Parmak izi nasıl kişiye özgü ve değiştirilemezse, Ruhun izi de insanın yaratılıştan taşıdığı yönelişi ve hakikat arayışını (fıtrî yönelişi) temsil eder. “Parmak izi misali, Ruh’un izi de İSLAM’dır” ifademde ; insanın biyolojik tekilliği ile ruhsal/fıtrî yönelimi arasındaki paralelliğe vurgu yapıyorum. Parmak izi, kişinin bedensel düzeyde eşsiz ve değiştirilemez kimliğini temsil ederken; “ruhun izi” metaforum, insanın yaratılıştan taşıdığı anlam arayışı, değer ihtiyacı ve aşkınlık yönelimine işaret eder. Psikoloji literatüründe insanın yalnızca biyopsikososyal değil, aynı zamanda varoluşsal bir varlık olduğu kabul edilir. Viktor Frankl’ın logoterapisinde olduğu gibi, insanın temel itkilerinden biri anlam bulma ihtiyacıdır. Bu sözümde , anlam arayışının rastlantısal ya da kültürel bir inşa değil, fıtrî bir yönelim olduğunu savunuyorum. 🫆İslamı “ruhun izi” olarak tanımlamam, onu dışarıdan öğrenilen bir inanç sistemi olmaktan ziyade, insanın iç dünyasında zaten var olan hakikat çağrısının adı olarak konumlandırıyorum. Bu yaklaşımım, modern psikolojideki öz–kendilik uyumu kavramıyla örtüşür: Kişi, fıtratına uygun bir değer sistemiyle yaşadığında ruhsal bütünlük, içsel denge ve anlamlılık hissi artar; aksi durumda ise varoluşsal boşluk, yabancılaşma ve iç çatışma ortaya çıkar. Dolayısıyla , İslam’ı yalnızca bir inanç tercihi değil; ruhun tanınması, okunması ve kendine dönmesi olarak çerçeveleyebiliriz. Nasıl ki parmak izi silinemezse, bu bakış açıma göre insanın hakikate yönelişi bastırılsa dahi tamamen yok edilemez; yalnızca örtülebilir. 🫆Her insan dünyaya eşsiz bir parmak iziyle gelir. Kimseyle aynı olmayan bu iz, varlığın ayırt edici mührüdür. Ruh da böyledir; görünmez ama inkâr edilemez bir iz taşır. İnsanı hakikate yönelten, anlam arayışına sürükleyen derin bir
Kütüphane, kitabevi, sahaf sevdası...
Kütüphane, sahaf ve kitabevi yolları... İnsanın ikinci evi gibi... Huzur diyarı... Ziyaret makamı... Kendini okuma yeri... İlaç gibi, derman gibi yer... Terapi... Ferah, rahat... Ömür boyu okumak... Üzen yok... Karışan yok... Her daim heyecan... Sevinç dolu olmak... Cennet misali... Adı güzel, kendi güzel kitap ve ikra(oku)...
Reklam
Sevde Çiçeğim
Ah sevdeceğim, sevde çiçeğim, nazlı kardelenim Huzur veriyor bakmak ekrandaki o güzel resmine Gözlerinin ışıltısına, ısıtan tatlı gülüşüne Dudaklarım gidiyor Bal dudaklarına usulca Derin bir nefes alıyorum içime Huzur doluyor beraberinde ciğerlerime Huzurunun verdiği enerji ile haykırmak geliyor tutkumu Ta ki düğümlenene kadar yumruğun boğazımda İçim soğuyor ansızın yokluğunun idrakiyle Terapi gibi benim için bakmak fotoğrafına Tıpkı burkulan bileğe bastırılan buz torbası misali Bastırıyorum burkulan yüreğimin acısına Sana dönüyorum o zaman günebakan çiçeği gibi Engin bayırlarda gelincik gibi rüzgarlara direnen Susuzluğumu gideren bir pınar gibisin Karanlık yarımı aydınlatan Ay gibisin Doğal olarak takipteyim
Hatıra
Yine psikiyatrların beyaz önlüğüne sığındığı, sığındığını sandığı, aslında kaçmak için çırpındığı ya da en kolayından verdikleri ilaçlara bel bağladığı, bel bağlandığını sandığı, aslında her bir hap tanesinden kaçmak için can attığı bir günde, kafeye gitti, klasik siparişini verdi ve klasik yerine, klasik pozisyonunda oturdu. Beyaz çikolatalı buzlu kahvesi ve o köşedeki masasında, bacağı bacağının üstünde. Önünde her zaman yanında taşıdığı bir kalem ve kafenin karşısındaki kitapçıdan yeni aldığı mor çizgisiz defteri var. Defteri açıyor ve eline alıyor kalemi. Bu kalem o kalem değil. Hep yanında taşıdığı kalem farklıydı. Bunun farkına büyük bir hayal kırıklığıyla vardı. Kalem yeni. Kaleme alışamıyor. Yine de devam etti yazmaya. Defter yeni. Deftere alışamıyor. Yine de devam etti yazmaya. Bu satırları yazarken yeniliğe dair ne varsa rahatsız ediyor onu. Alışamıyor. Yeni insanlar. Alışamıyor. Yeni fikirler. Alışamıyor. Yeni. Her gün her şey yenileniyor sanki. Alışamıyor. Yine de devam etti yaşamaya. ***** Kahvesinden usulca bir yudum aldı; kahve, ağzının tatsızlığına yayıldı bütün şekeriyle. Her seferinde içtiği bu içecek de rahatsız etti onu o an. Bıraktı elinden, öfkesine yenik düşmemeye çalışarak tekrar eline aldı yeni kalemini. Yazıyor ama bir şeyler farklı. Yazıyor ama ruhunun tatsızlığına yayılıyor her kelime şekerli kahvesi gibi. Bu da rahatsız ediyor onu. Kalemi bıraktı sertçe. Psikiyatrla konuşmalarını düşünüyor. "Biraz gözlemleyelim bu durumu. Artacak mı azalacak mı izleyelim. Şimdilik bir müdahalede bulunmak anlamlı olmaz." Ne büyük şok olurdu müdahale edilseydi. İsteklerine müdahale ediliyordu her an. Ya müdahale edilmesini istediği o anda, yine isteğine müdahale vardı ama müdahale edilmesini istediği şeye değil. Öfkeleniyor. Artacak mı azalacak mı
1000Kitap
Burası eskiden hüzünlerimi ve sevinçlerimi paylaştığım özel bir ağaç ev misali hissettiriyor bana. Sanırım dertlenip tekrar kendimi burada buldum. Daha doğrusu kitaplığımı kurcalayıp burayı ne kadar özlediğimi farkettim. Bazen diyorum senaaa senaa sen evinde huzurlu huzurlu kitap okusana doktorluk senin neyine.. Kitaplarıma dokunmak bile terapi oldu bana, ve evet üç beş bişi paylaşayım diye geldim. Bu profil ömür boyu bana yol arkadaşı olacak gibi, yazılan her şey kalbime tek tek dokunuyor elhamdulillah ❤️
Bugün ömür yarım gün, serbest kalsın fikrim Senin tozlarını silemez tenimden ellerim Varlık ruhu terk eder gözün gözümden ayrılınca Bendeki aşk altın misali ağırlığınca... Hayat günü defter yaprağı, hazan gelir dökülür Gelirken ne getirilir ki, giderken ne götürülür? Dertle anlaş deva bul, üzüntü kalbi sömürür Yüzüne baktığım her an, cennetten bahçe görülür... (Terapi saatlerim) youtu.be/1LIeS0lyVXI
Müzik
Reklam