Azerbaycan diline, dil denilmesi resmî bir meseledir. Evet, Azerbaycan
Türkçesini neden severiz? Çünkü bizim dilimizin gençliğidir. Herkes gençliğini
sever.
Osmanlıca gündelik hayatımızda halk ve maalesef havas dediğimiz okumuşlar
arasında da ayrı bir dil olarak zikrediliyor. Dahası son zamanlarda tarih ve
edebiyat fakültelerinde bile “Osmanlıca bilir” gibi abes bir deyiş söz konusu
olmaya başladı. Oysa Osmanlıca, sadece Türkçenin Arap harfleriyle
yazılmasıdır. Bunun ayrı bir dil olamayacağı çok açıktır.
Kronolojiyi sevmek için ise senkronoloji yapmak zorundasınız. Senkronoloji
nedir, eş zamanlama; yani 495’te ne oluyor? Roma İmparatorluğu parçalanıyor,
peki öbür tarafta ne oluyor? Sasaniler İran’ında Orta Asya’da kim var? Türkler
ve Göktürk İmparatorluğu var. Bizans’ta kim var? Herakles sülalesi İranlılarla
kavga ediyorlar; onlar ortalığı altüst ediyor ve arada Göktürk Kağanı Bumin
Han Bizans’la temasa geçiyor. Biraz daha ilerlersenz 622’de Hz. Muhammed
hicret ediyor. Böyle bakmaya başladığınız zaman o sıkıcı bulutların arkasındaki
tarih, kapı komşunuz olmaya başlar.
Şimdi düşününüz, Türkler aslında Anadolu’ya ne kadar da geç gelmiş…
Üzerinde durmamız gereken bir husus var; Türkler coğrafyada çok hareketli
olduğu için her zaman dünya tarihi içindedirler. Türk kimliğini anlamanız için
sadece etrafındaki bölgeyi değil, geniş bir dünyayı bilmeniz gerekiyor. “Roma
bize ait değil” diyemezsiniz. Girdikleri medeniyet dolayısıyla böyledir.