(...) Eski Yunanca “felsefe” kavramı, philia ve sophia kelimelerinden gelir ve mânâsı, “hikmet dostluğu” demektir. Söylendiğine göre, bu kavramı ilk kullanan, filozof Pisagor olmuştur; kendisine “hakîm-hikmet sahibi” olarak hitab edenlere Pisagor, “Hayır, ben hakîm değilim, olsa olsa hikmet dostuyum” cevabını vermiş… “Felsefe” ve “filozof” sözü de buradan gelmiştir…
Alman filozof ve eski Yunan mütehassısı Nietzsche, “sophia-hikmet” kelimesinin tahlilinde, onunla ilişkili bir başka kavrama ulaşır: Sapio masdarından sapiens… Sapiens kelimesi, yaygın kanaate göre, “düşünen, akleden” demektir ki, insanı tarif edişte “homo sapiens-düşünen canlı” kavramı meşhurdur. Oysa Nietzsche, eski Yunanca’da sapio masdarının, esasen “beğeniyorum, zevk alıyorum” anlamında olduğunu söyler ki, bu durumda, ondan türeyen sapiens, pek dikkat edilmemiş bir başka mânâ kazanır: “Zevk alan, zevk sahibi kimse”… Tıpkı Arabça “te’vil” kelimesinin, bazılarınca “evvel”den, bazılarınca “evl”den, bazılarınca da “iyalet”ten gelmiş olması gibi, Yunanca sophia kelimesinin kökeninde de “hikmet” ve “zevk” kavramları yan yana görünür. Dolayısiyle, Nietzsche’ye göre felsefe kavramından anlaşılması gereken, “hikmet dostluğu” olduğu kadar, “zevk dostluğu, ehl-i zevk oluş”tur.
Tabiî filozofun “zevk” diyerek neyi kasdettiğini ve nereye varmak istediğini biz anladığımız için, bu noktada yolumuzu onunla ayırmaktan “zevk duyarız”. Bize kalırsa, ne “hikmet dostu”, ne “ehl-i zevk” sıfatlarına, ne Nietzsche, ne de felsefe lâyıktır. Eğer ona yüklenen bu sıfatları tam bir vuzuha kavuşturmak gerekirse, bu vuzuh içinde felsefenin de yeri ve değeri görünecektir:
**“Aklın vazifesi, teslim olduktan sonra, o vahid etrafında ebedî meçhule doğru hudutsuz bir fikir cehdidir ki, bunun ismi HİKMETTİR. Hududunu tanıyan,