jack london'ın 19. yüzyılın ortalarında bile bilime bağlı yakın bir tarih öncesi roman yazmış olması, onun dehasının çağının ne kadar ötesinde olduğunu göstermektedir aslında.
sadece araştırmalarıyla ve okumalarıyla kalmamış, eserinin içine öngörüsünü de ekleyerek henüz bilim tarafından kanıtlanmamış bazı bilgileri eklemeyi başarmış.
örneğin, homo sapiens'in soykırımcı bir yol izlediğini o zamanki insanların kızılderililer'e karşı yaptığı katliamlardan yola çıkarak akıl etmiş ve bunu taş devri'ndeki insan türlerine uyarlamayı -ve haklı çıkmayı- başarmış.
bir nevi, modern insanın evrimde hatrı sayılır bir yol kat etmiş olmasına rağmen hâlâ tarih öncesi dönemlerden kalma ilkel güdüleriyle hareket eden bir canlı olduğunu yüzümüze vurmuş...
evrim fikrine giriş niteliğinde bir kitap olduğunu düşünüyorum ama bu romanın bilimsel bir okuma için kullanılmaması gerektiğini söylemeye gerek yoktur herhalde. zira london'ın en büyük hatası, evrimleri arasında binlerce yıl olan insan alt türlerinin aynı dönemde ve aynı bölgede yaşadığı bir dünya kurgulamasıdır. fakat bu durumu gözardı edip gerçeğe yakın bir kurgu düzeyinde bakarsak, okumaktan fazlasıyla zevk aldığım ve beni yormayan bir eser olduğunu söyleyebilirim. yine de, atalarımızın vahşiliği ve doğanın tesadüflerden doğan inanılmaz sistematikliği karşısında ürpermeden edemedim desem yalan olmaz. bunca yıllık evrim beni bu yorumu yapma noktasına getirdi :)
güzel okumalar diliyorum.
Ademden ÖnceJack London · Gece Kitaplığı Yayınları · 201425,9bin okunma
kendisi zengin bir iş adamı olmasına rağmen fakirliğin gücü adına yazabilen james allen abimizin bu kitabını, bir şeyler karşısında elimden geldiğince açıkgörüşlü olup hemen bir sonuca varmamak üzerine kendi kendime bir karar almamdan sonra okumaya başladım. the secret gibi ESERlerden sonra, kişisel gelişim kategorisinin önünden beklemeden geçiyor olmam bir gerçek. buna rağmen bunca iyi puan ve yorumdan sonra, farklı bir şeyle karşılaşacağımı sanmıştım fakat hayır, beklediğim gibi olmadı. ilk 50 sayfa boyunca dişlerimi sıktım ve zaten az olan sayfaların sonuna gelmek için kendimi zorladım ve bitti. bu kitap konusunda beni en fazla rahatsız eden şey, sürekli bir "iyi" ve "kötü"den bahsediliyor olması fakat hiçbir zaman bu kavramların tam anlamıyla açıklanmıyor olmasıydı. yani, nedir bunlar? gerçekten toplum tarafından belirlenen kavramlardan daha fazlası verilmeyecek mi bize?
çekim yasası cart curt şeylerinden hoşlanıyorsanuz bu kitabı da ağzınızın suyu akarak okuyacağınıza eminim. yazar, cebine birkaç kuruş daha fazla girmesi için o klasik konuyu kullanmış. "çekim yasası"!. eğer fakirsen, hastaysan, bağımlıysan; bu durum hayatın adil olmadığından değil, senin kötü düşünmen yüzündendir! bunun için gerçekten çalışmadan önce, düşüncelerini düzelt ki bu mükemmel düzen seni duysun ve seni iyileştirsin.
birkaç oldukça anlamlı alıntı:
"yalnız olduğunuzu, kimsenin sizi sevmediğini ve dünyada tek bir arkadaşınızın olmadığını mı söylüyorsunuz? o halde size yalvarırım, kendi mutluluğunuz söz konusu olduğunda kendinizi suçlayın, başkasını değil. başkalarına arkadaşça davranın, kısa sürede etrafınız arkadaşlarla dolacaktır. "
"şikayet etmeyi ve kaygılanmayı bırakın; suçladığınız hiçbir şey yoksulluğunuza neden değildir. nedenini kendi içinizde arayın. nedenin olduğu yerde çözüm de
30 kitaplık listemdeki ilk kitap olma şerefine erişmiş bir kitap, "benjamin button'ın tuhaf hikayesi". sayfaları çevirirken düşündüğüm başlıca şey, "ruhumuz mu yaşlanıyor bedenimiz mi?" sorusuydu. bu konuda belirli görüşlere sahip olan biri değilim, metafizikçi ve materyalist yanlarım birbirleriyle sürekli bir savaş içindeler. ancak bu kitabı okurken kafamda dönen şeylerden biri buydu.
(belki spoiler)
kitabın sonlarına doğru, benjamin'in ruhunun yaşlanması ile bebeğe doğru evrildiğini öğreniyoruz ve aslında yaşlılığın çoğu özelliğinin de bebekliğin içinde olduğunu fark ediyoruz. bu da aklımıza şu soruyu sokuyor, aslında sonumuz da başlangıcımızla aynı mı?
aslında hepimizin sahip olduğu düşünceleri tarihi, dini bilgilerle harmanlayarak bize deneme halinde sunan amin maalouf'un bu eseri, kendimi daha rahat ifade edebilmeme gözle görülür bir biçimde yardımcı oldu.
zaman zaman ayrı düştüğümüz konular olsa da, karşıt görüşte olduğu halde bile kendisini rahatça okutabilen, uzun cümlelerini (bazılarının üzerinden birkaç kere geçmek zorunda kalsam da) su gibi akıtabilen bir dile sahip. bir günde okuyup bitirilecek kitaplardan olduğunu düşünmüyorum, okunulan her bölümden sonra duvarla karşılıklı konuşma içine girip, o düşünceleri sindirmek, kendi düşüncelerinizle karşılaştırmak, doğruları ve yanlışlıkları sorgulamak gerekiyor.
kitapta genel olarak evrensellik ilkesi üzerinde durulmuş, bu düşünceyi ütopik bulduğumu söylemeden de bu incelemeyi bitiremeyeceğim. her kültürün, dinin, dilin, ırkın birleşip dünya içinde barış içinde önyargılardan arınmış bir biçimde yaşaması, barışı sağlaması gibi düşünceler bana gerçekçi gelmiyor. zira insanı insan yapan, yüzyıllar boyunca hayatta kalmalarına yardım eden düşünce zaten "güçlü olan hayatta kalır." düşüncesi. belki de kitabı kendimle bağdaştırmamın önündeki en büyük engel bu idi. yine de bu düşüncenin aksini, usta kalemden çıkmış bir şekilde okumuş olmak "önyargılarımdan" biraz da olsa uzaklaşabilmemi sağladı :)
Ölümcül KimliklerAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20199,8bin okunma
ana fikirleri ilk sayfalarından tahmin edilebilen, ders verdirici klasik hikayelerden oluşan bir kitaptı. zaman geçirmek için okudum. tolstoy'un anlaşılır dili ise bunu kolaylaştırdı.