Mahmut Usta hanımeli kokan kendi bahçesinde de bir kuyu kazmış, bahçede oynayan çocuklar düşmesin diye demir kapağına asma kilit takmıştı. Ama ben gene de iki katlı evinin arka balkonuna çıkar, arka bahçeye doğru
bakıp, “Kuyuya yaklaşmayın” diye çocuklara seslenirdim. Çünkü eski masal ve efsanelerdeki şeyler en sonunda gelir başınıza. Ne kadar çok okur,efsanelere ne kadar çok inanırsanız, o kadar çok gelir. Zaten dinlediğin hikâye başına geleceği için ona efsane dersin.
Hayatta rastlantı diye geçiştirdiğim şeylerin aslında bir anlamı olduğunu tiyatroda öğrendim .Hem oğlumun hem babasının yazar olmak istemesi basit bir rastlantı değildir. Otuz yıl sonra burada Öngören’de oğlumun babasıyla karşılaşmam rastlantı değildir. Oğlumun da, tıpkı babası gibi babasızlık acısı çekmesi rastlantı değildir. Tiyatro sahnelerinde yıllarca ağladıktan sonra, hayatta içtenlikle ağlayan bir kadına dönüşmem rastlantı değildir.
Utanmaz erkekler beni korkutur. Çok vardır bizde bunlardan. Utanmazlık bulaşıcı olduğu için de bazan bu ülkede boğulacak gibi olurum. Çoğu sizin de utanmaz olmanızı ister.
“Nedir senin için baba?”
“Annenin karnına düşürdükten sonra oğlunu hayatının sonuna kadar koruyup
sahiplenen, güçlü, şefkatli kişidir baba. Dünyanın başlangıcı ve merkezidir o. Bir
baban olduğuna inanıyorsan, onu görmesen bile kendini iyi hisseder, onun orada
olduğunu, gelip seni şefkatle koruyacağını bilirsin. Benim öyle bir babam
olmadı.”
“Benim de öyle bir babam olmadı ne yazık ki” dedim soğukkanlılıkla. “Ama
olsaydı o da benden ona itaat etmemi bekler, gücü ve şefkatiyle benim
bireyliğimi ezerdi!”
Babasının bu konuları önceden düşünmüş olduğunu anlayan Enver gözlerini
açtı. Şimdi beni saygıyla, ilgiyle dinlediğini görüp sevindim.
‘‘Acaba babama itaat etseydim mutlu biri olur muydum?” diye yüksek sesle
düşünmeye devam ettim. “Belki, iyi bir oğul olurdum, ama iyi bir birey
olamazdım.”
Düşüncelerimi kabaca kesti. “Bu birey olma merakı ve telaşı yüzünden
Avrupai zenginlerimiz değil birey, kendileri bile olamadılar” dedi. ‘'Avrupai
Türk zenginleri Allah’a inanmazlar, çünkü kendilerini bir şey sanırlar. Onların
bireyliği çok önemlidir. Çoğu, herkes gibi olmadığını kanıtlamak için Allah’a
inanmaz. Üstelik bunu söyleyemezler bile. Oysa inanç herkes gibi olmak işidir.
Din alçakgönüllülerin cenneti ve tesellisidir.”
Özellikle, şehrin dışındaki, boş
arazileri satın alırken, çocuğu olmamasının acısını imparatorluğuna yeni ülkeler
katarak unutmaya çalışan padişahlar gibi hissederdim kendimi.