Bazen tarihe kalanlar gerçekten iyi olanlar değil de oyunu kuralına göre oynayan sahtekarlar mı oldu acaba diye düşünüyorum. Yani bir yerlerde o işleri daha iyi yapan birileri vardı ve biz belki de onları unuttuk hatta hiç tanımadık bile. O halde hakiki ressamlar, hattatlar, cerrahlar aslında hep adını duymadığımız başkaları olabilir pekâlâ!
Ve yarım olan hiçbir şeye de tahammülüm yok; yarım akla, yarım inanca, yarı hakikate. […] Gibi olan hiçbir şeye tahammülüm yok benim, teslimiyet gibi görünen tanrı kompleksine, inanç gibi görünen histeriye, kentli gibi görünen kasabalılığa, yarım olan hiçbir şeye. Çünkü bir şeyın yarımı tamından ya da hiç olmamasından her zaman daha fena ve tehlikeli. Her şeyin yarımından korkacaksın. Yarım adalet, yarı cahil ve şair.
İki ismi olan insan bu ikisinden hangisi olacağını ararken mazallah ikisi birden olabilir, iki karakterli, iki hayatlı bir kişi olarak kendisine değilse bile etrafındakilere kök söktürebilirdi.
Vasat. Vasat-man. Salih'e göre Şevket'in süper gücü buydu; çok laf üretip aslında hiçbir şey söylememesine yarayan, kimsenin köpeğine hoşt, tavuğuna kışt demeden kendi gemisini yürütmesini ve böylelikle her mahallenin muhtarı, her muktedirin dostu olabilmesini sağlayan bir vasatlık.
Bütün faturanın düşünene kesilmesinden bıktım. Bu toprak okuyanını, düşünenini, münevverini, aydınını, entelektüelini. entelini hiçbir zaman sahiplenmedi. Onu hep küçümsedi. Onu hep zaman dışı, gerçek dışı buldu. Onu asla ciddiye almadı, onunla daima dalga geçildi. Sanki bir yerlerde bir hayat var; onun çok mühim ve gerçek meseleleri var da bu zavallı orada değil, çeyrek çepelek hülyalar içinde bambaşka bir yerde, harikalar diyarında yaşayan bir meczupmuş, romantik bir serseriymiş, daima gücsüz ve korkak bir enayiymiş gibi bakıldı ona.