Utanıyorum yürek candan çıkacak kadar yüzüm kopup düşecek kadar utanıyorum adımı koyanlardan ve yoluma gölgelik damağıma su olanlardan utanıyorum.
işte hükümran oldu dağ domuzu gözleri tarıyor erte gece durmaz mitralyözleri ne sokakta aydınlık ne de insan yüzleri öz-budun koynundaki kuttan utanıyorum
savaşmadık çekildik, dalaşmadık yenildik ne adanmış, ne yiğit, ne korkusuz değildik daha yaşar kişiyken kara yere eğildik yüzüme tüküren topraktan utanıyorum
tutsak olan kişiye emdiği göğüs haram savaşta kan, toyda al ve barışta süs haram
vuruşmayan bir dile eyittiği ses haram
Türkçeden, öz dilimden, ondan utanıyorum
namussuz ayakların çiğnenir yeri olduk
kızıl kanı çalınan yoksulun teri olduk şuncacık itten pusmuş bir bölük börü olduk
sesimizi işitmez dağdan utanıyorum.
Gök, kızıl, kara ve ak Ortada gün sarısı
Üstümde yanan ülker Yıldızlardan çerisi
Ve yağız yer, horlanmış Kesik kesik derisi
İlerde çetin tamu Geride al karısı
Tenha durmuş konuşur Tanrı'yla bal arısı
Petekte altın balın Ağu olmuş yarısı
Yele verilmiş ekin Kavrulmuş yaş darısı
Deli çıkmış bağrıyor Anlamıyor gerisi:
Ölü özgür, biz tutsak Yaşamıyor dirisi!
Dört kapı vardı açık Kilitlemiş birisi.
Kuluk at yavrusu ben ata meftun Yar kâh oynaş durur kâh bilge hatun
Suya eğilirken sarkımı zarif Deriye değmeden kırkımi zarif
Oğlum muamma ki bilmemek günah Ayağın çobandır dilin padişah.
Camille Paglia'nın da dediği gibi, "Toplumsal denetim zayıfladığında insanın doğuştan gelen acımasızlığı ortaya çıkar. Tecavüzcüyü yaratan, kötü toplumsal etkenler değil, toplumsal koşullandırmanın başarısızlığıdır."