• Mizahı hayatın içine işlenmiş bir eser ile karşınızdayım. Babam, krizler ve sen adı gibi üç ana başlıktan oluşuyor. Çok zeki olan ancak hayatın attığı tokat ile İstanbul'un fakir denilen kesiminde yaşayan karakterimiz lise sınavını kazanarak özel bir liseden burs almıştır.

    Bu burs sayesinde babası onunla gurur duymaktadır ve o da okula gidip gelerek hayatını sürdürmektedir. Tabi okulda bazı sorunlar oluyordur ancak babasının ona olan güveni ve sevgisi asla bitmez.

    2000'lerin başında başlayan kriz herkesi etkilediği gibi kahramanımızın ailesini de etkilemiştir.

    "Türkiye’de 1990-2001 yılları arasında yaşanan krizlerin temelinde finansal gerekçeler olduğu kabul edilse de; özünde krizlerin temelinde daha çok yapısal sorunların olduğunun kabul edilmesi daha gerçekçi olacaktır.

    Söz konusu yapısal sorunlara göz attığımızda şu gerçekleri ifade etmek gerekmektedir. Türkiye’de hane halkı ve üretici kesiminin tasarruf eğilimi ve tasarruf olanaklarının düşük olması sürekli dış finansman yani dış tasarruflara ihtiyaç duyulmasına sebep olmuştur. Dış tasarruflarında Türkiye’ye gelmesi için bazı şartlar oluşturulmuş ve söz konusu şartlar bazı maliyetlere sebep olmuştur. Ayrıca yurt dışından gelen kaynakların genelde yatırım niteliğinden çok kısa vadeli amaçlar doğrultusunda gelmesi yapısal makro ekonomik sorunların daha da derinleşmesine neden olmuştur. Diğer taraftan ilgili dönemlerde ekonomik aktör olma açısından özel sektörün yeterince büyümemiş ve derinleşmemiş olması kamu kesiminin ekonomide ana oyuncu (istihdam oluşturma, yatırım, transfer harcamaları vs…) olmasına neden olmuş ve söz konusu durum kamu maliyesine kronik yük (bütçe açığı, yatırım vs…) getirmiştir. Ayrıca IMF tarafından verilen yanlış reçeteler söz konusu yükün daha da ağırlaşmasına sebep olmuştur."

    Kriz döneminde bile babasının onun için her şeyi yapacağını bilir. Babası onun sırtını yaslayacağı bir dayanaktır. Bu dayanak onu krizlerden koruyacaktır.

    Zaten okula da isteksiz gitmektedir. Zengin- fakir eşitsizliği onu her geçen gün çıldırtmaya başlamıştır. Ancak okula gitmesinin nedeni de hayatının aşkı ile aynı okula gitmesidir.

    Silvan Alpoğuz senaristlik yeteneklerini romanında da göstererek mizahı hayattaki olaylar ile birleştirmiştir. okurken bir yandan üzüldüğünüz bir yandan bıyık altından güldüğünüz üstüne de hayata sövdüğünüz bir kitap yazmış. Şunu da belirtmem lazım kitapta argo kelimeler bulunuyor.

    Eğer mizah ve ters- köşenin bir araya geldiği kitaplardan hoşlanıyorsanız size tavsiye edebilirim.
  • Kara mizah yüklü bir kitap olan "Oyunlarla Yaşayanlar " Oğuz Atay 'ın bir tiyatro metni olarak yazdığı tek eser olup son nefesinde "gerçek bir tiyatroda" oynanmasını istediğini söylemiştir. Tıpkı kitabın sonunda Çoşkun karakterinin söylediği gibi " sonu acıklı da bitse esaslı bir oyun olacak. "
    Mizahi dilde gizlenmiş alt metin zenginliği ile dolu olan "Oyunlarla Yaşayanlar " Cumhuriyet sonrası batıyı taklit edip, toplumu aşağılayan burjuva sınıfı (syf.51) eleştirirken, Saadet nine üzerinden Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişin sancılı dönemini oyun içinde oyun olarak bize gösteriyor.
    Kitaptaki bir karakter hariç (Cemile) tüm karakterler oyunla iç içedir öyle ki bazı yerlerde söylenilen sözlerin gerçek mi yoksa oyun sahnesi mi olduğunu anlamakta güçlük çekebilmekteyiz ki buda yazarın kitabı yazarken bize vermek istediği baskın öğedir. Kitabın giriş kısmında Çoşkun'un evinin gerçek oluşuna vurgu yaparken evin dışında gerçekleşen olayların gerçekte yaşanıp yaşanmadığı konusunda okuyucuda kuşku yaratarak bizleri de oyuna dahil eder.
    Oğuz Atay kitapta karakterlerin üzerinden isim oyunu da yapmıştır.
    Çoşkun Ermiş ; içinde çoşkun duygular besleyen (keman dersi, oyun yazmak) ve burjuvaya karşı durmaya çalışarak aydınlanmaya çalışan, "ermeye" başlayan bir yarı-aydın
    Ümit ; Çoşkun ve Cemile'nin oğlu, ümit çocuktur ve gelecektir.
    Saadet Nine ; yaşından dolayı akıl sağlında sorunlar vardır ve tamamıyla oyun içinde olduğundan mutludur.
    Emel ; Çoşkun 'un elde etmeye çalıştığı oyuncunun adıdır yani emelidir.
    Servet Duygulu ; Saffet'in tabiriyle "bay sermaye " ve romantik biri olarak ismiyle simgelenmiştir.
    Baş karakterimiz Çoşkun'un bizim ortak zaferimiz bu dediği söylemiyle özetlemek gerekirse " bu dünyayı birlikte yarattık ,gelin her zaman böyle yapalım; insanlar arasındaki engelleri kaldıralım, bütün oyunları birlikte oynayalım, birlikte seyredelim, kendimize isimler vermeyelim, yaptığımız işlerle varolalım, bunun dışında kalan bütün sahte unvanları, kurumları, insanın kendini üstün bir şey saymasına yolaçan düzenleri yok sayalım ... (syf.37)
  • Dandini Vatandaş Dandini/Muzaffer İzgü
    Kütüphane alışkanlığı pek olamayan ben, kütüphaneden ilk defa bir kitap alıp okudum. İlk kütüphane deneyimim pek güzel geçmedi tekrar gidip kitap alır mıyım bilmiyorum. Görevlilerin davranışları insanları kütüphanelerden uzaklaştırabiliyor malesef. Kütüphane görevlisinin yazar hakkında oldukça bilgisiz olması üzüldüğüm diğer konu.
    Yazarın sadece çocuk kitabı yazdığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Şöyleki büyükler için 42 çocuklar için 73 tane kitap yazmış. Bu bilgileri yazarla yapılan  bir makaleden okudum. Büyükler için bu kadar çok kitap yazdığını bende bilmiyordum çok şaşırdığımı söylemeliyim.
    Kitaba geçecek olursak,zamanın politikacılarından, yazarlarından ve normal vatandaşlarından kendi üslubunca bahsetmiş ve bunları öykü olarak bizlere sunmuş yazar. Çok zaman öncesinin mizah anlayışıyla yazıldığından mıdır bilmiyorum ben çok fazla sevemedim. Belkide çok fazla mizah kitabı okumadığım için bu konuda bilgim olmadığından çok kitaba kendimi veremedim. Öykülerde vermeye çalıştığı mesajlar oldukça güzeldi. Mizah anlayışından çok vermek istediği mesajları sevdim diyebilirim. Kitapda bir çok öykü yer alıyor,ben içlerinden bir kaç tanesini çok sevdim. Sevmiş olduğum öykülerden birinde,bir yazarın yurt dışında kazanmış olduğu başarıdan ve ülkesinde onu nasıl karşılayacaklarını konu almış yazar ve oldukça güzel bir mizahla anlatmış bu öyküyü. Ülkemizdeki yazara ve sanata verilen değerin aslında hiç değişmediğinin en acı örneğiydi bu öykü. Yazarın daha bir çok kitabı var,yazar hakkında tek bir kitapla karar vermenin yanlış olduğunu düşünüyorum ve diğer kitaplarıyla okumalarım devam edecek.
    Keyifli okumalar...
    Dandini Vatandaş Dandini
    Muzaffer İzgü
    Bilgi Yayınevi
    Sayfa:211
  • Diyalogun fazla olduğu mizah kitapları önerir misiniz?
  • Merhaba bloğumun güzel insanları!
    Bilmiyorum biliyor musunuz ama Tunç İlkman yanlış hatırlamıyorsam birisi ile ortak olarak yeni bir yayınevi çıkardı. Bu yayınevinin ilk kitabı da Tunç İlkman'ın kendi kitabı oldu. Kitabın tanıtımı yapıldığı zaman karşımda çok farklı bir kitap gördüm. Daha önce yazarın Parla kitabını okumuş ve sevmiştim. Bu yeni çıkan kitap ise kapak olsun tanıtım bülteni olsun her halinden ben farklıyım diye bağırıyordu.
    Kitabı henüz ben okumadan önce tabi ki başka okuyan insanlar oldu aramızda. Onların yorumlarını okudum. Kitapta çok fazla eğlendiğini söyleyenler oldu. Hatta yakın arkadaşım bu kitabı okuyup beğenmediğini söylediğinde "Farklı bir tarz olduğu için garipsemiş olabilirsin belki, seven insanlar çok fazla" dedim. Sonra kendim okudum. Üzgünüm ki ben de arkadaşım ile aynı fikirdeyim.
    Kitap mizah türünde olduğunu iddia ediyor. (İddia diyorum çünkü arka kapağın altında o şekilde not düşmüşler.) ancak ben kitap boyunca bırakın gülmeyi ufak bir tebessüm bile etmedim. Konusu bana çok basit geldi. Karakteri sevmedim. Bilmiyorum belki bu karaktere uygun olsun diye tercih edildi bu dil ama ben kitabın dilini de sevmedim. Çok basit geldi bana. Sanki kitap okumuyorum da sokakta denk geldiğim biri ile sohbet ediyorum gibi. Bu basitlik hoşuma gitmedi. Her kitap ağır bir dile sahip olmak zorunda değil tabi ki, sokak ağzını okuduğumuz birçok kitap var ancak ben bu kitaptan zevk de almadım. Biçem'i güzel olmayıp okurken keyfi veren kitaplar vardır, onlardan da değildi benim için.
    Daha önce Tunç İlkman okuduğum için yakıştıramadım bu kitabı pek. Daha üst seviyede bir mizah beklemiştim. Bilemiyorum, kitabı neresinden tutarsan tutayım sevemedim. Bana pek hitap etmedi.
    Özellikle önermem ama çok merak edip kesin okuyacağım diyen varsa da engel olmam. 🤷‍️ Kitapla kalın.
  • Uzun zamandan beri ilk kez derinlemesine uğraşılmış bir inceleme yazmak istiyorum. Umarım yapabilirim.

    Tasarımla başlayalım
    Kitabın kapak tasarımları gerçekten çok iyi. Dış kapağı gibi iç kapaklara da epey özenilmiş. İç kapaklarda yazarın hayatı kitabın tanıtımı vs den sonra başta ve sonda olmak üzere birer karakter haritası veya karakter ailelerin soy ağacı bulunuyor. Karakterlerin çok olması dolayısıyla da bu ayrıntı gayet yararlı diye düşünüyorum. Aynı zamanda karakter dizini konulmuş olması şaşırtıcı ve çok hoş. Karakterlerin romandaki yerleri sayfa sayfa tespit edilip indekslenmiş. Saatlerce belki de günlerce sürecek bir çalışmayla oluşturulduğu kesin. 
    Kronoloji de ayrıntılı ve okunası bir biçimde hazırlanmış. Bu incelemede kronolojiden epey yararlandığımı da söylemem gerek.

    Yazar bu kitabında baş karakteri olan bozacı Mevlut'un 1969 ile 2012 arasındaki 40 yılllık satıcılığını konu ediyor. Tabi bu kırk yıl sınıfsal farklılıkları o kadar iyi anlatıyor ki içinde bulunduğumuz durumu gözümüze bu kadar iyi sokması kitabi degerli kılan öteki konu.

    İlk kısımda Mevlut'un 1982 de kız kaçırmasıyla kurgunun temeli atılıyor. 2. kısımda 12 yıl sonra Mevlut'un aile babası olmuş ama fakirlikten kurtulamamış halini işlemiş yazar. Sonraki kısımlarda geçmişe dönerek Mevlut'un 1969 daki çocukluğunu ve devam ederek gençliğini anlatıyor.

    Mevlut'un anlatıldığı bölümleri geçmiş zaman kipinde, üçüncü tekil şahıs üzerinden yazmış Pamuk. Aralarda hikaye karakterlerinin isimleri başlık olarak sunuluyor. Karakterler giriyor ve direk okuyucuya seslenir biçimde birinci tekil şahıstan meramlarını anlatıyorlar. Bunlar taslağın detaylanmasını sağlayan içeriklere sahip tabi.
    Aynı zamanda bu kadar çok karakterin olduğu bir kitapta her karakterin yeri geldiğinde söz alıp konuşması kitabın akıcılığını, okunurluğunu ve özellikle karakterleri benimsemeyi çok kolaylaştırıyor.

    Konuların içinde en çok ilgimi çeken elbette Mevlutun aşkı ve mektupları oldu. Ama kurguyu besleyen yan temalar çok fazla olduğu için kitap sırf bir aşk hikayesi olmaktan çıkıyor.
    40 yıl boyunca İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, bozacılık, pilâvcılık ve otopark bekçiliği gibi birçok işte çalışan Mevlut'un gözünden şehri ve sokakları izlemek gerçekten haz veriyor. Sanki onunla birlikte Boo zaaa diye bağırıp o anki atmosferi hissediyorsunuz. Onun kafasındaki tuhaflık mı? Elbette sizinkiyle aynı.

    Boza, gecekondu, devlet arazisine tapusuz çöküp arsa çevirme, kız kaçırma, başlık parası, sokak satıcıları gibi enteresan onlarca konu.
    İdeolojik savaşların toplum hali, ekonomik ilişkilerin akraba hali, göç edenlerin adapte hali.
    Bu şekilde bakıldığında sadece bir roman mı yoksa İstanbul'un 40 yıllık sosyolojik süzgeci mi diye bi durup düşünüyorsunuz.


    Romanın dinsellik ve azınlıklar konularında gecekondulaşma, kentleşme, içgöç, siyasal simge ve söylemler görülüyor.
    Mevlut'un Beyşehirden babasıyla birlikte ayrılmasından sonra ilk taşındığı yer çocuklugunun ve gençliğinin bir bölümünün de geçeceği Kültepe mahallesidir. Hemen yanında ise Mevlut'un amcasının ve kuzenlerinin yaşadığı Duttepe mahallesi vardır. Bu iki tepe her açıdan birbirlerine çok benzerler. Ama sınıfsal benzerlikleri sayesinde barış içinde yaşasalar da siyasi olaylar yüzünden rakip hatta can düşmanı olmaları kaçınılmazdır.

    Mevlut, arkadaşı Ferhat’ın solcu-Alevi-Kürt olmasından gaza geliyor, onunla geceleri çıkıp sloganlar yazıp mutlu oluyorken, bir yandan amcasının oğulları Korkut ve Süleyman ile ülkücü sloganlar da yazıp seviniyor. Duttepe ve Kültepe’yi ayıran şey, kültür-kimlik ve ideoloji farklılığıdır. Ekonomik ilişkiler ve toplumsal ağ bakımından ikisi de aynı şekle şemaile sahiptir.

    Şahsi Görüş Resmi Görüş
    Kitapta ilgimi çeken bir diğer konu şahsi ve resmi görüşle ilgili olandı. Ferhat'ın Mevlut'a Şahsi görüşlerimiz kendimiz için resmiler devlet için." gibi bişey dediğini hatırlıyorum. Bu da bana Orwell'in 1984'ündeki düşünce suçunu çağrıştırmıştı.


    Orhan Pamuk bir söyleşisinde bu kitabının şimdiye kadar yazdığı en mizah dolu kitap olmasına özen gösterdiğini anlatıyor. Aralarda işlenmiş bir kara mizah var. Kitapta geçen bir çok trajik olayın yanında bununla anlatımı okunası kıldığını düşünüyorum.

    Şimdi benim yaptığım bu inceleme veya tanıtım devede kulak olacaktır.
    En çok beğendiğim Orhan Pamuk kitabı oldu. 460 sayfalık bir kitabın tanıtımını yapmak kolay olmadı. Amatör olduğum için aralarda spoiler vermiş olabilirim affola.
    İncelemeyi bir çok eksikle birlikte yazdım. kaçırdığım değinemediğim konular elbette vardır. Gelecek zamanlarda telafi etmek dileğiyle.
  • "...adam, içine kapanık duran, bir bakıma kaşar kumarcıyı, bir bakıma beş çocuklu küçük bir memuru andıran; bir bakıma da sucuk gibi, ince zarla çevriliymiş duygusu veren, karışık bir tip.

    Acaba hangi pavyondan tanıyorum bu adamı, diye düşündüm bir an. Kaşlarını yukarı kaldırdı mı, belki kırk çizgi sıralanıyor alnına. Alın değil, plak mübarek! Koy pikaba, çalsın sana "çıkmam Allah etmesin bir daha çıkmam meyhaneden"i veya "cihar attım şeş oynadım"ı..."

    Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil yalnızca şiir yazmamış, güldürü yazıları da kaleme almış bir yazar. Bıyıklar Konuşuyor kitabı da onun mizah yazılarını toplamış.

    Aziz Nesin keşfedip elini tutmasa ve dergide yayınlamasa unutulup gidecekler... Kısa ve eğlenceli okumaları sevenlere...