Söylesenize, neden hiçbirimiz birbirimize karşı kardeşçe davranmıyoruz? Neden en iyi insanlar bile sanki hep başkalarından bir şey gizler, hep susar? Sözlerinin yel olup gitmeyeceğine emin olduğun zamanlarda bile neden yüreğinden geçenleri dosdoğru söylemezsin? Herkes olduğundan daha ketum görünüyor, sanki hemen dile getirirlerse duygularının zedeleneceğinden korkuyorlar.
Fakat mutluluk ve neşe insanı nasıl güzelleştiriyor. Yürek sevgiyle nasıl da kaynıyor. Sanki kendi yüreğini alıp bir başkasının yüreğine dökmek istiyorsun, herkesin neşelenmesini, herkesin gülmesini istiyorsun. Mutluluk nasıl da bulaşıcı.
O yorulmak bilmez hayalgücünün de bir gün yorulacağını, sürekli gerilim içinde olmaktan bitap düşeceğini hissedersin, çünkü büyümekte ve eski ideallerini geride bırakmaktasındır. O idealler de parçalanıp toza toprağa karışır, eğer başka bir yaşamın yoksa yenisini yine bu parçalardan inşa etmek gerekir. Ama tam da o sırada ruhun başka bir şey ister, emreder. Ama hayalperest küle dönmüş eski hayallerinden onu tekrar harlayacak, donmuş yüreğini yepyeni bir ateşle yeniden tutuşturacak, hiç değilse ufak bir kıvılcım bulmak için közleri beyhude didikler durur, tek isteği eskiden onu sevindiren, can veren, kanını kaynatan, gözlerinden yaşları söküp alan ve ihtişamıyla onu aldatan ne varsa yeniden ortaya çıkarabilmektir.
Çünkü sizi çok eskiden beri tanıyorum Nastyenka, çünkü uzun zamandır birini arıyordum ve aradığım sizdiniz, şimdi buluşmamız yazgımızmış. Kafamda binlerce vana açıldı ve soluk bile almadan kendimi bu sözcük ırmağına bırakmak zorundayım.