Türk kültüründe iz, işaret ve damga anlamına gelen Tamga milletin hafızasında nesiller boyunca aktarılan sembolleri ve işaretleri ifade ettiği için Süleyman Çobanoğlu kitabını Tamgalar ismiyle milletin hatıralarının izi ve ortak tarihin mührü olan dilin mührünü vurgulamak için kullanıyor. İsmiyle bir millet için en önemli mühür dilin, geçmişten geleceğe akan hafızanın damgasıdır vurgusunu yapıyor.
Söyler isem sözüm savaşsöylemezsem ciğerim başCihan doludur kallaş,her birinden bir taş gelir. (s.85) Yunus Emre
Şair, Yunus Emre’nin yalın ve derinlikli Türkçesini çağdaş bir dile yeniden aktarmaya çalışıyor, eskiyle yeniyi, geleneğin yükünü ve bugünün çelişkilerini bir araya getiriyor.
Anam Daniela ismiyle müsemma değilYan der bana, yan amma besmelesiz su içme (s.102)
Şiir düzüyordum farkına vardım:Bir şey, bir şey için beni de saydı.(s.118)
İnsanın hem bireysel, hem toplumsal olarak ayrılık, yabancılaşma ve direnişle var olduğu acıyla yoğrulduğunu Çobanoğlu Yunus’un Türkçesiyle söyler ama modern çağın içinden konuşur: “Bir şey, bir şey için beni de saydı” derken aslında varoluşun bir değerini fark ediyor.
Balkona bayrak astım sonra öptüm ve sustumBenim balkon Tuna’ydı, Bağdat’tı hem Mohaç’tı (s.103)
Çobanoğlu’nun dizelerinde milliyetçi damarı, bayrağı bir sembol, balkonu bir tarih sahnesi, susmayı ise millete karşı duyulan sessiz ama görkemli sadakat sahnesi olarak kurguluyor. Bayrağı öpüp sustum dizesi, içten ve sessiz bir milli bağlılığı çok güzel anlatıyor.
Yalnız o kadınlardı köyünden hiç çıkmadanKoca denizi aşıp adayı vatan yapan. (s.83)
Yavru Vatan Kıbrıs’ı anlatan bu dizeleriyle bu vatan için şehit olmuş bütün atalarımıza rahmet ve minnetle, onların cesaretiyle yoğrulan bu topraklarda hür
...
Bana şiir gelirken yakıcı gerçek gelir
Kılıcı yalanların kanınıniçermiş çeri
Kralları tanımaz kimseyi selamlamaz
Saçında çiçek gibi yoksulluk dilekleri
Bana şiir gelirken serçeler dile gelir
Temmuza yağmur gelir koyuna koç katımı
Yeşil ekinler bitmiş göğsümü yatmaktadır
Atların çatlamadan önceki son adımı
...
Bana şiir gelirken armağanlar getirmez
Tek söz bile konuşmaz sedirde otururken
Nerden tanırım dersin: onu andırır biraz
Erkekler bıçaklanır, kadınlar doğururken
Çobanoğlu'ndan okuduğum üçüncü ve son şiir kitabı. Kendisi hece ölçüsüyle şiir yazma uğraşında, Yunus Emre hazretlerinin izinde bir şair. Kitaplarında aşk temasıyla yazılmış şiirler olduğu gibi siyâsî tavırların da hayli baskın olduğu şiirler var. Türkiye'nin ağır yük olduğunun şuurunda, kemiği çatırdacağının ilânıyla örüyor şiirlerini. Mesela çözüm sürecinde (neyi çözdü bu süreç bilen var mı?) Amasyalı Uzman Çavuş'un bi teröriste attığı bakış üzerine yazdığı bir şiir var. Özellikle kitabın "çürük çağ" bölümünde daha çok bu minvalde, uslanmaz bir Müslüman Türk edasıyla yazılmış şiirlerle karşılaşıyoruz.
İsmet Özel Çobanoğlu'nun ilk şiir kitabı çıkınca -ki bu 20 yıldan fazla önce oluyor- Çobanoğlu'nu methetmiş idi. Sonra eğer Çobanoğlu şiirle uğraşmayı bırakmasaydı bu topraklarda şiir böyle yazılır diyeceğimiz şiirler onun kaleminden çıkacaktı minvalinde şeyler söylemişti. Zira Çobanoğlu bir dönem senaristliğe falan soyunmuştu. Sakarya Fırat dizisinin senaristi kendisiydi deyu aklımda kalmış.
Bu çıkan son şiir kitabı "ben şiir yazmağı bırakmadım"ın ilânı Çobanoğlu tarafından. Umuyorum şiire bundan sonraki ömründe daha fazka vakit ayırır ve daha fazla şiirini okuruz. Hece şiiriyle yazmak ve ayakta kalmak kolay iş değildir ve Türkiye'nin şâiri Çobanoğlu bu işin peşindedir.
Hayırlı okumalar dilerim.
( Muhabbet bir gece yarısı dört adamın buluştuğu Yörük çadırında mum ışığında gerçekleşmektedir. )
Bay A: Toprak gibi Müslüman, Ateş gibi Türk bir adamın şiirleriyle buluşmanın verdiği hazzın tarifi yok arkadaşlar. Şair okurken çakılı kalıp düşünmemi bile engelleyen bir ruh haline büründürse de beni dünyanın yarasına etinden et bağlamanın ne olduğunu gösterdi.
Bay C: Etinden et bağlarken hissettiği acıyı göstermek yerine acısını omuzladığını da unutmamak lazım. Şairlere has olan acıyı omuzlarken dik durabilme özelliğini Süleyman Çobanoğlu’nda fazlasıyla hissettim diyebilirim. Tabi Çobanoğlu’nun kitapta şairler için kullandığı
“şair – o korkak asker müflis adam adayı
Damarları kupkuru hüznü çok kabadayı” ibaresini de unutamayacağım bu konuda.
Bay B: Şair “ neye yarar bilirdim saçılmış şair kanı” ibaresi de kullanıyor. Bana kalırsa söylediğin dize acıları dindirmeye yetememesinin dışavurumu. Hem o ibare Uygur Türkleri için yazılmış olan Beşeri Hoyrat şiirinde geçiyor.
Bay E: İnsan kendi acılarından büyük olmalı diyorduk eyvallah da şair her acıya etinden et bağlayan adamsa, şairler nasıl acılarından büyük olacak?
Bay B: Nasılını ben bilemem şair değilim ama insan insandır şair daha insandır. Hem şairlerin acı olanı görmesi kadar, acı olanın şairlere görünme arzusunu da göz ardı etmemek lazım. Her acı ziyan olmak istemediği için şairi arar.
Bay C: E şair acıyla bütünleşen acı mıdır yani şimdi :) Neyse Çobanoğlu’na geri dönelim. Bu adam neyin acısını yaşıyor?
Bay A: Bizim kendimizi unutmamızın acısını yaşıyor biraderim kendimizi unutmamızın. Bize bizi göstermek istiyor.
Bay B: Eyvallah. Bana kalırsa kitabı çok irdeleyerek berrak olanı bulandırmak yerine şairin Ozan şiirini okumak hem kitap hem şair adına daha açıklayıcı olacak. Tabi bu bir teklif :)
Bay E: Şiir
Türk şiirinin sancaktarı Süleyman Çobanoğlu, şiirde bir meselenin olması gerektiğini insanların yüzüne vuruyor ve bunu yaparken de arkasında onlarca çırpınan yürek olduğunun bilincinde.
Budak 04, şair Süleyman Çobanoğlu'nu konu aldı ve bir dosya halinde okuyucuya sundu. Süleyman Çobanoğlu şiiri ne kadar incelense bir o kadar daha konu çıkacağına şüphemiz yok. En dikkat çeken yazılardan bir tanesi Süleyman Çobanoğlu'nun şiirlerinde kullandığı, unutmaya yüz tuttuğumuz kelimeler sözlüğü. Dil her şeyimiz. Bize ait olanı bizce söyleyen bir dile sahibiz. Bize bunu hatırlatan şair, üç bölüme ayırdığı kitapta ilk bölümde bunu bağıra bağıra anlatmaya çalışıyor. İkinci bölüm cenk tadında geçerken son bölümde de artık yorgun bir savaşçı gibi kendi safına geri çekiliyor.
Süleyman beyin okuduğum ilk kitabı.. Türkiye'yi dert edinmiş, atları unutmamış ve din-i İslâm'ı atlamamış bir kitap. Epik bir söyleyiş var tabi didaktiklik de. Okurken bir çuvaldız geziniyorsa teninizde, ne mutlu. Sade, açık deyişler. Son 2 bölümde kalburüstü şiirler oldukça mevcut.
Aklıma Ebubekir Kurban beyin şu sözü geldi okurken, "Türkiye sevgisi imandandır."
Türkiye'yi sevmeyende var mı iman!
Kendine has üslubu, tarzı ile İsmet Özel'in kalemine en yakın bulduğu şair Süleyman Çobanoğlu. Tekfurun Kızı, Gelse de Trenden gibi şiirleriyle tanınsa da tüm şiirleri okunmaya değer
Süleyman Çobanoğlu’nun şiirlerinden oluşan kemiyet olarak az sayfalı ama keyfiyet olarak altında kalabileceğimiz ağır anlamlar içeren bir şiir kitabı... Çobanoğlu’nu anlamak kolay değilmiş... Tavsiyemizdir... TamgalarSüleyman Çobanoğlu
En kısa zamanda şairin bu kitabı üzerine yapılan incelemeleri toplayıp değerlendireceğim. Ayrıca beğendiğim şiirlerinden de alıntı yapıp incelemede tekrardan paylaşacağım.
"Bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın?..."
Yaradılışdan verilen kalp, göğüs kafesine dar gelir. Sevgi büyüdükçe kalpde büyür, insan bunu "göğsüm sıkışıyor" diye tabir eder.
İlahi sevgiyle dolan kalbe dar gelen aslında yeridir. Bu manevi sancı dayanılmaz bir hal aldığında böyle bir soru çıkar ortaya isyan ya da sitem değil. Sonsuz Kudrete olan hayranlıktır... Süleyman ÇobanoğluTamgalar
1967 yılında Afyon' da doğdu. İlkokulu burada, ortaöğrenimini ise Devlet Parasız Yatılı öğrencisi olarak Ankara Atatürk ve Afyon liselerinde tamamladı. İzmir 9 Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ni bitirdi. İstanbul'a 1991'de geldi. Çeşitli işlerde çalıştı. İlk şiirlerini 1990'da yayımladı. Çoğu Dergâh' ta yayımlanan şiirler, 1995'te bir kitapta toplandı. Kanal 7 televizyonunda kültür ağırlıklı çeşitli programların yapım ve sunumunu üstlendi. Millî Gazete' de günlük yazılar yazdı. atv'de yayınlanan Kılıç Günü dizisinin senaristliğini yaptı.Halen yayın yönetmenliğini İbrahim Tenekeci' nin yaptığı İtibar Dergisi'nde şiirlerini yayımlamakta ve TRT'de yayınlanan Sakarya Fırat adlı dizinin senaristliğini yaptı. 2014'te TRT1'de yayınlanan "Kızıl Elma" dizisinin senaristidir.