Bugün kendimize hiçbir talimat, hiçbir zorlama olmaksızın gönüllü olarak gözler önüne seriyoruz. Verilerimizi, kendimize ilişkin enformasyonumuzu, hakkımızda kimin, ne zaman, hangi vesileyle, neyi bildiğini bilmek için gönüllü olarak internete koyuyoruz.
Panoptikon; mahkumun her an izlenebileceği kaygısıyla kendi kendini denetlediği, ancak gözlemciyi asla göremediği, gözetimin sürekliliğine dayanan dairesel bir hapishane tasarımıdır.
Facebook ya da Google gibi platformlar yeni derebeyleridir. Dur durak bilmeden onların topraklarını sürer ve onların daha sonra kendi çıkarları için kullanacağı çok değerli veriler üretiriz. Esasında tamamen sömürülüyor, gözetim altında tutuluyor ve yönlendiriliyor olsak da kendimizi özgür hissederiz. Özgürlüğü sömüren bir sistemde bir direncin biçim kazanması mümkün değildir. Özgürlükle bir araya geldiği anda egemenlik tamama erer.
Bugün biz, şeyler çağından, şey-olmayanlar çağına geçiş aşamasında bulunuyoruz. Şeyler değil, enformasyonlardır bugün yaşam dünyamızı belirleyen. Artık yerde ve gökte değil, Google Earth ve Cloud’da meskûnuz. Dünya gitgide daha ele avuca gelmez, bulutsu ve hayaletsi bir hale bürünüyor. Hiçbir şey elle tutulur ve kavranabilir [hand- und dingfest] değil.
Dijital düzen, dünyayı, onu enformasyona dönüştürerek şeysizleştirmektedir. Medya teorisyeni Vilem Flusser, daha yıllar önce şöyle demiştir: “Şey-olmayanlar her yönden çevremizi istila ediyor ve şeyi diğerlerinden ediyor. Bu şey-olmayanların adı enformasyondur.”