Günümüzde yaşadığımız pek çok temel sorunun –ekonomik, sosyal, ahlaki– kökeninde eğitim yattığı aşikardır. Liyakatsizlik, cehalet ve değer yoksunluğu, eğitimsiz veya yanlış eğitilmiş bireylerin eylemlerinin doğal sonucudur. Peki, bu durumla paylaştığım "Andımız" arasında ne gibi bir bağ var diye düşünebilirsiniz.
Eğitim, aslında en başta kendini eğitmekle başlar. Bu süreç, kendine telkin ederek, olumlu ifadeleri tekrar tekrar söyleyerek şekillenir. Bir yabancı kelimeyi öğrenirken kaç kez yüksek sesle tekrar eder, telkin eder ve o kelimeyi kalıcı hafızanıza, hatta kimliğinize kazırsınız? İşte tam da bu mekanizma, Andımız’ın gücünü ortaya koyar.
Türkiye’de eskiden 6-7 yaşından 14-15 yaşına kadar, haftanın beş günü okullarda istikrarlı bir şekilde okunan Andımız, çocuklara daha küçük yaştan itibaren toplumda temel bir bilinç yerleştiriyordu: Küçükleri korumak, büyüklere saygı göstermek, yurdunu ve milletini özünden çok sevmek, yükselmek ve ileri gitmek. Bunlar, en insani ve evrensel ilkelerdir.
Psikoloji bilimi, tekrarlı telkinin bilinçaltı üzerindeki etkisini uzun zamandır doğrular. Olumlu ifadelerin düzenli tekrarı, nörobilimsel olarak yeni sinir yolları oluşturur ve alışkanlıkları, hatta kimlik algısını yeniden şekillendirir. James Clear’ın “Atomik Alışkanlıklar” yaklaşımında vurguladığı gibi, küçük ama istikrarlı tekrarlar (%1’lik iyileşmeler), zamanla büyük dönüşümlere yol açar. Bilinçaltı, tekrarlanan telkinleri “gerçek” olarak kabul etme eğilimindedir; bu yüzden çocuklukta sistematik olarak verilen değerler, yetişkinlikteki davranışları derinden etkiler.
Kur’an-ı Kerim de eğitimi ve nefis terbiyesini sıkça vurgular. “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip, ona kötülük duygusunu ve takvasını ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir”