Ellerinin ve duyularının, "benim"lerinin en uç sınırına kadar uzanması lazımdır. Bütün "benimleri nasıl da başına bela olur, onunla alay eder ve şöyle der: "Sen beni Tanrıdan aldığın için ben de sana eziyet ediyorum, acı çektiriyorum."
Tanrı güneşi bile herkese eşit dağıtmıyor. Birçokları gölgede küskün ışınları yakalamaya çalışırken, pek azı güzel ve büyük güneşli alanlarda oturuyor.
Tanrı'nın birçok eli vardır. Her ağaç, her çiçek, her ot, deniz, gökyüzü, gökyüzündeki bulutlar bütün bunlar Tanrı'nın elleridir. Onları tutabiliriz, varlığına sevinebiliriz, ama kalkıp da, "Tanrı'nın eli benim elimdir" diyemeyiz. İşte, Papalagi'nin yaptığı budur.
İnsan gerçek bir Avrupalı olunca, o kadar çok "şey"e gereksinim duyar ki, bu yüzden Papalagi'nin elleri "şey" yapmaktan dinlenmeye fırsat bulamaz. Yüzleri yorgun ve acılıdır.