İnsanlar size derdini anlattığında genelde onlara saçma sapan teselliler vermenizi beklemezler. İhtiyaçları olan tek şey senin için de zor olmuştur eminim tarzi gerçeğe yakın cümlelerdir.
1000Kitap
'Kara
on binlerce kara dalga izliyorum, dalıyorum, gülüyorum yazmaya kadir değildim, şair hiç değildim... kalemim âciz, hissiyatım yoksul kesilse canımdan teller kopar canımın tellerini kesmeye gitmesin ellerim ormanlarimi şenlendiren...bahar kokulu kara teller bakışlara kara aksettiren hakikatte baharlardı yüzbinlerce çiçek var içime çektikçe ciğerlerimde açan çiçekler arasına ay ışığı süzülmüş kara gecelerde kara saçlarına kaç koyu acıyı biriktirdin kara saçlarının arasında, söyle kaç neşe taşıdın tellerinde kim üzdü saçlarını böyle... destanlar sakladın sükûtunda gizli çileler sakladın aralarında saçlarının kara güller vardı anne rüyalarımda, kendimi bulamadığım zamanlarımda sen bilemezdin umuda giden yollardı, kara tellerin
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Martılar kimlere dua eder Nalan, evinin kapısını usulca çekti; sanki şehri, martıları, uykudaki balıkçıları uyandırmaktan korkuyordu. Müzeyyen Saye Gökyüzü Henüz Çivit Mavisi Sabahat Teyze Mahallenin elinde asası ile dolaşan ninesi idi mahallenin tekirleri kara kedileri hep başına toplanır sanki ey ulu ninemiz sana sığınır senden güzel bir nasip rızık isteriz diyerek yüzüne bakarlardı evin 7 yaşındaki küçük kızı nalân ise elinde ekmek kapı kapı zile basar elinizdeki ekmekleri israf etmeyin efendim bilirmisiniz günde kaç dilim ekmek çöpe atılıyor misafirhanelerde bakan makan takla atan beylere hazırlanan sofralara kaç milyon kişi buyur edilmiyor diyerek tuttuğu not defterini gösterirdi yanına gelen arkadaşlarını biraz sükut et martılar uyuyor huzuru bozma diyerek onları uyarırdı Sabahat Teyze ey Allahım Kalbimin dağınıklığından sana sığınırım!"çünkü sen sığınak ve limansın cama konan martıya bakarak ey Allahım şehirlerimize martılarımıza güzel bir nasip buyur diyerek duasını bitirdi martı binlerce ekmek çöpe dökülürken genel müdürler bakan zatı delileri gelecek derken caddelerin büyüteçle temizlendiği günlerde bu mübarek kadının sofrasında karnını doyurup ona şu duayı ettiler ey Yüce Allahımız At koşmazsa köpek koku almazsa çok üzülür sen hayvanlarımızı üzüpte nasipsiz bırakma hayvanlara ikram eden insanları incitmeyenlere hakkı gözetenlere kalp temizliği nasip buyur Küçük çocukların gofret kavgası Dolmuşun camına başını yasayıp sokağın çıplak lambalarını seyretti. Gittiği yer yalnızca bir semt değil, kalbinin en geniş, en ferah meydanıydı. Müzeyyen Saye Gökyüzü Henüz Çivit Mavisi Küçük Ali küçük Ali diyip çocuklar benle dalga geçselerde ben Allah resülüne iman etmenin ferahlığı ile kalbim inşirah içinde sokaktaki balgamları temizliyor kalbimde en geniş
1000Kitap
Verdiğin teselliler beni avutmuyor …
Tek Kişilik Hanelerin Türkiyesi
🏡Toplumsal aklın asıl başarısı, boş sandalyenin etrafındaki duvarları kalınlaştırıp yalnızlığı yönetilebilir kılmak değildir; insana, o sandalyenin yanına bir sandalye daha çekebilecek güvenceyi, cesareti ve şefkati sunabilmektir. Artık yadırgamıyoruz; zihinsel eşik tam da bu kanıksama anında aşılıyor. Bir kahvecinin köşe masasında, kulaklığıyla dış dünyayı paranteze almış, ekranının loş ışığına eğilmiş genç bir siluete baktığımızda ne hüzünlü bir kimsesizlik görüyoruz ne de sıra dışı bir durum; o sadece orada, kendi özerk adacığında varlığını sürdürüyor. Tek kişilik akşam yemeği paketleri, tatil programları ya da tek sandalyeli masalar artık birer toplumsal acıma nesnesi değil. Sosyal medyanın o yüksek kontrastlı pencerelerinde solo hayat estetiği, pürüzsüz bir özgürlük anlatısı olarak sergileniyor: Tasarım harikası nesnelerle donatılmış kırk metrekare, kimseye hesap verilmeyen pazar sabahları, o korunaklı sessizlik… Bu söylemin yeni nesil üzerinde yadsınamaz bir çekim gücü var. Fakat dışarının gürültüsü kesilip kapı kapandığında, o mutlak özerklik alanı aniden duvarları üzerimize doğru gelen, insan sesinin yankılanıp yine kendine döndüğü bir yalıtılmışlığa tahvil olabiliyor. __Bu korunaklı alanların kapısını aralayıp güncel verilere baktığımızda, karşımıza konforlu bir bireyleşme lüksü değil, yapısal bir sıkışma ve mecburiyet alanı çıkıyor. Türkiye’de tek kişilik hanelerin 2025 itibarıyla %20,5’i bulup 5,5 milyonluk devasa bir kütleye ulaşması, doğurganlık hızının 1,51’in altına düşmesi ve kitlesel boşanma dalgaları, tekil birer demografik sapma değil. TÜİK’in aile, kadın ve gençlik verilerini bir arada okuduğumuzda, bu yalnızlaşma eğiliminin arkasındaki fay hatları berraklaşıyor. Kadın, eğitim ve istihdam yoluyla güçlendikçe geleneksel asimetrik yükleri
Makale|Yazı
İnsan en çok kalabalıklar içinde yalnız hissettiğinde ve çaresizlikle baş başa kaldığında kendisiyle tanışır. Zor zamanlar, sahte olan ne varsa (ilişkiler, maskeler, boş teselliler) ayıklar. Elinizde kalan tek şey kendi iradeniz, sabrınız ve vicdanınız olur. Kendi gölgesinden korkmayan ve onunla yürümeyi öğrenen bir insanı, dışarıdaki hiçbir fırtına yıkamaz.