…neden sadece istemek yetmiyor, biliyor musun? çünkü biz aslında istemiyoruz; biz gerçeklerden kaçıyoruz.
“huzur istiyorum” diyoruz ama huzurun gelmesi için bırakmamız gereken kaosu bırakmıyoruz. “çok para istiyorum” diyoruz ama o parayı kazanabilecek cesareti göstermekten ödümüz kopuyor. “gerçek aşk” diyoruz ama biri gerçekten kapımızı çalsa, içeri alacak kadar çıplak değiliz.
geceleri yastığa başımızı koyduğumuzda içimizde ince bir sızı dolaşıyor; sanki hayat başka bir yerde akıyor da biz kenardan izliyoruz gibi. sosyal medyada gördüğümüz o hayatlar, o kahkahalar, o ilişkiler, o başarılar…
hepsine bakıp “ben de istiyorum” diyoruz ama kimse dönüp kendine gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece hayatımdaki bir şeyin eksikliğini mi örtmeye çalışıyorum diye sormuyor.
çoğumuz ne istediğimizi bilmiyoruz çünkü layık olduğumuza inanmıyoruz.
bu ülkede büyürken hep biraz kısmayı öğrendik; hayallerimizi, sesimizi, kahkahamızı. “çok da şey yapma” dediler. “fazla isteme” dediler. “şükret” dediler. şükürle korkuyu birbirine karıştırdık.
sonra büyüdük, 20’lerimize geldik, diplomalar aldık, hayaller kurduk ama içimizdeki o ses hiç büyümedi. hala çocuk, hala ürkek, hala biri kızacakmış gibi yaşıyoruz.
sen de biliyorsun; bazen bir şeye çok yaklaşıyorsun, tam olacak gibi oluyor, sonra kendi elinle bozuyorsun. mesaj atmamayı seçiyorsun, başvuru yapmıyorsun, o kursa yazılmıyorsun, o şehirden taşınmıyorsun.
çünkü ya olursa? ya gerçekten görünür olursan? ya gerçekten iyiysen? ya gerçekten başarılı olursan? o zaman bütün mazeretlerin elinden alınacak. işte en çok bundan korkuyoruz.
istemek kolay çünkü istemek sorumluluk gerektirmiyor. hayal kurmak güvenli çünkü hayal kırılmıyor. ama harekete geçtiğin an risk başlıyor ve biz riskten değil, aslında utançtan korkuyoruz.
mesele “ya yapamazsam”