Sevmeyi becerecek kadar kendi benliğimizden feragat etmeyi bilmiyor, arzulamaya becerecek kadar da bilinmeyene ve tehlikeli olana yelken açmaya cesaret edemiyoruz.
Sevemediğimiz ve arzulayamadığımız zaman da geriye yalnızca kıskanmak kalıyor.
Hayatımızın önemli bir bölümü bizi (yalnızlıktan, sıkıntıdan, ailemizden, mutsuzluktan, yanlış, kötü giden bir ilişkiden) kurtaracak bir beyaz atlı şövalye beklemekle geçiyor.
Onu bulduğumuzda ise bir süre dinleniyoruz, sonra bizi bu beyaz atlı şövalyeden kurtaracak başka bir beyaz atlı şövalye beklemeye başlıyoruz.
Ne çok şövalyeye ihtiyaç var değil mi?