Nietzsche Ağladığında İnceleme
9/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
DİKKAT BU BİR SPOİLER UYARISIDIR !! Nietzsche Ağladığında Benim için çok uzun bir kitap ve bilgilendirici bir kitap oldu. Çok severek okudum. Sadece kitabın kurgu olduğunu keşke en sonunda değil de başında bilseydim. Ben de okuduğum süre boyunca, “Ne güzel yazar, bu adamların konuşmalarındaki nefes sayısını bile yazacak az kalsın.” diye düşünüyordum. Hikâye çok gerçekçi gibi duruyor. Tabii bunun temelde sebebi karakterlerin hepsinin gerçek olması ve yaşanan olayların, Nietzsche ve Dr. Breuer konuşması dışında, diğer konu ve düşüncelerin gerçek olması. Bu gerçek ve hayal karışımı konuşma terapisi sonrasında ortaya çıkan hikâye ve düşünceler çok yerinde ve gerçekçi. Hikâyemiz zaten Lou Andreas Salomé’nin, yani Nietzsche’nin eski manitası olur kendisi, Dr. Breuer’in (çok meşhur bir doktor) yanına gelip yardım istemesi ile başlıyor. Lou Andreas Salomé iddia ediyor ki Nietzsche hasta. Hem migrenden dolayı fiziksel hastalığı var hem de Ben ve Paul Rée’ye (Nietzsche’nin yakın arkadaşlarından) hem sinirli hem dargın. Onlara kötü mektuplar yazıyormuş ve Nietzsche’nin ablası onları dolduruyormuş. Bunun nedeni ise bu üç manyağın üçlü ilişki yaşamayı denemeleri. Her neyse, bir şekilde Nietzsche ikna olup doktorun yanına gelmeye karar verir. Onun yanına geldiğinde Dr. Breuer de biraz bu kadından etkileniyor ki kadının biraz kurallarının dışına çıkmasına ve ofisinde at koşturmasına izin veriyor. Kadının Google’dan fotoğrafına baktım. Yani o dönemin erkekleri harbiden yokluktaymış. Allah affetsin. Her neyse, Lou Andreas Salomé doktorun bu hastaya özen göstermesini istiyor ve aralarında geçen her şeyi anlatıyor. Yani daha Nietzsche gelmeden doktor hikâyesini biliyor. Sonra da bu kadın, Nietzsche’nin arkadaşlarını onun bu doktorun yanına gitmesini tavsiye etsinler diye ikna
1000Kitap
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma
Yaşananlar Farklı Olsa da Hissedilenler Aynı Olabilir
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Selamlar, Haftayı “Yara Atlası” ile bitirmek istedim. Üzerine saatlerce konuşabileceğim, bittiğine üzüldüğüm bir kitap oldu. İyileşme sürecini mi okudum, ben mi iyileştim dediğim yerdeyim… Aslında doktor eşliğinde kendini bulan, hakikatine adım atan bir kız kardeş, abla ile tanıştım… “Yara Atlası” 142 sayfalık bir kitap ama hissettirdikleri büyük bir derinlik içeriyor… Her satıda her bölümde ayrı bir benle karşılamışım gibi hissediyorum. Herkesin neşesi de yarası da ayrıdır. Farklı hisleri farklı yoğunlukta bam başka hayatlarda yaşarız ancak ne zaman kanadı kırık bir kız kardeş görsek kendi yaralarımızla sarmak isteriz. Çünkü bizim yaratılışımızın güzelliği de buradadır. Ben de kitabın sade anlatımında sarıp sarmalamak istedim. Doktor ile konuşmalarını yazarımız o kadar duru bir şekilde kaleme almış ki okurlar da o terapi duygusuna kapılıyor. Her sayfada bir yüzleşme hali ile buluşuyor. Kimimiz dile getiremediklerini, bazılarımız cesaret edemediklerini, yüreğinin bir yerlerinde gizlediği sessiz alalara kapı aralayanların, ruhunun çetin geçen mevsimleriyle çarpışmaktan kaçanların, sert inişli çıkışlı pişmanlıkların kol gezdiği sokakları olanların satırlara büründüğü Ankara’da geçmişi ve şimdiki zamanın yükünü aynalara yansıtan bir yürekle buluşup doktora gittiği yolculuk misali… Sahi bu yolculuk kimin yolculuğudu roman mıydı? Zira bu güzellik “mağluplara ve henüz yenilmişlere” diye başlıyor ve “Hepinize iyi yolculuklar” diye bitiyor. Sıradan romanları bir kenara bırakıp kendi romanınızı okur gibi okuyacaksınız. O zaman ben de diyorum ki içinde dindiremediklerinizi, geçmişin kör düğümlerini, saramadığınız yaralarınızı bir heybeye koyun, bir de papatya çayınızı alın ve manevi olarak iyileşmenin tadına varın… Ben kitaplığıma zengin, farklı ve güçlü bir kitap
Yara AtlasıHediye Demet Akan · Timaş Yayınları · 202662 okunma
Reklam
Yoruldum dünyayı sevmekten.
Puan vermedi·96 syf.··
2026 16. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 22:50
Bir şairi okurken, bir şair düşüyor aklıma inceden... "Yoruldum, gereklilik kipinde yaşamaktan." Sahi, neden yorgunuz bu kadar? "Fakat yoruldum albayım," diyor Oğuz Atay, "artık hiçbir şey yapmak istemiyorum. Gerçekten hiçbir şey yapmak iste­miyorum." Yitirmeye bağlıyor yorgunluğu Ümit Yaşar Oğuzcan, "Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten." Başka bir yorgunluk İsmet Özel'inki, "Yoruldum dünyayı tanımaktan." "Şimdiyse dinlenemeyecek kadar yorgunum," der Nermin Yıldırım, ve John Steinbeck sanki içimizi okur, "Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgunum artık." Olanca yorgunluğumla aldım kitabı elime... Hani kitaplar dinlendiricidir, terapi gibidir vesaire derler ya, hepsi hikâye! Okudukça daha çok yoruluyor, harese misali; okudukça kanıyor, kanadıkça kana susamış gibi daha çok okuyoruz. Hele ki o kitap, dünyanın derdini derdi bilen bir yazarın kaleminden çıktıysa: "... kitabımda sadece benim değil, mazlum coğrafyalarda yaşayan insanların da iç seslerini duyurma, isyanlarını dile getirme çabama ortak olacaksınız." Her kitap bir ortaklık değil mi zaten? Kimi suç ortaklığı, kimi dert ortaklığı. Dertsiz olsak kitaplarla işimiz ne değil mi? Hangimiz mutluluktan uçarken sabaha kadar kitap okurken bulduk kendimizi? "Çünkü siz sustuklarımı hiç duymadınız." Sözümü Kesme Hayat, Şairin okuduğum ikinci şiir kitabı: #298748642 Sustukları duyulmayınca bu defa haykırıyor dünyaya; yok olan çocuklara, çocukluklara, savaşlara, siyonizme! "Bir taş alıp atamıyorsam zalime Tüküremiyorsam utanma bilmez yüzüne Yazıklar olsun ellerime!" Ne taraflı bir acı onunki, ne taraflı bir sancı! Dilinde Gazze, Doğu Türkistan dilinde... "Bir rüya gördüm kan ter içinde Doğu Türkistanlı çocuktum vahşet yerinde!"
Şiir
Sözümü Kesme Hayatİsmail Karasu · Mavi Kuş · 202323 okunma
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2026 20:43
Kuş Masalları: Bir Çay Demliği Sıcaklığında, Kanatlanmış Hikayeler "Bazen hayat, bir kuş misali hafiflemek ister. İşte o zaman bu kitabın sayfalarına konmalı." Merhaba kitap ailesi! Bugün, sevdiğimiz yazar Şermin Yaşar'ın, biz yetişkinleri içindeki çocuğa ve doğaya davet eden şiirsel kitabı "Kuş Masalları"ndan bahsedeceğim. Bu kitap, adeta edebi bir terapi seansı gibi. Kitap Hakkında: Şermin Yaşar, "İçimdeki Çocuğa" hitap eden sıcak ve samimi üslubuyla tanınır. "Kuş Masalları", adından da anlaşılacağı gibi, kuşları ve onların dünyasını merkezine alan kısa, şiirsel ve metaforlarla dolu hikayelerden oluşuyor. Her bir masal, sadece kuşlardan değil; özgürlükten, aidiyetten, kayıptan, umuttan ve küçük mutluluklardan bahsediyor. Neden Bu Kitabı Çok Beğendim? - Bir Kaçış ve Sığınak: Günlük hayatın koşturmacasında, karmaşasından ve ağırlığından kanatlanıp hafiflemek isteyen herkes için birebir. Her hikaye, sizi alıp daha yumuşak, daha şiirsel bir dünyaya götürüyor. - İnce ve Derin Metaforlar: Kitaptaki her kuş (bülbül, karga, serçe, baykuş...) aslında bir duyguyu, bir hali veya bir insanı temsil ediyor. Okurken kendinizden, ilişkilerinizden ve hayata dair hissettiklerinizden parçalar bulacaksınız. - Şermin Yaşar'ın O İçten Dili: Yazarın sade, samimi, sıcacık ve biraz da mahcup anlatımı bu kitapta da var. Okurken, size özel yazılmış mektupları okuyormuş veya sıcak bir sohbetin içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Kimler Okumalı? - Günün yorgunluğunu atmak ve ruhunu dinlendirmek isteyen herkes, - Kısa, öz ve duygu yüklü metinlerden hoşlananlar, - Şermin Yaşar'ın tarzını seven ve onun şiirsel dünyasına konmak isteyenler, - Doğa, hayvanlar ve metaforik anlatımlardan keyif alan okurlar. **Son
1000Kitap
Kuş MasallarıŞermin Yaşar · Doğan ve Egmont Yayıncılık · 2018768 okunma
Korku cezadan çok daha beterdi
Puan vermedi·70 syf.··
2026 5. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 02:24
#okudumbitti #korku Stefan Zweig ​Hikaye, burjuva hayatı yaşayan, varlıklı ve saygın bir kadın olan Irene Wagner’in etrafında döner. Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayata sahip olan Irene,sosyal statünün verdiği aşırı rahatlık ve güvenlik hali onun için bir hapishaneye dönüşür.Eşini genç bir piyanistle aldatır. Bu yasak aşk bir gün piyanistin evinden çıkarken şantajcı bir kadınla karşılaşmasıyla adeta bir kabusa dönüşür. Hikayenin ana döngüsü burada başlar. Stefan Zweig , Irene'in huzurlu hayatının nasıl adım adım paranoyaya dönüştüğünü; her kapı çalışında, kocasının her bakışında hissettiği o boğucu gerilimi insanın sinir uçlarında oluşan bir ürperti misali sonuna kadar hissettiriyor. Şantajcı kadın bir korku tehditinden ziyade,aslında Irene'nin dışavurulmuş vicdanıdır. İlk başta korku somuttur(şantajcı kadına sürekli para vermesi) daha sonrasında sosyal bir boyuta evrilir(rezil olma duygusu) ve nihayetinde varoluşsal bir boyut kazanır.(kendi kimliğini yitirip intiharın eşiğine gelmek.) Korku,beklenen felaketten daha fazla acı verir insana ki, Irene de yakalanacağının korkusuyla, yakalanmış olmaktan daha büyük bir azap çeker. "Korku, cezadan çok daha beterdir; çünkü ceza bellidir, ağır da olsa hafiftir; ama korku ucu bucağı olmayan bir belirsizliktir." Kitabın sonundaki o büyük kırılma (Fritz’in her şeyi bildiği ve şantajcıyı tuttuğu gerçeği)modern bir trajedi örneğidir. Fritz, karısını "eğitmek" ve ona "terapi" uygulamak için korkuyu bir araç olarak kullanmıştır. Bu, sevginin insan kalbinde olacak bir ihanet karşısında,ne kadar gaddarlaştığını bize gösterir. Finalde intiharın eşiğine gelmiş Irene'nin gerçeğin ortaya çıkmasıyla onun özgürleştiğini görüyoruz. Yazar burada ne kadar hümanist davranmış gibi gözükse de yalanın insanı ne kadar yalnızlık çukuruna
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,9bin okunma
Mücadeleci Ruh, Kirke
Puan vermedi·404 syf.·
2026 19. kitabı
Madeline Miller bu kitabı, sanki mitolojide hep cadı olarak; kötü hatta önemsiz bir karaktermis gibi anlatılan Kirke'yi aklamak ve aslında hep geri plana atılmalarına rağmen mücadelesi büyük olan tüm kadınlara ithafen yazmış gibi ... Kirke'nin kitabın başından beri, özellikle Ortadoğu toplumunda alışkın olduğumuz gibi, kendini hep bir erkekle var ettiğini görüyoruz. Önce erkek kardeşiyle, sonra Odeusseus'la sonra ise oğluyla... Kirke'nin yolculuğu hem günümüz ilişkilerine dair hem de kendi hayat yolculuğuma, kendime olan keşiflerime dair bana pek çok şeyi düşündürdü. "İlk dersimdi bu. Görünenlerin pürüzsüz, tanıdık yüzü altında, dünyayı ikiye ayırmak üzere bekleyen bir başka yüz vardır. " Kirke'nin güzeller güzeli Skylla'yı canavara dönüştürdüğü bölüm beni çok etkiledi. Skylla güzeldi, herkes ona hayrandı, seviliyordu. Fakat canavara dönüştüğü anı, en yakınındakiler, kahkahalarla dinlemişler "Bir daha anlat!" Demişlerdi. Güzelliğe duyulan hayranlıkla kişisel kıskançlık ve samimiyetsiz ilişkileri anlatan müthiş bir bölüm... Skylla'nin güzelliği, herkesin ona duyduğu gerçek his ve düşünceleri gizlemlerine neden olmuştu. Herkes onunla arkadaş gibi davranıyordu ama hepsi içten içe düşmesini bekliyordu nitekim canavara dönüşünce tüm maskeler de düştü ve gerçek hisler ortaya çıktı. Bu kısım hala toplumsal güzellik algımızı apaçık ortaya koyuyor. Güzellik, değer görmek için müthiş bir güç kaynağı. Fakat beraberinde yalnızlığı, kıskançlığı ve dışlanmışlığı getirebilir. Ve hala devam eden samimiyetsiz iliskiler :) İnsanlar bazen sevmedikleri birine gülümseyebilir, yakın davranabilir. Ama içten içe bu kişinin düşmesini isterler. Bu da o kişiyle değil tamamen kendileriyle ilgili memnuniyetsizliklerinin yansımasıdır. Ve sanıyorum buradan çıkarılacak ders ise, dış görünüş üzerine
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,3bin okunma
Reklam
Reklam