Belki de hepsinden daha çok sevdiğim şey geceydi. Her şey heyecanlandırıyordu beni. Bakışlarımla kesişen her bakış bana bir iltifat gibi ya da çevremdeki dünyayla benim aramdaki havada yok olmadan kalan bir istek ve bir vaat gibi geliyordu. Heyecanlanmıştım; şaka yollu takılmalardan, ironiden, bakışlardan, benim varlığımdan memnun görünen gülümsemelerden, dükkandaki, camlı kapıdan bisküvilere, viskiyle dolu plastik bardakların koyu sarı renkli büyüsüne, Bay Venga'nın gömleğinin kıvrılmış kollarına, bizzat şairden, yavru kız kardeşlerle beraber durduğumuz söner merdivene varıncaya dek her şeye güzellik katan neşeli havadan heyecanlanmıştım ve bunların hepsi, hem büyüleyen hem de tahrik eden bir parıltıyla parlıyordu sanki.