"Gereksinimler derken yaşamın devamlılığı açısından kaçınılmaz bir biçimde gerekli olan mal mülkü kastetmiyorum yalnızca; gereksinimler, ülkedeki geleneklerin, en aşağı seviyeden gelen şerefli insanlarda mutlaka olması gerektiğini ima ettiği mal mülkten oluşur. Örneğin keten gömlek giymek, yaşamın temel gereksinimlerinden biri değildir kesinlikle. Yunanlılar ve Romalılar eminim ki keten gömlekleri olmadığı halde oldukça rahat yaşamlar sürmüşlerdir. Ancak günümüzde Avrupa'nın büyük kısmında gündelikçi bir işçi, keten gömleği yoksa toplum içine çıkmaya utanır; keten gömleğin yokluğu, aşırı kötü bir davranışta bulunmadığı takdirde hiç kimsenin olmadığı kadar fakir olduğunu ima eder. Öyleyse bana göre gereksinimler başlığı altında yer alan şeyler yalnızca doğanın gerektirdikleri değil, toplumun yerleşmiş kurallarının, en aşağı seviyedeki insanlara bile sahip olmayı zorunlu kıldığı şeylerdir aynı zamanda."
Mizah, insanları, kötü alışkanlıklarını ve kişilik özelliklerini değiştirmeleri için ikna etme çabasıdır. Yaptığımız espriler politik bir idealin eskizini çizmek için, daha eşit koşulların olduğu, daha sağduyulu bir dünyanın yaratılması için vardır. Samuel Johnson'ın da dediği gibi, satir, "bayağılığı ve ahmaklığı engellemenin bir başka yoludur sadece, üstelik daha etkin bir yolu." John Dryden'a göre "dünya üzerinden satirin silinişi, bütün kötülüklerin ortadan kalkmasıyla olabilir ancak."
Mesela edebi karakterlerin yaşadıkları olaylar gazetelerde haber olsa, çok daha yakıcı ifadeler çıkardı karşımıza:
Othello: "Aşkından Keçileri Kaçıran Göçmen, Senatörün Kızını Öldürdü"
Madam Bovary: "Kocasını Aldatan Alışveriş Manyağı Kadın, Parasız Kalınca Arsenik İçti"
Kral Oidipus: "Anneyle Seks Kör Etti"
Schopenhauer, Voltaire'in sözlerini onaylayarak alıntılıyordu: "La terre est couverte de gens qui ne meritent pas qu'on leur parle (dünya, konuşmaya bile değmeyecek insanlarla doludur)."
“Başkalarının onayını alma ihtiyacımız temel olarak iki tür nedene dayandırılabilir: ilki cismani nedenlerdir, çünkü toplumun bizi hor görmesi fiziksel rahatsızlığa ve tehlikeye yol açabilir; ikincisi psikolojik nedenlerdir, çünkü eğer başkaları bize saygı göstermezse bizim kendimize olan güvenimiz tehlikeye düşebilir.
İşte bu ikinci sırada yer alan psikolojik nedenlere bağlı olan hislerden sıyrılabilmek için felsefi bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Çünkü felsefi bir yaklaşımla birlikte, her bir karşı çıkışın ve hor görülmenin bizi yaralamasına izin vermek yerine başkalarının davranışlarındaki adaleti sorgulama fırsatımız olur. Böylece bir yargının bizim kendimize güvenimizi sarsabilmesi için yalnızca bizi kahretmesi yeterli değildir, aynı zamanda doğru bir yargı olması gerekir. İnsanlardan onay beklerken mazoşistik bir süreç içine girmekten kaçınır ve onların görüşlerinin gerçekten dinlenmeye layık olup olmadığını sorarız önce kendimize. işte bu sorgulamanın sonucunda da bize sevgi göstermelerini beklediğimiz insanların zekalarını yakından inceleme fırsatı bulur ve aslında onlara yeterince saygı göstermediğimizi fark ederiz.
İşte o zaman nefretle dolar içimiz ve başkalarının bizi aşağıladığı ölçüde biz de onları aşağılamaya karar veririz. Felsefe tarihi boyunca sayısız örneğine rastladığımız mizantropik duruşun ta kendisidir bu.”