Sevmek, sevmek istiyordu. Hayatında yalnız bu eksikti, fakat bu hayatta her şey bundan ibaretti. Sevmek, evet, bütün saadet yalnız bununla elde edilebilirdi. Küçük, yoksul, çıplak bir oda, demir bir yatak, beyaz perdeler, iki hasır iskemle, işte yalnız bu kadarcıkla fakir bir sevişme hücresi, fakat sevmek, yarabbi!
Bakın size söyleyeyim, dünyada benim kadar kendisini uzun uzun dinlemiş, hislerinin muammasını benim kadar açlıkla görebilmiş bir kadına çok az tesadüf edebilirsiniz.
Öğrendiklerini öğrenmek için, bilmemiş olmamak için öğrenirdi, ne geleceğine ait bir emel köşkü kurmuş, ne gençliğine ait bir şiir demeti bağlamıştı. Hayat onun için uzun bir eğlenceydi. En çok eğlenebilenlere, yaşamak için en çok hak sahibi olanlar gözüyle bakardı. Eğlenmek... Bu kelimenin anlamı da Behlül'le değişikliğe uğramıştı. O hakikatte hiçbir şeyden eğlenemezdi. Bütün eğlence yerlerine koşardı, bütün gülünecek şeyleri arardı, belki herkesten çok gülerdi, fakat eğlenir miydi? Eğleniyor görünürdü, onun için eğlenmek eğleniyor görünmek demekti.