Ve kimseye, onları ilgilendirmeyen meseleleriniz üzerinden sizi yargılama hakkı vermeyin. Siz kendinizi severseniz, sizi sevmeyenlere yol verir, sizi olduğunuz gibi sevenlerle yolunuza devam eder, yırtık çoraplarınıza birlikte gülersiniz.
Oysa ben güçlü olduğum için değil, olduğum gibi, acizliklerimle, eksikliklerimle sevilmek istiyorum. Sadece parladığımda benimle aynı kadrajda olmak isteyen insanlara hayatımda yer yok artık.